Teperestoran
Sadece okuduğum kitaplar, makaleler, beğendiğim müzikler ve biraz da farklı başlıklar...
adsense
7 Mart 2026 Cumartesi
Usta Ve Margarita
25 Ocak 2026 Pazar
Adanmışlık
Polonyalı Filozof Zygmunt Bauman -> "Akışkan modernite" , tek bir kimliğe, yere ya da topluluğa bağlanmak istemediğimizi, bu nedenle sıvı gibi, gelecekteki herhangi bir şekle uyum sağlayabilecek bir durumda kaldığımızı açıklıyor.Sadece biz değil, etrafımızdaki dünya da sıvı gibidir. Hiçbir işin ya da rolün, fikrin ya da davanın, grubun yada kurumun uzun süre aynı biçimde kalacağına güvenmiyoruz ve onlar da bize güvenmiyorlar....Akışkan modernite:Sonsuz gezinme modu'dur.
Bir şeye ilginizi kaybettiğinizde şeçeneklere sahip olmak harikadır ama bir şeçenekten diğerine ne kadar çok atlarsan, herhangi bir seçenekten o kadar az tatmin olduğumu öğrendim ben...ve son zamanlarda en çok, yeniliğin heyecanından çok, arkadaşlarla yemek yenilen o mükemmel salı gecelerini istiyorum ben.O uzun zamandır tanıdığınız, daha iyi birini buldukları için sizi asla bırakmayacak olan arkadaşlar...
"Bağlılık karşı kültür"...günümüzün baskın kültürünün bizi yapmaya zorladığının tersi...burada bahsettiğimiz türden insanlar asidir...Bazı şeylerle aralarında ilişkiler kurarlar.Ve bu ilişkilere duydukları sevgiyi, onlar için uzun süre çalışarak, onlar uğruna kapıları kapatarak ve seçeneklerden vazgeçerek gösterirler.
Hayatın bize sunduğu şey genellikle budur: büyük, cesur anlar değil, kendi anlamımızı yaratmamız gereken küçük, sıradan anlardan oluşan bir akış.
Sevdiklerimiz, adanmışlık konusunda ustalaşmış kişilerdir...elli yıldır var olan o köşebaşı pizzacısı, spor alanında Michael Jordan'ın Bulls'u, Serena Williams...
Tüm bu çözülmeye rağmen - derinlik yerine yeniliğin, topluluk yerine bireyselliğin, amaç yerine esnekliğin - kültürümüz halen evliliği ve ebeveynliği kutsal, ölmekte olan bağlılıkların sonuncusu olarak görüyor.
Günümüz dünyasında çözülmesi gereken çok büyük sorunlar, reform yapılması gereken sistemler, yeniden inşa edilmesi gereken kurumlar ve onarılması gereken gedikler var...bu zorlukların üstesinden gelmenin önündeki en büyük engel, bu zorlukların üstesinden gelmeye kendini adamış yeterli sayıda insanın olmamasıdır...Adanmışlık dünyayı değiştirmek için atılması gereken ilk adımdır ve adanmışlık konusundaki korkularımız bu adımı atmamıza engel olmaktadır.
Değişim için neden adanmışlık gereklidir? Çünkü değişim hızlı değil, yavaş gerçekleşir...değişim zaman aldığında daha fazlasına, uzun soluklu bir çabanın başa bela olabilecek can sıkıntısı, dikkat dağınıklığı, yorgunluğu ve belirsizliği aşmamızı sağlayacak bir şeye ihtiyacımız olur...Bağlılık.
...Özü itibariyle bağlılık çoğunlukla zamanımızı kontrol altına almakla ilgilidir.Zamanımızın uzunluğunu ölüm kontrol eder.Ama zamanımızın derinliğini biz kontrol ederiz.Bağlılık hayatımızın sınırlı uzunluğu karşısında sınırsız derinliğin peşinden gitmeyi seçmektir.
Bir şeye adanmayı seçtiğimizde kutsal bir şey yapmış oluruz
Sonsuz Gezinme Modu'nun hazzı
- Esneklik - artık birşey beğenmediğinizde oradan ayrılabilme becerisi - gezinmenin en keyifli yanı...Çoğu zaman büyük bir rahatlamadır...keşif için bir önkoşuldur.
- Özgünlük -kişinin gerçek benliğini yansıtmayan kalıtsal bir bağlılıktan kurtulmanın özgünlüğü
- Yenilikçilik - ne zaman yeni birşey denesek heyecan duyarız.
Sonsuz Gezinme Modu'nun sancıları
- Felç - ne kadar çok seçeneğiniz olursa...o kadar az tatmin olursunuz ve bağlanma konusunda güveniniz o kadar azalır...Psikolog Barry Schwarts->"Bolluk Paradoksu"..bir noktada "şeçim artık özgürleştirmiyor, zayıflatıyor."...bize aşırı sorumluluk yükler, beklentilerin yükseltilmesi anlamına gelir...Asla ulaşamayacağımız bir tatmin duygusunun peşinden koşarız."Arzu için dur durak yoktur, kendi içinde sozsuzdur.."
- Anomi - yalnızlığı, yani hiçbir şeyle bağlantınızın olmamasının ve beklentiye sahip olmamanın verdiği rahatsızlık
- Sığlık - uzun süre bağlı kalmanın getireceği daha derin deneyimleri kaçırırız..Sürekli bir bağlılık, dünyamıza şekil verebilmemizin, önemli olanı önemsiz olandan ayırabilmemizin tek yolu budur.
- Kalıcılık - derinliğin kaba bir ölçüsüdür.
4 Kasım 2025 Salı
Açlık Sanatçısı
...şimdiye dek hiçbir gösterinin sonunda kafesinden kendi arzusuyla çıkmamıştı.Menajeri aç kalma süresini kırk gün olarak belirlemişti.
Açlık Sanatçısı "...çünkü tadı hoşuma giden bir yemek yok.Böyle bir yemek olsa, asla bu ünün peşinden koşmaz, sizin gibi, diğer insanlar gibi karnımı doyururdum."
30 Ekim 2025 Perşembe
Antik Dünya
Çeyrek milyon izleyici alabilen amfitiyatro ve Circus Maximus'taki kalabalığın bağırışları şehri çınlatırdı..
...çoğu heykel boyalıydı.Ya da yaldızlı, cilalı veya vernikliydi.Yüzün temel özellikleri izleyicinin dikkatini çekmek için vurgulanırdı...gözler beyaza boyanır ya da renklendirilmiş camla bezenirdi.Dudaklar çarpıcı kırmızılarla...ve heykel ne kadar önemliyse renklendirme daha belirgin, daha şaşalı olurdu.
Homeros.."şarap rengi deniz" benzetmesi sadece rengiyle değil keskin, kekre tadı ve kokusuyla da ilgilidir...Tat almanın, koklamanın ve hissetmenin renkleri olduğu fikri, bizim çok kolay anlayabileceğimiz bir şey değil.
Okuryazarlık...nüfüsun sadece 5%'i işlevsel düzeyde..temel metinleri okuyacak kadar okuryazardı.
Bizim klasik kültür olarak gördüğümüz şey, küçük bir zengin grubun yüksek kültürüydü.Sadece varlıklı kesin şiir okumak ya da düzyazının incelikli noktalarını öğrenmek için zaman harcayabiliyordu.
Antik dünya, erkek egemendi.Sadece erkekler oy kullanabiliyor ve kamu hizmetinde görev alabiliyordu...bütün metinler erkekler tarafından erkekler için yazılmıştır...Nüfus gençti..25 yıldan daha uzun ömür beklentisi olmazdı.
Atina..toplam nüfusu 250.000 idi ve bu nüfusun sadece 30.000'i vatandaştı...oy kullanma hakkına sahip kimseler Atina nüfusunun 10%-15%'ine kadar düşmüştü...Her vatandaş kanunlarla ilgili teklif verebiliyor ve oylama yapılabiliyordu...Seçimler güvenilir değildi çünkü zengin ve güçlülerin seçmenlerin oylarını satın almasıyla sonlanıyordu.
Nüfusun büyük bölümünü köleler oluşturuyordu...Roma'da nüfusun üçte birini oluşturan köleler her yerdeydi...Bir köleye sahip olmak, günümüzde bir buzdolabına sahip olmak kadar normaldi.
Ortalama bir antik şehrin sokaklarında yürümek bizi her türden dini görselin bombardımanına tutardı..kapılarda tutulan ev tanrıları..
Felsefe, çoğunluğu üst sınıf erkeklerden oluşan çok küçük bir grup tarafından yapılıyordu.
...antik dünya doktorları insan vücudunu organların değil, sıvıların bir bütünü olarak görüyordu.
...kimle seks yaptığınız değil, kimin kime ne yaptığı önemliydi.Kabul edilir olan sadece üstte olmaktı.
Günlük dil kaba olabiliyordu...taşlardan birinde "Selam, göt oğlanı Octavian!" kazılıdır
"sıradan" insanlar...95%-99%'u seçkin olmayanlardan oluşuyordu...gündelik işçi olarak tarlalarda çalışan veya şantiyelerde ağır işler yapan erkekleri kapsıyordu.
...hayat sokaklardaydı.Sosyalleşme, dedikodu yapma ve son haberleri alma imkanı veren berberlerde, çeşmelerde, pazar yerlerinde, tavernalarda, şarap dükkanlarında ve hamamlarda vakit geçiriyorlardı.
...Gemiciye rüzgarın nereden estiği sorulmuş, o da "Fasulye ve soğandan"demiş
23 Ekim 2025 Perşembe
Ölüm bir Varmış bir Yokmuş
15 Temmuz 2025 Salı
Retorik
Aristoteles..."eğer yargıçların kararları olmaları gereken şekilde ortaya çıkmıyorsa bunu konuşmacıların kusurlarına bağlamak gerekir, davanın kendisine değil."
Sokrates'in öğrencisi Platon...-> kandırma sanatı
Platon'un öğrencisi Aristoteles...-> inanılır ve ikna edici olmanın, ikna etmenin sanatıdır.
Quintillianus..->güzel konuşma sanatı
Cicero...->Bir konuşmacının 3 tane görevi vardır. Docere->Öğretmek, Delactare->Keyifli anlatmak, Movere->Kitleyi harekete geçirmek
Cicero-> Retorik, beş küçük sanattan oluşan büyük bir sanattır
2.Dispositio (konuşmanın yapısı)
3.Elocutio
4.Memoria
5.Actio
Tam olarak ne söylemek istiyorsun?
28 Haziran 2025 Cumartesi
İnsanlığımı Yitirirken
Artık, özümü tamamen gizlemeyi başardığıma inanırken, bir şekilde sırtımdan vuruldum...
Kendimi bile ürpertecek kadar korkunç bir resim çıktı ortaya. Dış dünyaya karşı neşeyle gülüyor, insanları da güldürüyordum ama aslında böylesi karanlık bir yüreğim vardı.
Ben doğuştan dışlanmış olduğumu hisseder, şu dışlanmış bir insan diye parmakla gösterilen biriyle karşılaştığımda, içimde mutlaka bir rahatlama duygusu uyanırdı.
O çorba ve Horiki'nin tadını çıkarış şekli, bana metropol insanının hesapçılığı, tabii birde topluluk içinde ve dışındaki eylemleri arasına keskin çizgiler çizerek yaşayan aile üyelerinden müteşekkil Tokyo hanelerinin neye benzediğine dair bir ders öğretmişti.
İyilik-kötülük kavramları insanların ürettiği bir şeydir.İnsanların kendi başlarına ürettikleri ahlaka dair sözcüklerdir.
