adsense

7 Nisan 2023 Cuma

Atatürk'ten Türkiye'ye Işık Tutan Konuşmalar

...bir milli terbiye programından bahsederken, eski devrin hurafelerinden ve fıtri niteliklerimizle hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garptan gelen bilcümle tesirlerden tamamen uzak, seciye-i milliyye ve tarihiyyemizle mütenâsip bir kültür kastediyorum. Çünkü davayı millîmizin inkişâf-ı tâmmı, ancak böyle bir kültür ile temin edilebilir. Lâ-ale’t-tayîn bir ecnebi kültürü, şimdiye kadar takip olunan yabancı kültürlerin yıkıcı neticelerini tekrar ettirebilir. Kültür (Harâset-i Fikriye) zeminle mütenasiptir. O zemin, milletin seciyesidir.  (Maarif Kongresi’nin Açış Konuşması,15 temmuz 1921)

Milletimizin siyasi, içtimai hayatında, milletimizin fikrî terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır.Mektep sayesinde, mektebin vereceği ilim ve fen sayesindedir ki Türk milleti, Türk sanatı, iktisadiyatı, Türk şiiri ve edebiyatı, bütün bedayiiyle inkişaf eder. (Bursa, Öğretmenlere, 27 Ekim 1922)

...en mühim ve feyizli vazifelerimiz maarif işleridir.(Bursa, Öğretmenlere, 27 Ekim 1922)

...mütemeddin bir millet olarak medeniyet sahasının üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ferd-i milletin kafasına koyacağız, ilim ve fen için kayıt ve şart yoktur.(Bursa, Öğretmenlere, 27 Ekim 1922)

Binaenaleyh maarif programımızın, maarif siyasetimizin  temel taşı, cehlin izalesidir.Bu izale edilmedikçe, yerimizdeyiz...Yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor, demektir. (Bursa, Öğretmenlere, 27 Ekim 1922)

İtiraf edelim ki, biz üç buçuk sene evveline kadar cemaat halinde yaşıyorduk. Bizi istedikleri gibi idare eğiyorlardı, cihan bizi, bizi temsil edenlere göre tanıyordu. Üç buçuk senedir, tamamen millet olarak yaşıyoruz. Bunun maddi ve en bariz şahidi, hükümet şeklimiz ve hükümetimizin mahiyetidir ki, onu kanun "Büyük Millet Meclisi" diye adlandırdı. 
Bütün cihan bir an tereddüt etmesin ki, Türkiye devletinin yegâne ve hakiki tem-silcisi yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. (Bursa, Öğretmenlere, 27 Ekim 1922)

Ordularımızın ihraz ettiği zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için zemin hazırladı... Hakiki zaferi siz ihraz ve idame edeceksiniz ve behemehal muvaffak olacaksınız.(Bursa, Öğretmenlere, 27 Ekim 1922)

Arkadaşlar! Bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız.Fakat bu zafer süngü zaferi değil iktisat, ilim ve irfan zaferleri olacaktır. Ordumuzun şimdiye kadar istihsal ettiği muzafferiyyetler memleketimizi halası hakikiye sevk etmiş sayılmaz. Bu zaferler ancak müstakbel zaferimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır. Muzafferiyatı askeriyemizle mağrur olmayalım. Yeni ilim ve iktisat zaferlerine hazırlanalım. (Alaşehir, 25-26 Ocak 1923)

Hutbeden maksat, ahalinin tenvir ve irşadıdır, başka şey değildir. Yüz, iki yüz, hatta bin sene evvelki hutbeleri okumak, insanları, cehl ve gaflet içinde bırakmak demektir.Hutebanın herhalde nasın kullandığı lisanla görüşmezi elzemdir… Hutebayı kiramın ahvali siyasiye, ahvali içtimaiye ve medeniyeyi her gün takip etmeleri zaruridir.Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış telkinat verilmiş olur. Binaenaleyh hutbeler tamamen Türkçe ve icabatı zamana muvafık olmalıdır. Ve olacaktır. (Balıkesir, 7 Şubat 1923)

Sizler, doğrudan doğruya milletimizi temsil eden halk sınıflarının içinden ve onlar tarafından müntahab olarak geliyorsunuz. Bu itibarla memleketimizin halini, ihtiyacını, milletimizin elemlerini ve emellerini yakından ve herkesten daha iyi biliyorsunuz. Sizin söyleyeceğiniz sözler, alınması lüzumunu beyan edeceğimiz tedbirler, halkın lisanından söylenmiş telakki olunur ve bunun için en büyük isabetlere malik olur. Çünkü halkın sesi, hakkın sesidir. (İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi, 17 Şubat 1923)

Arkadaşlar, kılıç ile fütuhat yapanlar, sabanla fütuhat yapanlara mağlûp olmaya ve bin netice terki mevki etmeye mecburdurlar.Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur...Efendiler kılıç kullanan kol yorulur, nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmeye, paslanmaya mahkûm olur. Lâkin saban kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur. (İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi, 17 Şubat 1923)

Saltanatı şahsiyede her hususta yalnız tacidarların arzu, emel ve iradeleri hakimdir....Milletin arzu, emel, irade ve ihtiyaçları mevzubahis olmaktan uzaktır. Millet, amal ve iradesinden tecerrüd etmiştir. Tacidarlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir şahsiyet-i ilahiye farzederler. Etrafını alan menfaatperestan, padişahın zihniyet ve arzusunu bir lazıme-i semaviye, bir lazıme-i Kur'aniye gibi herkese telkin ederler. Bu telkinat karşısında birgün bütün halk, bu arzu ve iradelerin - bila muhakeme iradat-ı semaviye olduğuna kani olur. Bundan tecerrüde rıza gösteren bir milletin akibeti felaket, musibettir. (İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi, 17 Şubat 1923)

...Biz milli bir devir yaşamıyorduk ve milli bir tarihe malik bulunmuyorduk.Mesela Osmanlı tarihi baştan nihayetine kadar hakanların, padişahların, şahısların en nihayetinde zümrelerin hal ve hareketlerini kaydeden bir destandan başka bir şey değildir.Mazinin, asırların elimize tarih diye uzattığı kitabın mahiyeti bundan ibarettir. (İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi, 17 Şubat 1923)

Siyasi, askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadi muzafferiyetler ile taçlandırılamazlarsa, husule gelen zaferler payidar olamaz, az zamanda söner. (İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi, 17 Şubat 1923)

Efendiler, dâhil olduğumuz halk devrinin, milli devrin, milli tarihini yazabilmek için kalemlerimiz sabanlar olacaktır. (İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi, 17 Şubat 1923)

...bütün sefaletlerimizin sebebi kat'isi zihniyet meselesidir.İnsanlar ve insanlardan mürekkep olan cemiyetler her şeyden evvel bütün fertleriyle salim bir zihniyete sahip olmalıdırlar. (Konya, 20 Mart 1923)

Bu millete gideceği yolu gösterirken dünya’nın her türlü ilminden, keşfiyatından, terakkiyatından istifade edelim, lâkin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz.(Konya, 20 Mart 1923)

...milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin şikarıdır. (Konya, 20 Mart 1923)

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışması söylememize imkânı yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim” diyemez.(Konya, Kadınlar ile, 21 Mart 1923)

...bir heyeti içtimaiye aynı gayeye bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse terakki ve temeddün etmesine imkânı fennî ve ihtimali ilmî yoktur. (Konya, Kadınlar ile, 21 Mart 1923)

Anaların bugünkü evlâtlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için evsafı lâzımeyi haiz evlât yetiştirmek, evlâtlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak, pek çok yüksek evsafın hamili olmağa mütevakkıftır. Binaenaleyh kadınlarımız hattâ erkeklerden daha çok münevver, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmağa mecburdurlar.  Eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar.(Konya, Kadınlar ile, 21 Mart 1923)

Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr muallim ve mürebbileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister.Yeni nesli, bu evsaf ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.(Muallimler Birliği, 25 Ağustos 1924)

Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" nesiller ister. (Muallimler Birliği, 25 Ağustos 1924)

Efendiler; Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalâlettir. (Samsun, Öğretmenler ile, 22 Ekim 1924)

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir (Ankara, 10. Yıl Söylevi, 29 Ekim 1933)

...bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür. (Ankara, 10. Yıl Söylevi, 29 Ekim 1933)

2 Nisan 2023 Pazar

Şirket-i Hayriye'nin Boğaziçi Vapurları

 

Yandan çarklılar (alt ve üst)















  istimbot (stemboat) - 36 Mirgun(Emirgan)






uskurlu (alt ve üst)


Haskoy Tersanesi

1 Nisan 2023 Cumartesi

Homerostan Cumhuriyet'e / Tarihte Türkiye Haritaları


Piri Rein'in elinde, Kristof Kolomb'un yeni Dünya'yı gösteren haritalardan biri bulunmaktadır.Yani Piri resi Waldseemüller'den çok önce Amerika Kıtasının varlığından haberdardır.1513 yılında oluşturduğu dünya haritasında Yeni Dünya topraklarından Antilya olarak bahseder.

Ne yazık ki Piri Reis'in yaptığı dünya haritasının değerini ne  Yavuz Sultan Selim ne de Kanuni Sultan Süleyman anlayabilmiştir.

Semih Saygıner'den



"En büyük başarısı bir insanın tembelliğine karşı koymasıdır...Hayattan talebi olan insanlar harekete geçer." Semih Saygıner




27 Mart 2023 Pazartesi

İtiraflarım

Hayatım durma noktasına gelmişti.Soluk alabiliyor, yiyebiliyor, içebiliyor, uyuyabiliyordum...Ama yaşamıyordum, çünkü gerçekleştirmeyi mantıklı bulabileceğim hiçbir arzum yoktu....Sanki yaşayacağım kadar yaşamış, yürüyeceğim kadar yol yürümüştüm de bir uçurumun kenarına gelmiştim...

Bir insanın kim olduğunu anlayabilmesi için önce, birbirlerini anlamayan, kendisi gibi insanlardan oluşan bütün o gizemli insanlığı anlaması gerekmektedir.

Eğitimli ve bilge kişilerin ortaya koydukları akla dayalı bilgi yaşamın anlamını reddederken büyük insan kitleleri, bütün insanlık, bu anlamı akıldışı bilgiyle algılıyordu.Bu akıldışı bilgi ise inançtır, tam da benim kabul edemeyeceğim şey.Bu, Tanrıdır...

...şunu anladım ki, inancın verdiği yanıtlar her ne kadar akıldışı ve gerçek anlamından saptırılmış da olsa, bu yanıtların üstün olan bir yanı vardı.Bu yanıtların getirdiği her çözümde sonlu ile sonsuz arasındaki ilişkiye yer verilmişti.

İnanç varoluşun gücüdür.

...varoluşun ne anlama geldiğini kavrayabilmek için ilk önce yaşam anlamsız ve kötü olmamalıydı.Ancak bu şekilde onu akıl yoluyla açıklayabilirdik.

Tolstoy

4 Mart 2023 Cumartesi

Galatasaray

ilk müzayede alımım

1868-1968, mekteb-i sultan, galatasaray lisesi, 100.yıl özel

4 Şubat 2023 Cumartesi

Duygusal Çeviklik

Duygusal çeviklik düşüncelerinizi kontrol etmek veya kendinizi daha olumlu düşünmeye zorlamak değildir...gevşemekle, sakinleşmekle ve daha anlamlı bir yaşam sürmekle ilgidir.

"İnsanın Anlam Anlayışı" Viktor Emil Frankl

Günlük tutmak daha az yas tutmamı sağlamadı ama travmayı atlatmama izin verdi.Ayrıca zorlu duygulardan kaçmak yerine onlarla yüzleşmenin gücünü gösterdi...

...tüketici kültürümüz, bizi rahatsız eden şeylerin çoğunu kontrol edebileceğimizi veya düzeltebileceğimiz, bunları yapamadıklarımız da fırlatıp atmamız ya da yerine yenisin, koyma fikrini destekler...Ne yazık ki bunların hiçbiri pek bir işe yaramaz.

Rahatsız edici duygu ve düşünceleri olumsuzdan olumluya dönüştürmeye çalışmak kendini daha kötü hissetmenin neredeyse kesin yoludur.

...olumsuzluk normaldir.Bu temel bir gerçektir.

Duygusal çeviklik elde etme süreci dört temel hareket ihtiva eder:
Kendini Göstermek..merakla, istekle yüzleşmek  anlamına gelir
Araya Mesafe Koymak...zor duygularımız yaşarken onları tanımlayabilir ve tepki vermenin daha uygun yollarını bulabiliriz
Amacınız Doğrultusunda Yürümek...sizi siz yapan özünüzdeki değerler
Yola Devam Etmek
-İnce Ayar İlkesi
-Tahterevalli İlkesi...mücadele ile yeterlilik arasında mükemmel bir denge

Duygusal çevikliğin nihai hedefi, mücadele ve gelişim hissini ömür boyu canlı ve iyi tutmaktır.

Oltaya Takılmak
....sorun sadece kendimize anlattığımız şüpheli, her zaman doğru olmayan hikayelerin bizi çatışmalı bir halde bırakması değildir.Esas mesele bu hikayelerin tarif ettiği dünya ile yaşamak istediğimiz, gerçekten gelişebileceğimiz dünya arasındaki çatışmadır.

Düşüncelerinizi gerçekler olarak kabul ettiğinizde oltaya takılmış olursunuz.

Yetkili kim, düşünen mi yoksa düşünce mi?
Tekrar ediyorum, problemimizin bir kısmı sadece düşüncelerimizin işlenme biçimi bile olabilir.

"Harita, bölgenin kendisi değildir"

...fikirlere, objelere ve insanlara, hatta kendimize bile alışkanlığa bağlı, esnek olmayan tepkiler veririz.Bu kolay ve hızlı kategoriler ve onların yol açtığı çabuk kararlara genellikle sezgisel (heuristics) denir ama göz kararı sözü de aynı işi görür.

...ne yazık ki bu hızlı izlenimlerimiz yanlış olabilir.

"Hızlı ve Yavaş Düşünme" psikolog Daniel Kahneman

"Benim için zor bir soru çünkü düşünüyorum."

Sezgilerimiz...hakim olmaya başladığında...Çeviklikten yoksun kalırız

Fazla özgüven, deneyimli kişilerin bağlamsal bilgiyi görmezden gelmesine yol açar.

Belirli bir düşünmeye ya da davranma biçimine takılıp kalmış olan insanlar dünyaya olduğu gibi dikkat etmezler.Bağlam her ne olursa olsun ona karşı duyarsızdırlar.

1.Olta:Düşünceleri Suçlama
2.Olta:Maymun Zihinlilik...içimizdeki geveze
3.Olta:Eski, Bayat Fikirler
4.Olta:İnatçı Dürüstlük...Heraklitos...aynı nehirde iki kez yıkanılmaz

Nietzche..."Bir espri, bir  duygunun mezar taşı yazısıdır."

Duygularımızı öldürerek "oltadan kurtulmaya" çalıştığımızda gerçek kurban bizim kendi esenliğimizdir. - Salla Gitsin...

Kara kara düşünenin hep kendine odaklanmsı başka kimsenin ihtiyaçlarına yer bırakmaz, bu yüzden dinleyiciler sonunda ondan uzaklaşır...ve yalnız başına bırakırlar.

Duygularınızla ne kadar mücadele ederseniz o kadar derine batarsınız.

Mutluluk oltası..."gülümsemeye devam edersek" her şeyin yolunda gideceği inancıdır.

Yanak kasları ve göz çevresi(orbikularis okuli) kasları...sahici bir gülümsemede her ikiside çalışır...sahte bir mutluluk ifadesi takındığımızda gözlerimizin yanında buluna bu minik kaslar hareketsiz kalır.

Mutlu insanlar genellikle ilk bilgilere gereğinden fazla önep verip sonraki ayrıntıları görmezden gelir veya küçümserler.Bu da tipik bir şekilde " halo etkisi" oluşturur.

Olumsuz ruh halleri içindeki insanlar daha zor kandırılabilir ve daha şüphecidirler.

Gerçek mutluluk, dışsal bir neden olmaksızın sırf sevdiğiniz için ilgilendiğiniz aktiviteler aracılığıyla gelir.

Farkındalık ve kabulle tam olarak kendimizi gösterdiğimizde en kötü şeytanlar bile genellikle geri çekilirler.

Kabul, değişimin ön koşuludur

Öz duyarlılığa sahip olan insanlar amaçlarına ulaşamadıklarında ki bazen bu olur, dağılmazlar.

...anlamlı bir hayat yaşamak ve gerçekten gelişmek için sahip olunması gereken en önemli becerilerden biri, perspektifinizi genişletin...

Nasıl bir ilişki kurmak istiyorum?
Hayatımın neyle ilgili olmasını istiyorum?
Çoğu zaman kendimi nasıl hissediyorum?Nasıl durumlar kendimi capcanlı hissetmemi sağlıyor?

Hayatın belirli bir yönünde "istiyorum" u bulamıyorsanız, bu durum sırada değişimin olduğuna dair bir işaret olabilir.

Konu etkili değişim yaratmak olduğunda isteme motivasyonuyla bağlantı kurmak önemlidir.

Duygusal çeviklik, aşırı yeterlilik ile aşırı zorluk arasında dengeyi bulmayı gerektirir.Bu da tahterevalli ilkesidir.

Hayattaki tahterevalli ilkesi, al-ver dengesinin, aşina olunanın yeterlilik ve rahatlılığının, bilinmeyenin heyecan ve hatta stresinin yaratıcı gerilimi içinde var olduğu noktanın bulunması anlamına gelir.Bu optimum gelişim bölgesine çok özel bir yolla geliriz: becerilerimizin kıyısında yaşadığımızda.

...uygun miktarda stres harika bir motivasyon kaynağı olabilir.Zaman zaman rahatsızlık verici olsa da bizi ileriye götüren şey strestir...Stres, değişim ve onunla gelen öğrenme ile büyümenin doğal ve beklenen tamamlayıcısıdır.

Gelişmek yaptığınız şeyin sınırlarının ve ona dair becerinizin veya derinliğinizin artmasıdır.Sınır konusunda kendinize şunu sorun:"Son zamanlarda beni korkutan ne yaptım?En son ne zaman birşey deneyip başarısız oldum?" Eğer hatırlamıyorsanız muhtemelen fazla güvenli davranıyorsunuz demektir.

Derinliğe gelince, en son ne zaman işteki yaratıcılık gerektiren bir girişime ya da ilişkinize bütün tutkunuzu yatırdığınız ve gerçekten her şeyi açıkça ortaya koyduğunuz için kendinizi kırılgan hissettiniz?etrafınızdaki insanları gerçekten tanıyor musunuz yoksa derin ve gerçek olanı sınırlayan havadan sudan sıhbetlere mi güveniyorsunuz?

Duygusal çevikiği olan bir lider..."Bu toplantının ortak amacı ne? Toplandığımızda ekip üyelerimin ne hissetmesini istiyorum?Geri bildirimim kendi amaçlarını gerçekleştirmelerine nasıl yardımcı olabilir?" diye sorgulayabilir.

Gerçek olmak biraz çiziklerinin olmasını, hatta belki biraz hırpalanmayı gerektirir.

Kendinizi acıyla gelecek olan sevgiye ve sevgiyle gelecek olan acıya, başarısızlıkla gelecek başarıya ve başarıyla gelecek başarısızlığa açın.