adsense

1 Kasım 2021 Pazartesi

Her Şey Bir İnsanı Sevmekle Başlar


Annem pişirdiği yemekten bir sahana koyup, üzerini kapatıp, bana uzatmıştı:
"-kokusu gitmiştir.Canları çeker...Bunu komşuya götür.Annenin selamı var de"...böyle yetişmiştik küçük Anadolu kentinde

-Babam yanlış yapmışsa bundan bana ne?Bütün yaşamımda suçu taşımak zorunda mıyım?
-İyi de...Unutmamak gerekir onları...Yoksa gene olurlar...

Kepirtepe Köy Enstitüsü...kepir'in anlamı çorak, verimsiz toprak demek...Islandığınızda ayağınızdan çarığınızı alan...İşte öyle bir tepede tuğlaları bile kendileri yaparak, köy çocukları yapılar yükselttiler.

Gerçek kültür varlığımız insanımızdır oysa...İçimizde, aramızda yetişen insanımız...

Sait Faik bana, genç yaşımda, bakmanın görmek olmadığını öğretti...

Mimarın işi "tasarım" tasarlamak...Mimarlıkta tasarım, tam bir kültür alt yapısı ister...Tasarım ne kendi geçmişinizden ne de başka bir ülkeden kopya olabilir...Gerçek mimarlık tasarımı kültür birikiminin bilincindedir.

Mimar, yaptığıyla yalnızca bir yapıcı değil, bir kültür aktarıcısıdır.

İşte yola çıktınız bile!
Muazzez Ilmiye Çığ'ın önünüzde yürüyüp açtığı bir yola...Sizi daha çok yaş almaya, daha gençleşmeye götürücek yola...

Bilim var olanı saptar, oysa sanat yaratmaktır...
Daha önce var olmayanı var etmektir...
Sanat önce sezinler sonra da var eder...
Bütün yoktan var edenleri, bana göre, sanatçı sayabiliriz...
Var etmek bir tasarım işidir.
Tasarlamak geleceğe ilişkin bir uğraştır.

Geri kalmış ülkelerde dev aynaları çok olur.

"Sanat eseri bir şahsiyetin ifadesidir.Halbuki hayran adamın şahsiyeti yoktur.Kendine dönmeyenin eseri başkalarınındır..." Bedri Rahmi Eyüboğlu

Tüm yaşam tasarımlara bağlıdır...
Tasarlama eylemi gelecek için yapılır.
Tasarlamak geleceği düşünmek demektir.

Cengiz Bektaş

31 Ekim 2021 Pazar

Mavi Oktay Defterleri


 notların kopuk kopuk olması sürüklemiyor...C.E

Milena'ya Mektuplar

Sanırım Milena...O kadar çekingen ve ürkeğiz ki...hemen her mektup bir öncekinden korkuyor, gelecek cevaptansa daha da fazla korkuyoruz...

Bazen, karşılıklı iki kapısı olan bir odamız varmış gibi geliyor; ikimiz de kendi kapımızın kolunu tutuyoruz, birimiz gözünü kırpsa, diğerimizi kendi kapısını ardına kadar açıyor ve ilki tek söz söylemeye kalksa, ikincisi kesinlikle çoktan kapıyı arkasından kilitlemiş ve gözden kaybolmuş oluyor...İlki ikincisine bu kadar benzemese, sakin olsa, ötekine bakmıyormuş gibi davransa, odayı sanki herhangi bir odaymış gibi yavaş yavaş düzene sokacak; ama bunun yerine, o da kapısının orada aynı şeyi yapıyor...

Ne söyleyeceğim belli de, nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum.

Kocanla senin uğruna mücadele etmiyorum, o mücadele yalnızca senin içinde; mücadelenin sonucu kocana ve bana bağlı olsaydı, her şey çoktan sona ermiş olurdu.

O zirve, bana gelmek istediğinde - benim yanıma dibe,senin bakış açınla azıcık bile değil, hiçbir şey görülemeyecek kadar dibe gelmek için bütün dünyadan vazgeçmek istediğinde, bu amaç uğruna -tuhaf, çok tuhaf bir şekilde! - aşağı inmek değil, insanüstü bir çabayla yukarı, kendi üzerine, kendi üzerine çıkmak zorunda kalman; öyle güçlü bir çaba ki, bunu yaparken belki parçalanıyor, düşüyor, kayboluyorsun.

Durmadan sormak istiyor, uyuyamamak demek, sormak demek; zaten cevabı bulsa, uyumayı başarırdı.

Ne olur o günleri nasıl geçirebileceğimizi anlatma Milena, bunu yaparak bana nerdeyse işkence ediyorsun...sürekli ihtimaline sahip olmayı tercih ediyorum.

...her zamanki gibi her şeye cevap vermen ama aslında her şeye cevap vermemen...Eğer bir şey saklıyorsan, onu saklamanın da haklı bir nedeni vardır diye düşünüyorum.

Mektupları ikinci kez okumaya cesaret edemedim.İnsan neden doğru olanın bu çok özel, bu avutucu derecede intiharı andıran gerilimin içinde yaşamak olduğunu kabul etmez de ondan uzaklaşır ve böylelikle bütün o rahatı kaçmış, kudurmuş elektriği kendi vücuduna aktararak neredeyse yanıp küle döner ki.

...tek isteğim, mektuplarından yükselen yakınmaları bir şekilde yakalamak, söylediklerin değil de sakladıklarını, ki bunu yapabilirim, çünkü onlar aslında benim yakınmalarım.

Bu yanılgı, benim nasıl da sadece kendimi düşündüğümü kanıtlıyor; kendi içimde hapis olduğumu, senden sadece tutabildiğim kadarını tuttuğumu ve o kadarını kimse benden alamasın diye çöllere kaçmak istediğimi.

Seninle karşılıklı merhamet dileniyoruz; ben senden kabuğuma çekilebilmek için izin istiyorum, sen de benden - ama bunun mümkün olması, çelişkilerin en korkuncu.

İnsan kendi eksikliğine katlanmak zorundadır, her an için; oysa iki kişilik eksikliğe katlanmak zorunda değildir.

...her şey abartı, yalnız özlem gerçek, o abartılamaz.

Belki en çok seni sevdiğimi söylediğimde de söz konusu olan gerçekten sevgi değil; sevgi, senin içimde çevirip durduğum bıçak olman.

...kahrımdan aklımı kaçıracak gibi oluyorum ama bunun ne olduğunu ya da ileride ne olacağını bilmiyorum.Yalnızca yakında olacakları biliyorum: Sessizlik, karanlık, bir köşeye sinme; bunları biliyor ve boyun eğiyorum, başka türlüsü elimden gelmiyor.

...sana yazacak o kadar fazla ve önemli şey var ki, hiçbir boş zaman bunun için gereken tüm gücü toplamaya yetecek kadar boş değildi.

..hiç bir şey fark etmiyorlardı, dünyalarına benim varlığımla ilgili hiçbir şey girmiyordu..bu varlık bir ırmaksa, en azından ırmağın güçlü bir kolu dünyalarının dışından geçiyordu.

Ben sadece acıdan korkunç korkarım.Bu, kötüye işaret.Ölümü istemek ama acıları istememek, kötüye işaret bu.

Senin benim için değerin Milena...sana her gün yolladığım şu kağıt parçalarında yazılı değil...yine mektuplarda artan acizliğim,sana karşı da kendime karşı da acizim....Ve seninle ilgili her şey hala söylenmemiş olarak duruyor, tabii bunlar genellikle senin kendi mektuplarında var...benim korktuğum, şeytanın kutsanmış yerden kaçması gibi kaçtığım bölümlerinde.

Milena'dan..

Bence biz hepimiz, bütün dünya ve bütün insanlar, hastayız ve tek sağlıklı olan o; gerçekten kavrayan ve gerçekten hisseden tek saf ve temiz insan o...Onunla gitmeyi başarabilseydim, benimle mutlu yaşayabilirdi.

İki insan birlikte yaşamak için evlenir.Olağanüstü güzel, sıra dışı bir hediye olan bu imkana neden bir de mutluluğun eklenmesi gerekiyor ki?(Yuvadaki Şeytan)

Fakat evlilik zordur; çünkü kişi bağlandığı andan itibaren, evliliğin kendisine sunmadığı her şeyden vazgeçmek durumunda kalır.Bu da modern evliliğin çuvallamasına neden olan ikinci noktadır.(Yuvadaki Şeytan)

Bir insanı tanımak, inanılmaz zor bir iştir.Bir insanı ilk olarak baş başa bir sohbetin ilk yarım saatinde ve ikinci kez, ancak on yıl birlikte yaşadıktan sonra tanıyabileceğimizi söylersem, sanırım abartmış olmam.(Yuvadaki Şeytan)

Her insan kendi içinde sınırları belli olan bir dünyadır.Aksine, bir insan ne kadar kendine has olursa, bütünselliğe o kadar yakındır.İmkanları, yetenekleri ne kadar azsa, bu imkan ve yetenekler o kadar derin ve esaslıdır. (Yuvadaki Şeytan)

FRANZ KAFKA

28 Ekim 2021 Perşembe

Kalp (2)

 "En zor savaş,
kafanda bildiklerinle,
kalbinde hissettiklerinin arasındadır." 



Biraz da Film...Meet Joe Black

"William Parrish: Love is passion, obsession, someone you can't live without. If you don't start with that, what are you going to end up with? Fall head over heels. I say find someone you can love like crazy and who'll love you the same way back. And how do you find him? Forget your head and listen to your heart. I'm not hearing any heart. Run the risk, if you get hurt, you'll come back. Because, the truth is there is no sense living your life without this. To make the journey and not fall deeply in love - well, you haven't lived a life at all. You have to try. Because if you haven't tried, you haven't lived."

"Susan Parrish:Because men who never say anything about themselves, they're always married..."

"William Parrish:I thought I was going to sneak away tonight. What a glorious night! Every face I see is a memory. It may not be a perfectly... perfect memory. Sometimes we've had our ups and downs, but we're all together, And you're mine, for a night. And I'm going to break precedence and tell you my one candle wish: that you would have a life, as lucky as mine where you can wake up one morning and say, "I don't want anything more." 65 years, don't they go by in a blink?"

“- William Parrish: How perfect for you, to take whatever you want because it pleases you. That's not love.
- Joe Black: Then what is it?
- William Parrish: Some aimless infatuation which, for the moment, you feel like indulging, it's missing everything that matters.”
Joe Black:Which is what?
William Parrish:Trust, responsibility, taking the weight for your choices and feelings, and spending the rest of your life living up to them. And above all, not hurting the object of your love."

"Jamaican Woman:It nice it happen to you. Like you come to the island and had a holiday. Sun didn't burn you red-red, just brown. You sleep and no mosquito eat you. But the truth is, it bound to happen if you stay long enough. So take that nice picture you got in your head home with you, but don't be fooled. We lonely here mostly."

“- William Parrish: It's hard to let go, isn't it?
- Joe Black: Yes it is, Bill.
- William Parrish: And that's life... what can I tell you?

24 Ekim 2021 Pazar

Kumarbaz

Elli ya da altmış yıl sonra,ilk babanın torunu büyükçe bir para toplamış olacak ve bunu oğluna bırakacak; ondan da oğluna kalacak ve bu böyle beş altı nesil sonra bir Rothschild, bir Hoppe veya buna benzer başka bir şey meydana çıkar. Muhteşem bir gösteri değil mi?Bir iki asırlık çalışmanın, çekilen sıkıntının, erdemin zaferi işte bu, akıllı olmak, para biriktirmek, damdaki leylek!...Bana sorarsınız, ben Ruslar gibi eğlenmeyi veya rulette para kazanmayı buna yeğlerim...Benim kendim için para kazanmaya ihtiyacım var ve sadece para biriktirmek için yaşamayı bir türlü anlamam.

...zevk daima yararlıdır.İsterse sadece küçük bir sinek üzerinde olsun, sınırsız ve mutlak bir güç insana zevk verir.İnsan yaratılışdan zorbadır; acı ve ıstırap çektirmeyi sever.Siz eziyet etmeyi, ıstırap çektirmeyi çok seviyorsunuz.

Fakat benim için en çok da mucize denilebilecek taraf, o olaylar karşısında benim takındığım tutumdur.Onu hala anlayabilmiş değilim!

O ihtişamlı rüya, ondan geriye kalan şeyler benim için o derece değerli ki onun dağılıp gitmesi korkusu ile hiçbir yeni şey yapmayayım.

Polina: "Beni satın al, ister misin?İster misin? Dex Grieux gibi elli bin frankla hem de?"

Belki de bu para, beklenilmeyen bu büyük para irademi kullanmamı engelliyordu.Belki ben de bunu istiyordum, kim bilir!

...halimin ne kadar berbat olduğunı kendilerinden daha iyi anladığımı bilselerdi, bana akıl vermeye kalkışmazlardı.Rulet, benim şansıma bir tek dönüş yapsa, aynı aklı verenler beni tebrik etmeye gelirlerdi!Yarın ben yeniden ayağa kalkabilirim!

..vakit kaybetmeden rulet oyanamaya gittim.Nasıl da heyecanlıydım!Hayır, hayır para için değildi bu.istediğim şey, yüksek sosyete bayanlarının, otel müdürlerinin ve Hinze'nin gururuma ve onuruma vurdukları darbelerin intikamını almaktı.Hepsinin de başarımın ve zaferimin önünde eğildiklerini görmek istiyordum

Dostoyevski