adsense

Mustafa Kemal ATATURK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Kemal ATATURK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2023 Cumartesi

Atatürk ve Liderlik

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman bile durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her yaratılmış için doğal bir durumdur. Fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevî bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür.
Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlâtları, yorulsanız bile beni takip edeceksiniz. Ben bu akşam buraya yalnız bunu size anlatmak için gelmiş bulunuyorum. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği amaca, bizim yüksek idealimize, durmadan yorulmadan yürüyecektir. Biz de bunu görmekle mutlu olacağız.

M.Kemal Atatürk

7 Nisan 2023 Cuma

Atatürk'ten Türkiye'ye Işık Tutan Konuşmalar

...bir milli terbiye programından bahsederken, eski devrin hurafelerinden ve fıtri niteliklerimizle hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garptan gelen bilcümle tesirlerden tamamen uzak, seciye-i milliyye ve tarihiyyemizle mütenâsip bir kültür kastediyorum. Çünkü davayı millîmizin inkişâf-ı tâmmı, ancak böyle bir kültür ile temin edilebilir. Lâ-ale’t-tayîn bir ecnebi kültürü, şimdiye kadar takip olunan yabancı kültürlerin yıkıcı neticelerini tekrar ettirebilir. Kültür (Harâset-i Fikriye) zeminle mütenasiptir. O zemin, milletin seciyesidir.  (Maarif Kongresi’nin Açış Konuşması,15 temmuz 1921)

Milletimizin siyasi, içtimai hayatında, milletimizin fikrî terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır.Mektep sayesinde, mektebin vereceği ilim ve fen sayesindedir ki Türk milleti, Türk sanatı, iktisadiyatı, Türk şiiri ve edebiyatı, bütün bedayiiyle inkişaf eder. (Bursa, Öğretmenlere, 27 Ekim 1922)

...en mühim ve feyizli vazifelerimiz maarif işleridir.(Bursa, Öğretmenlere, 27 Ekim 1922)

...mütemeddin bir millet olarak medeniyet sahasının üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ferd-i milletin kafasına koyacağız, ilim ve fen için kayıt ve şart yoktur.(Bursa, Öğretmenlere, 27 Ekim 1922)

Binaenaleyh maarif programımızın, maarif siyasetimizin  temel taşı, cehlin izalesidir.Bu izale edilmedikçe, yerimizdeyiz...Yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor, demektir. (Bursa, Öğretmenlere, 27 Ekim 1922)

İtiraf edelim ki, biz üç buçuk sene evveline kadar cemaat halinde yaşıyorduk. Bizi istedikleri gibi idare eğiyorlardı, cihan bizi, bizi temsil edenlere göre tanıyordu. Üç buçuk senedir, tamamen millet olarak yaşıyoruz. Bunun maddi ve en bariz şahidi, hükümet şeklimiz ve hükümetimizin mahiyetidir ki, onu kanun "Büyük Millet Meclisi" diye adlandırdı. 
Bütün cihan bir an tereddüt etmesin ki, Türkiye devletinin yegâne ve hakiki tem-silcisi yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. (Bursa, Öğretmenlere, 27 Ekim 1922)

Ordularımızın ihraz ettiği zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için zemin hazırladı... Hakiki zaferi siz ihraz ve idame edeceksiniz ve behemehal muvaffak olacaksınız.(Bursa, Öğretmenlere, 27 Ekim 1922)

Arkadaşlar! Bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız.Fakat bu zafer süngü zaferi değil iktisat, ilim ve irfan zaferleri olacaktır. Ordumuzun şimdiye kadar istihsal ettiği muzafferiyyetler memleketimizi halası hakikiye sevk etmiş sayılmaz. Bu zaferler ancak müstakbel zaferimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır. Muzafferiyatı askeriyemizle mağrur olmayalım. Yeni ilim ve iktisat zaferlerine hazırlanalım. (Alaşehir, 25-26 Ocak 1923)

Hutbeden maksat, ahalinin tenvir ve irşadıdır, başka şey değildir. Yüz, iki yüz, hatta bin sene evvelki hutbeleri okumak, insanları, cehl ve gaflet içinde bırakmak demektir.Hutebanın herhalde nasın kullandığı lisanla görüşmezi elzemdir… Hutebayı kiramın ahvali siyasiye, ahvali içtimaiye ve medeniyeyi her gün takip etmeleri zaruridir.Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış telkinat verilmiş olur. Binaenaleyh hutbeler tamamen Türkçe ve icabatı zamana muvafık olmalıdır. Ve olacaktır. (Balıkesir, 7 Şubat 1923)

Sizler, doğrudan doğruya milletimizi temsil eden halk sınıflarının içinden ve onlar tarafından müntahab olarak geliyorsunuz. Bu itibarla memleketimizin halini, ihtiyacını, milletimizin elemlerini ve emellerini yakından ve herkesten daha iyi biliyorsunuz. Sizin söyleyeceğiniz sözler, alınması lüzumunu beyan edeceğimiz tedbirler, halkın lisanından söylenmiş telakki olunur ve bunun için en büyük isabetlere malik olur. Çünkü halkın sesi, hakkın sesidir. (İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi, 17 Şubat 1923)

Arkadaşlar, kılıç ile fütuhat yapanlar, sabanla fütuhat yapanlara mağlûp olmaya ve bin netice terki mevki etmeye mecburdurlar.Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur...Efendiler kılıç kullanan kol yorulur, nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmeye, paslanmaya mahkûm olur. Lâkin saban kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur. (İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi, 17 Şubat 1923)

Saltanatı şahsiyede her hususta yalnız tacidarların arzu, emel ve iradeleri hakimdir....Milletin arzu, emel, irade ve ihtiyaçları mevzubahis olmaktan uzaktır. Millet, amal ve iradesinden tecerrüd etmiştir. Tacidarlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir şahsiyet-i ilahiye farzederler. Etrafını alan menfaatperestan, padişahın zihniyet ve arzusunu bir lazıme-i semaviye, bir lazıme-i Kur'aniye gibi herkese telkin ederler. Bu telkinat karşısında birgün bütün halk, bu arzu ve iradelerin - bila muhakeme iradat-ı semaviye olduğuna kani olur. Bundan tecerrüde rıza gösteren bir milletin akibeti felaket, musibettir. (İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi, 17 Şubat 1923)

...Biz milli bir devir yaşamıyorduk ve milli bir tarihe malik bulunmuyorduk.Mesela Osmanlı tarihi baştan nihayetine kadar hakanların, padişahların, şahısların en nihayetinde zümrelerin hal ve hareketlerini kaydeden bir destandan başka bir şey değildir.Mazinin, asırların elimize tarih diye uzattığı kitabın mahiyeti bundan ibarettir. (İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi, 17 Şubat 1923)

Siyasi, askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadi muzafferiyetler ile taçlandırılamazlarsa, husule gelen zaferler payidar olamaz, az zamanda söner. (İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi, 17 Şubat 1923)

Efendiler, dâhil olduğumuz halk devrinin, milli devrin, milli tarihini yazabilmek için kalemlerimiz sabanlar olacaktır. (İzmir İktisat Kongresi'ni Açış Söylevi, 17 Şubat 1923)

...bütün sefaletlerimizin sebebi kat'isi zihniyet meselesidir.İnsanlar ve insanlardan mürekkep olan cemiyetler her şeyden evvel bütün fertleriyle salim bir zihniyete sahip olmalıdırlar. (Konya, 20 Mart 1923)

Bu millete gideceği yolu gösterirken dünya’nın her türlü ilminden, keşfiyatından, terakkiyatından istifade edelim, lâkin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz.(Konya, 20 Mart 1923)

...milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin şikarıdır. (Konya, 20 Mart 1923)

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışması söylememize imkânı yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim” diyemez.(Konya, Kadınlar ile, 21 Mart 1923)

...bir heyeti içtimaiye aynı gayeye bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse terakki ve temeddün etmesine imkânı fennî ve ihtimali ilmî yoktur. (Konya, Kadınlar ile, 21 Mart 1923)

Anaların bugünkü evlâtlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için evsafı lâzımeyi haiz evlât yetiştirmek, evlâtlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak, pek çok yüksek evsafın hamili olmağa mütevakkıftır. Binaenaleyh kadınlarımız hattâ erkeklerden daha çok münevver, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmağa mecburdurlar.  Eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar.(Konya, Kadınlar ile, 21 Mart 1923)

Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr muallim ve mürebbileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister.Yeni nesli, bu evsaf ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.(Muallimler Birliği, 25 Ağustos 1924)

Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" nesiller ister. (Muallimler Birliği, 25 Ağustos 1924)

Efendiler; Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalâlettir. (Samsun, Öğretmenler ile, 22 Ekim 1924)

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir (Ankara, 10. Yıl Söylevi, 29 Ekim 1933)

...bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür. (Ankara, 10. Yıl Söylevi, 29 Ekim 1933)

22 Nisan 2018 Pazar

Dahi Diktatör

Dictator Roma Cumhuriyeti Senatosu'nun olağandışı haller için tek bir seçilmiş memuruna tanıdığı mutlaki yönetim hakkını temsil eden ünvanın adıydı.

Atatürk'ün yaptıkları tarih mahkemesi önünde yargılanmış ve kendisi tüm uygar insanlığın alkışlarını almıştır.Bugün hür ve refah bir ülkede yaşıyorsak bu onun eseridir.Atatürk, özgürlüğü öğretebilmek, topluma yayabilmek için bir süre diktatörlük yapmıştır.Bunu çocuk yetiştiren ebeveynin çocuklarına yaptığı muameleye benzetebiliriz.

Eleştirel Akılcılık(Critical Rationalism-Karl Raimund Popper), sorun çözmek için varsayım önermek ve önerilen varsayımları gözlem raporlarıyla kontrol ederek, gözlemle çelişenleri, elemek olarak ifade edilir.

Atatürk'ün kullandığı yöntem eleştirel akılcılıksa, bilimsel bir yöntem demektir ve bu yöntemi kullana kisi de bu nedenle bilim insanı addedilir.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir,fendir" M.Kemal Atatürk

"Tatbikatı birtakım safhalara ayırmak ve vakayi ve hadisattan istifade ederek milletin hissiyat ve efkarını ihzar etmek ve kademe kademe yürüyerek hedefe vasıl olmaya çalışmak lazım geliyordu." M.Kemal Atatürk

"Gaye, fikirdir.Zafer, bir fikrin istihsaline hizmet nispetinde kıymet ifade eder.Bir fikrin istihsaline dayanmayan bir zafer payidar olamaz."M.Kemal Atatürk

"Efendiler ve Ey Millet,
İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.
En doğtu, en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyettir.
Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak, insan olmak için kafidir."

Medeniyet: Şehir içinde toplu yaşama becerisi

Bireysel eleştiriyi icat eden, sistemli bir hale getiren bu insanların kim olduğunu biliyoruz: Thales ve Anaksimander

Osmanlı İmparatorluğunda arkeolojik çalışmalar var,Osman Hamdi Bey dışında bir tane Türk yok aralarında.

Osmanlıca diye bir dil yok.Osmanlıca bir "esperanto"dur, yani bir sürü dilin bir araya gelmesiyle yaratılmış yapay bir dildir.Osmanlıcayı layıkıyla okuyup anlayabilmek için Türkçe bilmek lazım, Farsça bilmek lazım, Arapça bilmek lazım.

Bir yerde entelektüel söylem gelişmemişse dil de gelişmez.

Atatürk zamanında ve daha sonra Hasan Ali Yücel ile başlatılan bazı hareketler vardı.Demokrat Parti iktidara gelmesini müteakip bunlara engel oldu.Neydi bunların en önemlisi? Tercüme.

Karşındakiyle akılcı bir şekilde gözleme ve mantığa dayanarak tartışamayacağım bir şeyi eğitime sokmam.Aksi takdirde dayatma olur.

Evet, din de sosyolojik bir olgudur, bunu öğrenilmesi, bilinmesi gerekir.Ama devletin yapacağı şey en fazla dinler tarihini okutmak, din felsefesini, sosyolojisini öğretmek olabilir.

"Sizleri bir kıvılcım olarak gönderiyorum, volkan olarak dönünüz." M.Kemal Atatürk

Denir ki,İkinci Dünya Savaşı sırasında en iyi Alman Üniversitesi İstanbul Üniversitesi idi.

"Türkiye Cumhuriyetini kuran insanlara Türk halkı denir" M.Kemal Atatürk
Atatürk'ün Türkleri Anadoludaki herkesi içeriyor.

...etüt yapmak Atatürk'den kalan bir alışkanlıktı.

...sarık çölün şapkasıdır.Çünkü adam sarığını açar, kum fırtınasında yüzünü korur.
Osmanlı, son dönem İstanbullular hariç, kadının yüzünü açtırmıyor, saklıyor.İyi de, kadın senin hayvanın mı?

"...altı kaval üstü şişhane diye ifade olunabilecek bir kıyafet ne millidir ve ne milletlerarasıdır." M.Kemal Atatürk

Selim, kendisini İslam'ın başı, lideri ilan ediyor.O zamana kadar Osmanlı'da bu tür bir İslam geleneği yok.Osmanlı'da o döneme kadar Ahmet Yesevi'den bu yana sürdürülen daha liberal, dervişlerin yönettiği bir İslam geleneği var.Yavuz ilk defa Arap tarzı İslam'ı içimize sokuyor ve o dönemden itibaren Türkiye'nin çöküşü başlıyor.

Eğer bağımsız yaşamak istiyorsan uygarlığa ayak uydurucaksın.

Atatürk'ün bize mirası "aklını kullan" tavsiyesidir.

Celal Şengör

18 Aralık 2017 Pazartesi

NUTUK (SÖYLEV)

Genel Durumun Dar bir çerçeve içinden görünüşü
Düşman devletler Osmanlı Devleti'ne ve ülkesine maddi ve manevi saldırı halinde;yok etmeye ve paylaşmaya karar vermişler.Padişah ve Halife olan kişi, hayat ve rahatını kurtarabilecek çareden başka birşey düşünmüyor.Hükümeti de aynı durumda.Farkında olmadığı halde başsız kalan ulus, karanlık ve belirsizlik içinde olup bitecekleri bekliyor.Felaketin dehşet ve ağırlığını anlamaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve hissedebildikleri etkilere göre kurtuluş çaresi olarak gördükleri yollara başvuruyorlar...Ordu, adı var kendi yok bir durumda.Komutanlar ve subaylar 1.Dünya Savaşı'nın bunca sıkıntı ve güçlükleriyle yorgun, yurdun parçalanmakta olduğunu görmekle kan ağlıyor, gözleri önünde derinleşen karanlık felaket uçurumunun kenarında beyinleri bir çare, kurtuluş çaresi aramakla meşgul...

Ulus ve ordu, Padişah ve Halife'nin hainliğinden haberdar olmadığı gibi,o makama ve o makamda bulunana karşı asırların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bir bağlılık ve uysallık içinde...Halife ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavrama yeteneğinden de yoksun...Bu inançla bağdaşmayan bir düşünce ve görüş ileri sürenlerin vay haline!Hemen dinsiz,vatansız,hain,istenmeyen olur...

"Ulusun egemenliğine dayanan, kayıtsız şartsız, tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!" İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.

 Türk'ün onuru ve gururu ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür.Böyle bir ulus esir yaşamaktansan yok olsun daha iyidir!
"Ya bağımsızlık ya ölüm!"
İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır.

Önder olacakların her ne pahasına olursa olsun amaçtan dönmemeleri, yurtta barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye kadar amaç uğrunda özveriye devam edeceklerine işin başında karar vermeleri gerekir.
Kalplerinde bu gücü duymayanların işe girişmemeleri çok daha iyidir.Çünkü böyle bir durumda hem kendilerini hem de ulusu aldatmış olurlar.

Efendiler, tarih, karşı gelinemez bir biçimde ortaya koymuştur ki, büyük davalarda başarı için yeteneği ve gücü sarsılmaz bir önderin varlığı çok gereklidir.Bütün devlet büyüklerinin umutsuzluk ve beceriksizlik içinde, bütün ulusun başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada, yurtseverim diyen bin bir insanın, bin bir türlü davranış ve inanç gösterdiği karışık bir zamanda, danışmalarla, birçok saygın ve güçlü kişilerin sözlerine bel bağlama zorunluluğuna inanmakla, sağlam , kararlı ve özellikle hızla yol almak ve en sonunda ulaşılması çok güç olan hedefe varmak mümkün müdür?

"Bir ulus varlığını ve bağımsızlığını korumak için düşünülebilen girişim ve özveriyi yaptıktan sonra başarır.Ya başaramazsa demek, o ulusun ölmüş olduğu kararına varmak demektir.Öyle ise, ulus yaşadıkça ve özverili girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olmaz."

Siz tarafsız durumda kalmayı tercih ediyorsunuz.Oysa tutumunuz hiçbir zaman tarafsızlık olamaz.Çünkü siz, ulusun haklı davranışına karşı tarafsızlığınızı ileri sürdüğünüz zaman, haince davranışlarıyla yasa dışı olan ve aslında yok sayılan Ferit Paşa hükümetinin memurluğunu yapmış oluyorsunuz.

Genel durumu yönetip yürütme sorumluluğu yüklenenler, en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye, elden geldiğince yakın bulunurlar.Yeter ki bu yaklaşma, genel durumu gözden uzak bırakacak ölçüde olmasın.Ankara bu koşulları üzerinde taşıyan bir noktaydı.

"Adalet ve merhamet dilenmek gibi bir ilke yoktur.Türk ulusu, Türkiye'nin yarınki çocukları bunu bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar."

Bir toplumun yaşamasının ve mutluluğunun, ancak dilekte ve dileği gerçekleştirme yolunda tam bir birlik halinde olmasına bağlı bulunduğunu açıkladık.Yurdun kurtarılması, bağımsızlığın sağlanması amacına yönelmiş olan ulusan birliğimizin, köklü ve düzenli örgütlerin varlığına ve bu örgütleri iyi yönetebilecek kafaların ve güçlerin, bir tek beyin, bir tek güç olarak birleşmiş ve kaynaşmış duruma gelmesine bağlı olduğunu söyledik.

Türk ulusunun yüreğinden, vicdanından kopup gelen en köklü, en belirgin istek ve inanç belli olmuştu:Kurtuluş!

Müdafaai Hukuk Cemiyeti Grubu
Misaki Milli

Milletvekilleri, İstanbul'daki iç ve dış etkiler altında, barış sağlamak ülküsünü savsaklayarak, kulluk, yükselme isteği, kıskançlık, kuruntu, vb gibi nedenlerle bölünmüşlerdir...Bu duruma karşı önlem şudur:Azınlık bile olsa ilkelerimize yüzde yüz bağlı arkadaşlardan bir grupla yetinmek...Bunun sakıncası, uysallığın sakıncasından azdır.Hükümeti, kayıtsız, koşulsuz düşürmek gereklidir. Kesin savaş durumu almak gereklidir.

...Biz elbette, kendimizi bir kederciliğe bırakamazdık.Tersine, olayların nasıl gelişebileceğini önceden gerçeğe yakın olarak kestirip karşı önlemlerini düşünmek ve zamanında kararsızlığa
düşmeden uygulamak yanlısıydık.İşte bundan dolayıdır ki daha önceden düşünceleri yoklamaya başlamıştık.

İkinci İnönü Zaferi ve İsmet Paşa'nın metristepe'den gördüğü durum:

Batı Cephesi Komutanı ve Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa'ya
"...Siz orada yalnız düşmanı değil, ulusun makul talihini de yendiniz."
Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal

"Savunma hattı yoktur.Savunma alanı vardır.O alan bütün yurttur."

Efendiler, dedim, bu üç türlü araç ya da kuvvetin düşmana karşı kurduğu iki nitelikte düşünülebilir.Kolay anlaşılmak için şöyle diyeyim:"İç cephe, görünürdeki cephe.Temel olan iç cephedir.Bu cephe bütün ülkenin, bütün ulusun meydana getirdiği cephedir.Görünürdeki cephe,  doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir.Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, yenilebilir; ama bu durum, hiçbir zaman bir ülkeyi, bir ulusu yok edemez.Önemli olan ülkeyi temelinden yıkan,ulusu tutsak ettiren iç cephenin düşmesidir.Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar.Bugüne kadar başarı da sağlamışlardır.Gerçekten "kaleyi içinden almak" dışından zorlamaktan çok kolaydır.Bu amaçla içimize kadar sokulabilen arabozucu mikropların, araçların bulunduğunu ileri sürmek anlamsız değildir."

Gerçekten, bugünün yaşama koşulları içinde, bir birey için olduğu gibi bir ulus için de gücünü ve yeteneğini eylemli iş ile gösterip kanıtlamadıkça kendisine saygı gösterilmesini ve önem verilmesini beklemek boşunadır.Güçten ve yetenekten yoksun olanlara yüz verilmez.İnsanlık, adalet mertlik gereklerini; bütün bu niteliklerin kendilerinde bulunduğunu gösterenler isteyebilir.

"Hayır!Ne orada bulunacaksın, ne de burada! Öyle bir yerde bulunacaksın ki hepsini yöneteceksin.O zaman "Ben hiçbirini gereği gibi göremem!" der.Elbet göremezsin, elbet gözlerinle göremezsin! Aklında ve anlayışınla görmek gerekir."

"Çünkü ordularımız İzmir rıhtımında ilk verdiğim hedefe,Akdeniz'e ulaşmış bulunuyorlardı"
...Bu yapıt, Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir anıtıdır.Bu yapıtı yaratan bir ulusun çocuğu, bir ordunun Başkomutanı olduğum için sonsuza kadar mutlu ve bahtiyarım.

...Bu Meclis Türkiye halkının meclisidir.Bu Meclisin niteliği ve yetkisi yalnız ve ancak Türkiye halkının ve Türk yurdunun varlığı ve geleceği ile ilgilidir ve ancak ona etki yapabilir.Meclisimiz, kendi kendine bütün Müslümanlık dünyasını içine alan bir güç edinemez efendiler! Türk ulusu ve onun temsilcilerinden kurulmuş olan Meclisimiz kendi varlığını, halife unvanını taşıyan ya da taşıyacak olan bir kişinin eline veremez ve vermeyecektir efendiler!

"İnsanlıkta din duygu ve bilgisi, her türlü boş inançlardan sıyrılarak gerçek bilim ve teknik ışığıyla arınıp olgunlaşıncaya kadar, din oyunu oyuncularına her yerde rastlanacaktır."

Komutanlar, emir vermiş olmak için emir vermezler.Gerekli ve yapılabilecek olan işleri emrederken kendini, o emri yürütecek olanın yerine koymak ve emrin nasıl uygulanıp yürütülebileceğini düşünmek ve bilmek zorundadırlar.

"Efendiler, bu yazıların anlamı ve düşüncelerin amacı bugün kolaylıkla anlaşılmaktadır.Yarın daha açık olarak anlaşılacaktır.Gelecek kuşakların, Türkiye Cumhuriyetin ilanı günü ona hiç acımadan saldıranların başında "cumhuriyetçiyim" diyenlerin yer aldığını gördükleri zaman şaşacaklarını hiç sanmayınız! Tersine, Türkiye'nin aydın ve cumhuriyetçi cocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların gerçek inanışlarını irdeleyip saptamakta  hiç de kararsız kalmayacaklardır."

....Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası diye bir parti kurdular.
"Cumhuriyet" sözcüğünü söylemekten bile çekinenlerin, cumhuriyeti, doğduğu gün boğmak isteyenlerin, kurdukları partiye "Cumhuriyet" hem de "İlerici Cumhuriyet" adını vermeleri, nasıl ciddi ve ne derece samimi bir davranış sayılabilir?
..."Parti, dinsel düşünce ve inançlara saygılıdır" sözlerini ilke edinip bayrak gibi kullanan kişilerden, iyi niyet beklenebilir mi? Bu bayrak, yüzyıllardan beri, bilgisizleri, bağnazları ve boş inançlara saplanmış olanları aldatarak özel çıkarlar sağlamaya kalkışmış kimselerin taşıdıkları bayrak değil mi idi?Türk ulusu yüzyıllardan beri, sonu gelmeyen yıkımlara, içinden çıkabilmek için büyük özveriler isteyen pis bataklıklara, hep bu bayrak gösterilerek sürüklenmemiş mi idi?"

MUSTAFA KEMAL ATATURK

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Atatürk ve Demokratik Türkiye

Gazilik, XI. yüzyıldan beri Türkler için en kutlu unvandır.

Türk devriminin en derin etki yarattığı ülke, Hindistandır.

İslam devletleri arasında Mustafa Kemal'in emparyalizme karşı mücadelesini heyecanla izleyen ilk Müslüman devleti Afganistandır....İran'da olduğu gibi Afganistanda'da, Atatürk çizgisinde modern bir devlet yaratma girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştır.Bu ülkelerin başarısızlığı, çağdaşlaşma doğrultusunda Osmanlı Türkiyesi gibi uzun bir geçmişi ve deneyiminin olmaması, fikri bir aydınlanma süreci geçirmemesi ve toplumda kabile geleneğinin güçlü olmasından ileri gelmiştir.

...Atatürk devrimlerini sistemsel bir biçimde halk egemenliğine dayanarak, halk için gerçekleştirdiği imajını verdiği halde, Afganistan ve İran'da reform, kişisel patrimonyal bir egemenliğin eseri olarak gündeme gelmiştir.

Garpçılara göre, bize kadar gelen İslamiyet, modern uygarlığa ayak uyduramaz.Yeni bir ahlak İslamiyetin yerini alacaktır...İslamiyet'te de köklü bir reform gereklidir.

Atatürk, pozitif bilim düşüncesinin, Türk insanının sosyal ilişkilerinde, toplum ve kainat anlayışında kılavuz olmasını, gelenek yerine aklın almasını özlüyordu.Bu Türk insanının zihninde halife-sultan egemenliği yerine, millet egemenliğini yerleştirmek ne kadar güç, belki ondan da güç bir sorundu.Çünkü islam dini, sosyal ilişkiler ve yaşam tarzı söz konusu olduğunda öbür dinlerden, özellikle Hristiyanlıktan çok farklıdır.

Mustafa Kemal'e göre İslam dini, herşeyden önce akla, mantığa dayanan tabii bir dindir.Onun içindir ki, insanlık için son din olmuştur.Ona göre gerçek islamiyet, dine sonradan bulaşmış batıl inançlardan, hurafelerden arınmalıdır...Din ve ibadet kişinin bir vicdan işidir.

Velidedeoğluna göre "İleriye, daima ileriye, aydınlığa ve refaha doğru götürmek Atatürkçülüğün özüdür."

"Gençler, yıkıcı devrimci hareketlere değil, demokrasi ortamında halka inmeli, sorunları öğrenmelive demokratik yollarla bu sorunların çözümünü aramalıdır." B. Ecevit

Müslüman halk, hükümdarla dirsek dirseğe oturduğu, İslam'ın getirdiği eşitliği yaşamında görüp hissettiği içindir ki, daha çok Müslüman'dır.İslamcı politikacıların halk psikolojisini iyi anladıklarını, bunun için demokrasi kahramanı olarak ortaya çıktıklarını, yazık ki, öbür politikacılar anlayamamaktadır....Ecevit'e göre fırsatçılar, halkın yoksulluğunu devrimlere affederler ve devrimlerin karşısına çıkarlar.Halk devrimlere ilgisizdir, çünkü hala altyapı reformları yapılmamıştır.

Esas sorun işsizlik, topraksızlıktır, sosyal adaletin, gelir dağılımını henüz gerçekleştirilememesidir.Ecevit sorunun altyapı reformlarıyla çözüleceğine inanmaktadır.

Türk tarihinin en büyük sorunu, Avrupa ile boy ölçüşme kompleksidir.Önce sorunu, onu alt etmekle yanıtlamış, bunu başaramadığı zaman da onunla bütünleşmekte aramıştır.Atatürkçülük, 150 yıllık bir tarihi gelişimin son ve radikal bir ifadesi olarak yorumlanabilir.

Mustafa Kemal, daha 1921'de böyle bir hukuk devrimini öngörmüştü. "...Bizim milletimiz ve hükümetimiz adalet ve fikir ve zihniyeti bakımından hiçbir uygar kavimden aşağı değildir....

İsviçre Medeni Kanunu'nu Meclis'e sunan gerekçede "Dinlerin sadece bir vicdan işi olarak kalması, çağdaş medeniyetin esaslarındandır" deniyordu.Kanun TBMM tarafından onaylanarak 4 Ekim 1926'da yürürlüğe girdi.

"Dünya'da herşey için , maddiyat için, maneviyat için muvakkakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde bir mürşid aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir ve bir milletin terakkisi için de bu yegane medeniyete iştirak etmesi lazımdır." M. Kemal Ataturk

...Özgürlük, özgürlüğü ortadan kaldırmak için kullanılamaz.Ama tarih gösteriyor ki, birçok dikta rejimleri, başlangıçta halk oyu ile iktidara gelmişlerdir. Milli Egemenlik, milli ve laik olmak zorundadır.Nasıl ki demokrasi sadece oy çoğunluğu demek değildir, Fransız devriminden beri demokrasi, aynı zamanda belli dünyevi bir hayat ve toplum felsefesinin ifadesi olarak gelişmiştir.

Etnik menşei'ni deşmek isteyenlere karşı Ziya'nın cevabı açıktır. "Atalarım Türk olmayan bir bölgeden gelmiş olsa bile, kendimi Türk sayarım; çünkü bir adamın milliyetini tayin eden ırkı menşei değil, terbiye ve duygularıdır."

Türk devletlerini zayıflatan, parçalanmaya götüren en önemli faktörlerden biri Türkler arasında bir saltanat veraset kanununun mevcut olmaması, egemenliğin yalnız Tanrı tarafından verildiği inancıdır....Bu inanç, hakanın unvanında: "Tengride Kut bulmuş" formulüyle ifadesini bulmuştur.Burada "kut" talih, kader Tanrı'nın lütfu anlamlarını taşır.

Doğu Avrupa'da bulunan Kıpçak Türkleri, Tatar diye adlandırıldı.

Eğer Türkiye, kendi kimliğini ve milli kültürünü geliştirerek modern dünyada bağımsız bir milli devlet olarak ortaya çıktıysa, bu başlıca eğitim, gazete ve bu bürokratik kuşak içinde sivrilen aydın liderlerin çabaları sayesinde olmuştur.

Atatürk hiçbir zaman dini bir reformcu olmaya özenmediği halde, gerçekte İslamiyette ileriye dönük derin bir devrim yapmıştır.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

ATATÜRK - Modern Türkiye'nin Kurucusu



Satırbaşları:

1893'te yapılan nüfus sayımına göre çevresiyle birlikte İstanbul'un nüfusu ancak 950 bin idi.İzmir'in merkezinde 210 bin, Bursa'da 120 bin, Selanik'te 105 bin kişi yaşıyordu.İstanbul'da müslümanlar toplam nüfusun ancak yarısını oluştururken,İzmir'de bu oran %38, Selanik'te is %28 idi.

Mustafa Kemal Atatürk'ün doğduğu yıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmekte olduğu çıplak gözle görülemiyordu.Ama o dönemde yaşamış olan ninelerinin, dedelerinin ve büyük büyük nine ve dedelerinin endişelenmek için bazı nedenleri vardı.On  dokuzuncu yüzyılda yaşamış bir Osmanlı ıslahatçısı bir gün İstanbul'un tıpkı Paris ya da Londra gibi düzenli ve zengin bir kent olacağını yazmış ve ama 'bu zevkleri bizler tadamayacağız...İşin doğrusu bizler herhalde odun, kömür satıp geçinmeye çalışırken ara sıra kafamızı kaldırıp üzgün gözlerle kente bakacağız' diye eklemişti. Müslüman Türklerin beynini kemiren soru, ülkenin varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği değil, kendilerinin bu ülke içinde yaşamlarını sürdürüp sürdüremeyecekleriydi.

Annesi Zübeyde hanım, 'Mustafa daha küçükken giyimine çok düşkündü.Başkalarına karşı davranışları ve konuşması bir yetişkin gibiydi...Başı dimdik, elleri cebinde konuşması hepimizin dikkatini çekerdi.' diyecekti

Mustafa Kemal: 'Büyüklük odur ki hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için hakiki mefkure neyse onu görecek, o hedefe yuruyeceksin, herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye calışacaktır. İşte sen bunda mukavemetsiz olacaksın.Önüne namütenahi manialar yığacaklardır, kendini büyük değil, küçük, zayıf, vasıtasız, hiç telakki ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine kani olarak bu maniaları aşacaksın.Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.'

Mustafa Kemal zaman zaman başkalarının dediklerini dinlerdi; sözlerine herkesten çok kulak verdiği kişi, Diyarbakır doğumlu Ziya Gökalp idi.Çağdaşlarının birçoğu gibi Gökalp de Fransız yazarlardan esinlenmiş ve en çok sosyolog Emile Burkheim'ın etkisinde kalarak dinin sosyal bütünleşmeyi sağladığı kavramını geliştirmişti....Başlangıçta İttihat ve Terakki'nin diğer üyeleri gibi ortak bir Osmanlı vatanseverliği savunuyordu.Ama kısa bir süre sonra, etnik kökenler yerine ortak kültür ve dile dayanan Batı kaynaklı bir Türk milliyetçiliğinin en önde gelen ideoloğu oldu.

Mustafa Kemal ingiliz gazeteciye şöyle diyecekti:'Ben Napolyon'u hiç sevmiyorum.Çünkü Napolyon herşeye kendi şahsını sokardı:Mücadelesi muayyen bir dava için değildi; kendi şahsı içindi.'

Gelibolu yarımadasının güney ucundaki Seddülbahir'de,Mehmet adlı bir çavuş, tüfeği kilitlenince elindeki taşla bir ingiliz denizcisine saldırarak ülke çapında ün kazandı.Mustafa Kemal bu olayın yayınlanmasına yardımcı olarak günümüze dek Türk askerleri için kullanılan 'Mehmetçik' adının doğmasını sağladı.

'Size ben taarruz etmiyorum, ölmeyi emrediyorum...'

'Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir'

'En çok kuvvetli olmak demek ma'nen,ilmen,fennen, ahlaken kuvvetli olmak demektir.Askeri kuvvet en sonda gelir...'

25 Mayısta Samsun'dan ayrılırken...araba sık sık arızalanıp yolcular yaya olarak devam etmekte zorunlu kaldıkları zaman,Mustafa Kemal'in İsveçce orijinalinden uyarlanmış bir marşı yanındakilere öğretttiği söylenir.Marşın sözlerinin yalınlığı son derece çekiciydi:'Dağ başını duman almış,gümüş dere durmaz akar, güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar.Sesimizi yer, gök,su dinlesin.Sert adımlarla her yer inlesin'.Bu sözler İstiklal Savaşında çarpışan genç subayların marşı oldu.

Batı Anadolu'nun diğer yörelerinde komutanlar,Yunan birliklerinin ilerlemesini durdurmak ya da taciz edebilmek için 'zeybek' ya da 'efe' adıyla tanınan yerel çete mensuplarıyla işbirliği yapmaya başlamışlardı.

Lenin, Karl Marks'ın öğretilerinden esinlenirken,Mustafa Kemal siyasi egemenliğin tek kaynağını halkın kendisi olarak kabul eden Fransız Devriminin temel ilkelerine dayanıyordu.

Namık Kemal'dan:
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini,
Yok imiş kurtaracak bahtı kare maderini!
Vatanın bağrına düşman dayasa da hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini!

Mustafa Kemal'in yurttaşları içinde az bulunur bir niteliği vardı.Öncelikleri açık seçik kavrama yeteneğine sahip, olağanüstü bir örgütçüydü.

'Efendiler, biz hayat ve istiklal isteyen milletiz.Ve yalnız bunun için hayatımızı ibzal ederiz!'

'Türkiye'nin sahibi ve efendisi, hakiki müstahsil olan köylüdür'

'Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir,fendir.İlmin ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir,cehalettir,dalalettir.'

Şeyh Sait özellikle Sünni Kürtler üzerinde etkiliydi;Sünni baskısından ıkmış olan Şii Kürtler ise Mustafa Kemal'in laik cumhuriyetini tutuyorlardı.

Ne var ki,İngiliz Hükumeti daha 1921 Aralığında;Irak'da İngiltere dışında kalan bölgede bir Kürt ayaklanması başlatmama kararı almıştı. Yine de Türklerin hak iddia ettikleri Musul bölgesine girmelerini engellemek için gerekli bir önlem olarak Kürt devrimcilerle teması kesmemeyi yeğlemişlerdi.

'Fakat muhterem arkadaşlar, kadınlarımız da bizim gibi müdrik(olgun) ve mütefekkir(düşünceli) insanlardır.Yani onlara ahlakı öğretin ve bencil olmaktan vazgeçin.Onlar yüzlerini cihana göstersinler.Ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler.Bunda korkulacak birşey yoktur....'

'Hükumeti ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar.Benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir.İsteyen istediği gibi ibadet edebilir.Herkes kendi vicdanının sesini dinler.Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır.'

Türkiye'nin sosyal tarihindeki en büyük kopukluk Ataturk'un reformlarıyla değil, daha önceden ülkenin çok uzun zamandır sanatkarlıklarına dayandığı Hristiyanların terk etmeleriyle ortaya çıkmıştı.'

'Rakı'nın en iyi mezesi güzel bir sohbettir.'

'Her şeye rağmen muhakkak br nura doğru yürümekteyiz.Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki payansız muhabbetim değil bugunun karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ziya serpmeğe ve aramağa çalışan bir gençlik gördüğümdendir.'

...Menderes Hükümeti,onu destekleyenlerin maddi anlamda hemen iyileşme isteğini tatmin etmeye çalışırken,İnönü'nün ekonomide sağladığı dengeyi bozdu...Demokrat partinin iktidardan düşmesinin sebebi gericiliğe verilen ödünler değildi.Ekonomiyi altüst ettiği için desteğini yitirmişti...

...cumhuriyet'in kurulmasından sonra 1927'de ki ilk sayımda 13,6 milyon olan nufus 1940 yılında 17,.8 milyona yukseldi.Okuryazarlık oranı nüfusun onda birinden, beşte birine 2 kar arttı.Yeterli bir demiryolu şebekesi inşa edildi....Nüfus'un artmasına karşı , 1923 ile 1938 yılları arasında kişi başına yıllık gelir iki katına çıktı.
Ataturk döneminde sürdürülen politikalar tutucuydu, bütçe dengeliydi ve 1930 krizinden sonra dış ticaret de dengeye oturtulmuştu.İlerleme yurtiçindeki çabaların ürünüydü, çünkü Türkiye Ataturk'un sağlığında nerdeyse hiç dış yardım almadı...

Ataturk ardında bir diktatorluk değil, bir demokrasi yapısı bırakmıştı.

Ataturk bir sosyal devrimci olmadığı gibi, kesinlikle sosyalist de değildi.Politik devrimi biçimseldi.Buna karşılık, merkezi noktası laiklik olan kültür devrimi, özgün ve çok geniş kapsamlıydı.

Türk kadınları elde ettikleri hakları Ataturk'e borçludur.

Ataturk ile yurtiçinde kendisine muhalif olanlar arasında en temel fark, onun dış dünyadan korkmamasına karşın, ötekilerin korkmasıydı.Onun milliyetçiliği dışa dönükken,onlarınki içe dönüktü.Muhaliflerin aksine, halkının geri kalmışlığı ile yine halkının bunun üstesinden gelebilme yeteneğine olan tam inancını gerçekçi bir tespit içinde birleştirebiliyordu.