adsense

7 Mart 2026 Cumartesi

Usta Ve Margarita

Woland..."Aptal kelimelerini gölgelerin varlığını kabul etmiyormuşsun gibi telaffuz ettin, aynı şekilde kötülüğünde...Kötülük olmasa senin iyiliğin ne işe yarardı ve gölgeler kaybolsa dünya nasıl görünürdü?Gölgeler nesnelerden ve insanlardan ötürü oluşur ne de olsa.İşte kılıcımın gölgesi.Ama ağaçların ve canlı varlıkların da gölgeleri olur.Saf ışığın tadını çıkarma fantezin yüzünden, üzerindeki bütün ağaçları ve bütün canlıları söküp atarak bütün yerküreyi çırçıplak bırakmak mı istiyorsun yoksa?Aptalın tekisin."



25 Ocak 2026 Pazar

Adanmışlık

Polonyalı Filozof Zygmunt Bauman -> "Akışkan modernite" , tek bir kimliğe, yere ya da topluluğa bağlanmak istemediğimizi, bu nedenle sıvı gibi, gelecekteki herhangi bir şekle uyum sağlayabilecek bir durumda kaldığımızı açıklıyor.Sadece biz değil, etrafımızdaki dünya da sıvı gibidir. Hiçbir işin ya da rolün, fikrin ya da davanın, grubun yada kurumun uzun süre aynı biçimde kalacağına güvenmiyoruz ve onlar da bize güvenmiyorlar....Akışkan modernite:Sonsuz gezinme modu'dur.

Bir şeye ilginizi kaybettiğinizde şeçeneklere sahip olmak harikadır ama bir şeçenekten diğerine ne kadar çok atlarsan, herhangi bir seçenekten o kadar az tatmin olduğumu öğrendim ben...ve son zamanlarda en çok, yeniliğin heyecanından çok, arkadaşlarla yemek yenilen o mükemmel salı gecelerini istiyorum ben.O uzun zamandır tanıdığınız, daha iyi birini buldukları için sizi asla bırakmayacak olan arkadaşlar...

"Bağlılık karşı kültür"...günümüzün baskın kültürünün bizi yapmaya zorladığının tersi...burada bahsettiğimiz türden insanlar asidir...Bazı şeylerle aralarında ilişkiler kurarlar.Ve bu ilişkilere duydukları sevgiyi, onlar için uzun süre çalışarak, onlar uğruna kapıları kapatarak ve seçeneklerden vazgeçerek gösterirler.

Hayatın bize sunduğu şey genellikle budur: büyük, cesur anlar değil, kendi anlamımızı yaratmamız gereken küçük, sıradan anlardan oluşan bir akış.

Sevdiklerimiz, adanmışlık konusunda ustalaşmış kişilerdir...elli yıldır var olan o köşebaşı pizzacısı, spor alanında Michael Jordan'ın Bulls'u, Serena Williams...

Tüm bu çözülmeye rağmen - derinlik yerine yeniliğin, topluluk yerine bireyselliğin, amaç yerine esnekliğin - kültürümüz halen evliliği ve ebeveynliği kutsal, ölmekte olan bağlılıkların sonuncusu olarak görüyor.

Günümüz dünyasında çözülmesi gereken çok büyük sorunlar, reform yapılması gereken sistemler, yeniden inşa edilmesi gereken kurumlar ve onarılması gereken gedikler var...bu zorlukların üstesinden gelmenin önündeki en büyük engel, bu zorlukların üstesinden gelmeye kendini adamış yeterli sayıda insanın olmamasıdır...Adanmışlık dünyayı değiştirmek için atılması gereken ilk adımdır ve adanmışlık konusundaki korkularımız bu adımı atmamıza engel olmaktadır.

Değişim için neden adanmışlık gereklidir? Çünkü değişim hızlı değil, yavaş gerçekleşir...değişim zaman aldığında daha fazlasına, uzun soluklu bir çabanın başa bela olabilecek can sıkıntısı, dikkat dağınıklığı, yorgunluğu ve belirsizliği aşmamızı sağlayacak bir şeye ihtiyacımız olur...Bağlılık.

...Özü itibariyle bağlılık çoğunlukla zamanımızı kontrol altına almakla ilgilidir.Zamanımızın uzunluğunu ölüm kontrol eder.Ama zamanımızın derinliğini biz kontrol ederiz.Bağlılık hayatımızın sınırlı uzunluğu karşısında sınırsız derinliğin peşinden gitmeyi seçmektir.

Bir şeye adanmayı seçtiğimizde kutsal bir şey yapmış oluruz

Sonsuz Gezinme Modu'nun hazzı

  • Esneklik - artık birşey beğenmediğinizde oradan ayrılabilme becerisi - gezinmenin en keyifli yanı...Çoğu zaman büyük bir rahatlamadır...keşif için bir önkoşuldur.
  • Özgünlük -kişinin gerçek benliğini yansıtmayan kalıtsal bir bağlılıktan kurtulmanın özgünlüğü
  • Yenilikçilik - ne zaman yeni birşey denesek heyecan duyarız.

Sonsuz Gezinme Modu'nun sancıları

  • Felç - ne kadar çok seçeneğiniz olursa...o kadar az tatmin olursunuz ve bağlanma konusunda güveniniz o kadar azalır...Psikolog Barry Schwarts->"Bolluk Paradoksu"..bir noktada "şeçim artık özgürleştirmiyor, zayıflatıyor."...bize aşırı sorumluluk yükler, beklentilerin yükseltilmesi anlamına gelir...Asla ulaşamayacağımız bir tatmin duygusunun peşinden koşarız."Arzu için dur durak yoktur, kendi içinde sozsuzdur.."
  • Anomi - yalnızlığı, yani hiçbir şeyle bağlantınızın olmamasının ve beklentiye sahip olmamanın verdiği rahatsızlık
       Durkheim-> düzenli kültürler...kendinizi grubun bir parçası olarak hissedersiniz, grubun bir üyesi olmanız için sizden taleplerde bulunulur ve herkes birbirini kollar
                       -> düzensiz kültürler...gerçekten bir üye gibi hissetmediğiniz ve kimsenin sizi gözetmediği kültürlerdir

        Anomi, bir oyunu kaybetmenin çaresizliği değil, bir skor tabelasına sahip olmamanın çaresizliğidir; bir yolculukta kaybolmanın çaresizliği değil, kayda değer bir varış noktasına sahip olmamanın çaresizliğidir.

      ...bir başka deyişle-> fazla rahat davranmak.

      Anomi sadece topluluk ihtiyacı ile ilgili değildir. Aynı zamanda düzen(kültürel normlar, ahlaki rehberlik ve kurallar) ihtiyacıyla da ilgilidir.İnsanların özlem duyduğu şey sadece arkadaşlar değildir.Aynı zamanda bir amaca odaklanmış bir topluluğun parçası olmanın getirdiği hesap verebilirliği de arzularız. Sıcak duygular yeterli değildir, aynı zamanda karşılanması gereken beklentileri, ulaşılması gereken hedefleri ve kazanılması gereken saygınlığı isteriz....İşte bu nedenle üyelerinden daha fazlasını isteyen, yani sadece arzularına hizmet etmek yerine, onlara büyük sorumluluklar veren kuruluşlar başarılı olmaktadır. "Ne zaman istersen gel ve ne yaparsan yap, sorun değil." diye işverenlerin "Sana ihtiyacımız var, seni çalıştırmaya hazırız ve hepimiz sana güveniyoruz." diyenlerden daha az gönüllü toplamasının nedeni budur....Öğrencileri için en yüksek beklentilere sahip olanlar - genellikle en sadık takipçilere sahiptir.

  • Sığlık - uzun süre bağlı kalmanın getireceği daha derin deneyimleri kaçırırız..Sürekli bir bağlılık, dünyamıza şekil verebilmemizin, önemli olanı önemsiz olandan ayırabilmemizin tek yolu budur.
  • Kalıcılık - derinliğin kaba bir ölçüsüdür.
          "İnce buz üzerinde kayarken, güvenliğimiz hızımıza bağlıdır" 

Özgürlük ve Adanmışlık Arasında

"Vizyonun olmadığı yerde insanlar yok olur"..özgürleşme, kim olduğumuzun hikayesinin yalnızca yarısıdır.Diğer yarısı ise adanmışlıktır.İnsanlar özgür olmak ister ama biz bir şeyler yapmak için özgür olmak isteriz.

Adanmışlık...Hayal gücünü, yani henüz orada olmayanı tasavvur etme becerisini gerektirir.Sentezi, bağlantı kurma becerisini gösterir.Odaklanmak ve inatçılık (yeni bir şey olmasa bile aynı göreve tekrar tekrar dönebilrisiniz) çok önemlidir. Tutku, bağlılığı sürdürmek için gereken coşku önemlidir.Ve hürmet. Hepsinden önemlisi, bağlılık (yani mevcur başka seçenekler olmasına rağmen bir şeye baplı kalma becerisi) gerekir.

...Akışkan modernitenin temel metaforu...akışkan olmak, şeklinizi koruyamamaktır.Özgürleşme ve adanmışlık arasında kaldığınızda olan da budur.Erimişsinizdir ve tekrar katı hale gelmenin bir yolunu bulamazsınız.

Gianan M.Eckhardt ve Fleura Bardhi-> "erişim ekonomisi"...Bu, herhangi bağlılık göstermeden her şeye erişebildiğiniz bir ekonomi.

Uzun Yol Kahramanlığı

Üçüncü bir yol...Gönüllü bağlılık...kendini özgürleştirdikten sonra kendini adamak, gezindikten sonra bağlanmak.

...Süreç yavaş ve organiktir, hızlı ve mekanik değildir.

Reformu Jacob Riis...."Bir taş yontma ustasına bakın, taşını belki yüz kez çekiçle döver ve taşında en ufak bir çatlak bile oluşmaz.Yüz birinci darbede taş ikiye ayrılı ve biliyorum ki bunu yapan son darbe değil, ondan önce gelen bütün darbelerdir."

Tarih, hiçbir şeyin değişmediğine inanmayı reddeden ama yine de değişimin uzun zaman aldığını anlayan adanmış insanlarla doludur.

Hayatınızı bir davaya adamak asil bir davranıştır ancak günlük yaşamınızı bu davaya adamak daha da asildir.

Karşı Kültür Turu

Abraham Joshua Heschel; "Kötülüğe karşı kayıtsızlık kötülüğün kendisinden daha kötüdür, özgür bir toplumda bazıları suçludur ama herkes sorumludur."

Beni en çok neşelendiren şeylerin - eski dostlar ve eski uğrak yerleri, belirli günlere ait ritüeller, eskimeyen şarkılar...hepsinin bağlılıktan kaynaklandığını gözlemlemeye başladım.

"Bir insan topluluğu, yerel toprağı ve yerel hafızayı yerinde tutan bir tür merkezcil kuvvet uygulamadır." ..günümüzde çoğu yer, yerel kültürün taşıyıcaları olmaya adanmış yeterli sayıda vatansevere, kendilerini bu kültüre adamış yeterli sayıda insan sahip değiller ve bunun sonucunda birçok yerel kültür ve topluluk yok olmaktadır.

...görev bilinci "gelişen bir kültürün vazgeçilmez bir özelliğidir." Miras aldığımız tüm o kurumların, düşünce biçimlerinin, hikayelerin, şarkıların, geleneklerin, uygulamaların sürdürülmeye ihtiyacı vardır...
görev bilinci aktifdir, ...onunla ilgilenirken onu geliştirmeye çalışmayı ve ardından onu özenle bir sonraki nesle aktarmayı içerir.

En önemli bağlılık, diğer insanlara olan bağlılıktır.Bu, yol arkadaşlarının yaptığı şeydir.Yoldaşlık...


4 Kasım 2025 Salı

Açlık Sanatçısı

 

...şimdiye dek hiçbir gösterinin sonunda kafesinden kendi arzusuyla çıkmamıştı.Menajeri aç kalma süresini kırk gün olarak belirlemişti.

Açlık Sanatçısı "...çünkü tadı hoşuma giden bir yemek yok.Böyle bir yemek olsa, asla bu ünün peşinden koşmaz, sizin gibi, diğer insanlar gibi karnımı doyururdum."

30 Ekim 2025 Perşembe

Antik Dünya

Antik bir şehirde gezinirken neler çıkar karşımıza?...Çöp ve insan dışkılarının feci kokuları fena çarpar yüzümüze...Ölüm de sinerdi şehrin havasına.Evsizlerin çoğu sokaklarda ölürdü.

Ölünün ortadan kaldırılması için daha çok yakılma yoluna gidildiği Roma'da cesetler şehir dışına götürülür ve basit bir odun yığınıyla yakılırdı.

Çeyrek milyon izleyici alabilen amfitiyatro ve Circus Maximus'taki kalabalığın bağırışları şehri çınlatırdı..

...çoğu heykel boyalıydı.Ya da yaldızlı, cilalı veya vernikliydi.Yüzün temel özellikleri izleyicinin dikkatini çekmek için vurgulanırdı...gözler beyaza boyanır ya da renklendirilmiş camla bezenirdi.Dudaklar çarpıcı kırmızılarla...ve heykel ne kadar önemliyse renklendirme daha belirgin, daha şaşalı olurdu.

Homeros.."şarap rengi deniz" benzetmesi sadece rengiyle değil keskin, kekre tadı ve kokusuyla da ilgilidir...Tat almanın, koklamanın ve hissetmenin renkleri olduğu fikri, bizim çok kolay anlayabileceğimiz bir şey değil.

Okuryazarlık...nüfüsun sadece 5%'i işlevsel düzeyde..temel metinleri okuyacak kadar okuryazardı.

Bizim klasik kültür olarak gördüğümüz şey, küçük bir zengin grubun yüksek kültürüydü.Sadece varlıklı kesin şiir okumak ya da düzyazının incelikli noktalarını öğrenmek için zaman harcayabiliyordu.

Antik dünya, erkek egemendi.Sadece erkekler oy kullanabiliyor ve kamu hizmetinde görev alabiliyordu...bütün metinler erkekler tarafından erkekler için yazılmıştır...Nüfus gençti..25 yıldan daha uzun ömür beklentisi olmazdı.

Atina..toplam nüfusu 250.000 idi ve bu nüfusun sadece 30.000'i vatandaştı...oy kullanma hakkına sahip kimseler Atina nüfusunun 10%-15%'ine kadar düşmüştü...Her vatandaş kanunlarla ilgili teklif verebiliyor ve oylama yapılabiliyordu...Seçimler güvenilir değildi çünkü zengin ve güçlülerin seçmenlerin oylarını satın almasıyla sonlanıyordu.

Nüfusun büyük bölümünü köleler oluşturuyordu...Roma'da nüfusun üçte birini oluşturan köleler her yerdeydi...Bir köleye sahip olmak, günümüzde bir buzdolabına sahip olmak kadar normaldi.

Ortalama bir antik şehrin sokaklarında yürümek bizi her türden dini görselin bombardımanına tutardı..kapılarda tutulan ev tanrıları..

Felsefe, çoğunluğu üst sınıf erkeklerden oluşan çok küçük bir grup tarafından yapılıyordu.

...antik dünya doktorları insan vücudunu organların değil, sıvıların bir bütünü olarak görüyordu.

...kimle seks yaptığınız değil, kimin kime ne yaptığı önemliydi.Kabul edilir olan sadece üstte olmaktı.

Günlük dil kaba olabiliyordu...taşlardan birinde "Selam, göt oğlanı Octavian!" kazılıdır

"sıradan" insanlar...95%-99%'u seçkin olmayanlardan oluşuyordu...gündelik işçi olarak tarlalarda çalışan veya şantiyelerde ağır işler yapan erkekleri kapsıyordu.

...hayat sokaklardaydı.Sosyalleşme, dedikodu yapma ve son haberleri alma imkanı veren berberlerde, çeşmelerde, pazar yerlerinde, tavernalarda, şarap dükkanlarında ve hamamlarda vakit geçiriyorlardı.

...Gemiciye rüzgarın nereden estiği sorulmuş, o da "Fasulye ve soğandan"demiş

23 Ekim 2025 Perşembe

Ölüm bir Varmış bir Yokmuş

Kilise sonsuza uzanan cevaplar vermeye o kadar alışıktır ki...

Ümitlerin kaderi, biri yok olduğunda diğerinin ortaya çıkmasıdır, işte bu yüzden bunca hayal kırıklığına rağmen dünyadan silinip gitmemişlerdir.

Jose Saramago

15 Temmuz 2025 Salı

Retorik

 Aristoteles..."eğer yargıçların kararları olmaları gereken şekilde ortaya çıkmıyorsa bunu konuşmacıların kusurlarına bağlamak gerekir, davanın kendisine değil."

Sokrates'in öğrencisi Platon...-> kandırma sanatı

Platon'un öğrencisi Aristoteles...-> inanılır ve ikna edici olmanın, ikna etmenin sanatıdır.

Quintillianus..->güzel konuşma sanatı

Cicero...->Bir konuşmacının 3 tane görevi vardır. Docere->Öğretmek, Delactare->Keyifli anlatmak, Movere->Kitleyi harekete geçirmek

Cicero-> Retorik, beş küçük sanattan oluşan büyük bir sanattır

1.Inventio (konuşmanın hazırlık aşaması)
2.Dispositio (konuşmanın yapısı)
3.Elocutio
4.Memoria
5.Actio

INVENTIO
"...diğer insanları etkilemenin tek yolu, onlara ne istedikleri hakkında konuşmak ve onu nasıl elde edeceklerini göstermektir." Dale Carnegei

Amatörlerin en büyük hatası hemen argüman sunma aşamasına geçmesidir...Hazırlanarak yaptığın bir konuşmada başarılı olacağının garantisini veremem ancak hazırlıksız bir konuşmada başarsızlığının garantisini verebilirim.

Aristoteles ->3 temel kavram

1.Ethos ->etiğe, güvene başvurmadır (senin kim olduğunla ilgilidir)
  
örnek:
 "20 yıldır tüm dünyadaki ülkelerin hükümetlerini incelediğim çalışmamda gördüm ki hükümet ne kadar demokratikse halk o kadar mutluydu."

Bir retor, ethosu, belli bir alandaki tecrübesini göstermek için ama hissettirmeden kullanır...Konuşmanın %10'luk kısmın ethos oluşturmalıdır...Gereğinden fazla kullandığından ters tapar.

2.Logos->mantığa başvurma

Konuşman içeriğinde mutlaka rakamlar, seçenekler ve veriler barındırmalıdır. Ortalama %25'lık kısmını barındırmalı.

Karşındaki insanların hangi bilgilere ihtiyacı var?
Tam olarak ne söylemek istiyorsun?
Hangi teknik bilgileri konuşmanda kullanıcaksın?

3.Pathos->duygulara hitap etmektir

Hangi duygulara hitap edelim: Gurur ve umut (pozitif) / korku ve nefret (negatif)

Konuşmanın %65'lik kısmını barındırmalıdır.
İnsanlar, sen konuşmanı bitirdikten sonra ne yapsınlar? Ne istiyorsun? Eyleme geçmelerini mi ya da düşünmelerini mi istiyorsun?

Eğer eylem amaçlıyorsan, onlara umut ve bir görev vermen son derece önemli
Tamamen sana bağlanmalarını ve yönlendirilme hissini yaşamalarını istiyorsan o zaman korku ve nefret üzerinden gitmen gerekir.

İnsanlar dinledikleri konuşmalarda duygulara dokunulmasından, espri yapılmasından ve o konuşmanın keyifli bir sohbetmiş gibi kendilerine aktarılmasından çok hoşlanırlar. 

(Hazırlık) En iyi sıralama:
Pathos->Ethos->Logos->Pathos 

"Kendi argümanlarınla muhatabını etkileyebilirsin.Ama onun argümanlarıyla onu ikna edersin." İnventio aşamasında..etkili olan hazırlıkta, onun için neyin önemli olduğunu, ihtiyacını, değerlerini, verileri toplamalısın.

İnventio aşamasında uyman gereken kurallar:
1.Kural:Muhatabını tanı  (teknik yanı ağır basan biri mi? duygusal tarafıyla mı ön planda? hangi toplumsal kategoriye yakın..)

2.Kural:Serbest konuş (ezberlememek, konuşmanın üzerinden bol tekrar, küçük 1-2 notunu kartlara yazabilirsin)
3.Kural:Olabildiğince Kısa tut
Mark Twain.."iyi bir konuşma iyi bir başlangıca ve iyi bir kapanışa sahiptir.İkisi arasındaki mesafe ne kadar kısa olursa o kadar da iyidir." 
Ne kadar uzun konuşursan o kadar sıkıcı olursun..Eğer kitleye konuşuyorsan konuşmanı kısa tutup, soru cevap kısmını daha aktif kullanabilirsin.
Az olan değerlidir.

Temel özet-> Konuyla ilgili uzmanlığına atıf yapmak(ethos), avantaja vurgu yapmak(pathos), güçlü bir argümanla mesajı desteklemek ve sayılardan-grafiklerden yararlanmak(logos) ve coşkulandırarak kapatmak(pathos)

4.Kural: Anlattığın konuya önce senin inanman gerekir
Augustinus..."başkalarının içinde tutuşturmak istediğin ateşi önce kendi içinde yakmalısın."
Bilgi ve keyif dengesini konuşmana yansıtmak...Bu iki denge var mı sende?

DISPOSITIO
Moliere.."Anlaşılır şekilde konuşan kişi her zaman iyi konuşur"

...konuşmamızın başlangıcından bitişine kadarki tüm sürecin planlanma adımlarıdır.
Kendi içinde 5'e ayrılır:
1.Exordium, giriş
2.Narratio, tüm dikkatleri üzerine çekmek
3.Confirmatio, argüman sunumu
4.Refutatio, karşı argümanların çürütülmesi
5.Conclusio, kapanış

1.Exordium:Giriş

Bir konuşmanın kalbi neresi? diye sorarsan açık ara giriş derim.Çünkü insanlar sen konuşmaya başladığın andan itibaren ilk bir dakika içinde seninle ilgili bir yargıya varırlar....O yüzden ayakları yere sağlam basan, konusuna hakim, kendisine güvenen bir profil çizmen gerekir...giriş kuralları:

Kendini tanıtmak
örn: "12 yıldır retorik konusunda hem yurt içinde hem yurt dışında uluslararası firmalara, üs düzey yöneticilere ve liderlere eğitim veriyorum." ...konuyla ilgili uzmanlığı söyleyip bırak.

Konuyu adlandırmak
...anlatacağımız konunun çerçevesini çizmektir."Bugun burada sizinle bu konuyu konuşacağız."

Gaf'lar
...konuşmanın girişinde kesinlikle olumsuz, negatif bir kelime dahi kullanmaman gerekir.Ne kendini ez, ne konuyu ne de kitleni.

2.Narratio:Dikkat çekmek
Ele aldığımız konuyu dinleyicilerimizin ilgisini çekecek bir yolda ortaya koymak...açık, sıra dışı ve dikkat çekici olmalıdır.
Seçenekler:
-Retorik sorusu ile - kendi kendine soru yönetme
-Metaforlu (retorikte elimiz ayağımız) -başka bir şeye benzeterek ya da kıyaslayarak anlatma
-Doğrudan soru soran
-Gizli gerilimli - ilk etapta bir şeyden bahsediyoruz ama detay vermiyoruz...gizem ve merak bırakıyoruz
-Basit gerilimli - bir veriyi, kişiyi, tarihi vererek başlayıp ne ile ilgili olduğunu söylemeden
-Bilgeliğe yaslanan - büyük bir yazarın bilgeliğinin ardına yaslanmak
-Sağ gösterip sol vuran - paradoks yaratıyoruz
-Hikayeli
-Nüktedan -dinleyiciler seni tanıyorsa

...şu 3 seçeneğe daha çok odaklan
    1. Açılışı bir soru ile yap - cevabı tek cümleyle açıklanabilecek şekilde olsun
    2. Açılışı bir çürütme ile yap
    3.Açılışı bir hikaye ile yap - en etkili yöntem

Narratio ve Exordium kısımlarının yerlerini kendi tarzına göre değiştirebilirsin...Özgün ve özgürlük kısmı senin tercihine kalmış




28 Haziran 2025 Cumartesi

İnsanlığımı Yitirirken

Oyuncular için rol yapmanın en zor olduğu yer, kendi memleketlerinin tiyatrosunda, hısım akrabanın hep bir arada bulunduğu yerdir...Benim insan korkum, eskisinden ne daha güçlü ne de daha zayıf, olanca şiddetiyle göğsümün içinde kıvranıyordu, ancak rol yeteneğim iyice gelişmişti...

Artık, özümü tamamen gizlemeyi başardığıma inanırken, bir şekilde sırtımdan vuruldum...

Kendimi bile ürpertecek kadar korkunç bir resim çıktı ortaya. Dış dünyaya karşı neşeyle gülüyor, insanları da güldürüyordum ama aslında böylesi karanlık bir yüreğim vardı.

Ben doğuştan dışlanmış olduğumu hisseder, şu dışlanmış bir insan diye parmakla gösterilen biriyle karşılaştığımda, içimde mutlaka bir rahatlama duygusu uyanırdı.

O çorba ve Horiki'nin tadını çıkarış şekli, bana metropol insanının hesapçılığı, tabii birde topluluk içinde ve dışındaki eylemleri arasına keskin çizgiler çizerek yaşayan aile üyelerinden müteşekkil Tokyo hanelerinin neye benzediğine dair bir ders öğretmişti.

İyilik-kötülük kavramları insanların ürettiği bir şeydir.İnsanların kendi başlarına ürettikleri ahlaka dair sözcüklerdir.