adsense

26 Ekim 2022 Çarşamba

Düşünceler

Zihin nasl yozlaşırsa hisler de yozlaşır.

Bir insana hatalı olduğunu göstermek, faydalı olacak şekilde onu düzeltmek istediğimizde, kişinin meseleyi hangi yönüyle ele aldığına dikkat etmeliyiz, çünkü o yönden bakılırsa kişi genellikle haklı çıkar.Biz de hakkını teslim etmeli, ancak hatalı olduğu yönü de ona göstermeliyiz.Bu karşımızdakini memnun edecektir, çünkü yanılmadığını, sadece meseleye her yönden bakmayı başaramadığını görecektir.

Başkalarının aklına gelen sebeplere değil de, kendi keşfettiğimiz sebeplere genelde daha kuvvetle ikna oluruz.

Gündelik bir konuşma sırasında bir tutku veya bir izlenim dile geldiğinde, işittiğimiz şeyin gerçekliğini içimizde hissederiz, öncesinde içimizde olduğunu bilmesek de...ve bize bunu hissettiren kişiyi sevmeye başlarız, çünkü bize hissettirdiği şey kendi zenginliği değil yine bizim zenginlimizdir.Bu durum ondan hoşlanmamızı sağlar, paylaştığımız düşünsel ortaklığın, kalbimizi onu sevmeye yöneltmesi kaçınılmazdır.

İnsanların hakkınızda iyi düşünmesini mi istiyorsunuz? Kendinizden konuşmayın.

Ya çok gelir şarap ya da az.Çok verin, gerçeği bulamaz.Az verin, yine aynı.

...bütünü bilmeden parçaları, tek tek parçaları bilmeden de bütünü bilmeyi olanaksız sayıyıyorum.

Akıl hiçbir zaman hayalgücü karşısında üste çıkamazken hayalgücünün aklı kürsüsünden indirmediği çok nadirdir.

İnsanın hatalarının en gülünç sebebi aklı ile hisleri arasındaki savaştır.

...Hakikatın bu iki kaynağı, hisler ve akıl, güvenilir olmadıkları gibi, birbirlerini de yanıltırlar.Hisler, aklı aldatıcı görünümlerle yanıltır ve akla hissettirdikleri bu aldatmacaya sonra kendileri de kanarlar.Böylece akıl da hislerden intikam almış olur.

İnsan ne kadar kederli olursa olsun, bir eğlenceye, oyalanmaya dalması  sağlanırsa bir süreliğine de olsa mutlu olur.Aynı şekilde insan ne kadar mutlu olursa olsun, tutku duyduğu bir şeyle meşgul olup oyalanmıyorsa veya sıkıntının yavaşça onu ele geçirmesini engelleyecek bir eğlencesi yoksa bir müddet sonra mahsun ve mutsuz olur.

Tarafınızı belirlerken hakikatı arama zahmetine girmelisiniz, çünkü gerçek ilkeye tapmadan ölürseniz, mahvoldunuz demektir.

İnsan ruhunun yüceliği vasatı korumayı bilmektedir.Yücelik vasattan ayrılmakta değil, ayırlmamaktadır.

Bir şey üzerinde yeterince düşünmemek de fazlaca düşünmek de bizi inatçı ve dediğim dedik kılar.

Her şeyin aynı yönde ve hızda hareket ettiğinde, bir gemi de olduğu gibi, hiçbir şey hareket etmemiş görünür.Herkes haddini aşarken, kimse haddini aşmıyor görünür.Kim durup kendine çekidüzen verirse, tıpkı sabit bir nokta gibi,  başkalarının azgınlığına dikkat çeker.

İnsana tüm doğası hakkında bilgi veren iki şey vardır: içgüdü ve deneyim

İnsan ruhu hakkında o kadar yüce bir fikre sahibiz ki bir başka ruh tarafından değer verilmemeye veya küçük görülmeye tahammül edemiyoruz.Ve insanların tüm mutluluğu bu değere dayanır.

Tutkular olmaksızın sadece akıl olsaydı.
Akıl olmaksızın sadece tutkular olsaydı.
İkisinden de nasibini almış insan kavgasız olamaz, bunlardan biriyle barışması ancak diğeriyle savaş halindeyken mümkün olabilir.
Bu yüzden her zaman bölünmüş, kendisiyle çelişir durumdadır.

Tenin işlerinde hükmeden tam anlamıyla hevestir.
Zihnin işlerinde, merak.
Bilgelikte ise tam anlamıyla gurur.

Pascal

7 Ekim 2022 Cuma

Huzursuzluğun Kitabı

Karşımda yalnızca, bir sıkıntı duvarıyla kuşatılmış, taş kesilmiş bir şimdi var.Irmağın karşı kıyısı, karşıda bulunduğuna göre, asla bu taraftaki kıyı değil, çektiğim acıların tek sebebi de bu.Nice limanlara yanaşacak gemiler var elbette; ama hiçbiri hayatın ıstırap vermez olduğu limana varmayacak, her şeyi unutabileceğimiz bir rıhtım da yok.

Hissetmek - ne renktir acaba?

...birçok ıstırabı kendinde toplamıştı adeta, mahrumiyet, bunalım, kayıtsızlıktan doğan acı, ki kayıtsızlık da zaten aşırı acı çekmekten olur.

Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi.

Hiçbir şey olmaksızın yücelmek, geceleri kazandığım ne muhteşem bir zafer bu!

Hayattan çok az şey istedim - ama o, o kadarını bile esirgedi benden.Azıcık güneş, kırlar, bir lokma ekmek, bir lokma huzur, canımı fazla yakmayacak bir yaşama bilincim olsun ve...

Ah, evet anladım! Patron Vasques hayat'ın ta kendisi! Bize hükmeden ve hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz, tekdüze ve gerekli Hayat'ın.

Hissettiklerimle manzaralar çiziyorum ben. 

...aramızda geçen konuşmadan en az anımsadığım, o sırada sarf edilen sözler olur - hem onunkiler, hem benimkiler.

Gördüklerimin hepsi düşten ve göz aldanmasından ibaret...

Hayata ayak uydurmamızın tek yolu, kendi kendimizle uyumsuz olmak.

Müziğin ya da düşün hafif bir soluğu, ne olursa olsun, yeter ki öyle ya da böyle bir şey hissetmemizi sağlasın, ne olursa olsun, yeter ki düşünmekten bizi alıkoysun.

Benim gibi yaşayan bir insan ölmez: Biter, solar, bitkisel hayata girer.Bulunduğunuz yer varlığını sizsiz sürdürür, geçtiğiniz sokak görülmez olduğunuz halde yaşar, içinde yaşadığınız ev, siz olmayan sizi barındırır.Hepsi budur ve biz buna hiçlik deriz...

"Çünkü gördüğüm şeylerin boyundayım ben,
Kendi boyumda değil."

Mağazalarda çalışanlar, bürolarda ayak işleri yapanlar ya da küçük tüccarlar...Hepsinin geleceği, benimki gibi, geride kalmış.

Sadece acı bizi büyütür, acının göğsünde bekleyen sıkıntı, tıpkı eski kahramanların torunları gibi bir simgeye benzer.

İnsan ruhunun bütün ömrü, loş ışıktaki kıpırdanmakla geçer. Bilincin yarı karanlığında, olduğumuz ya da olduğumuzu varsaydığımız şeye asla uyum sağlayamadan yaşarız. 

Ah, nasıl da isterdim hiç olmazsa bir ruha biraz zehir, huzursuzluk, şaşkınlık katmayı...Ama sözlerimin karşısında titreyen tek bir ruh var mı? Beni duyabilecek tek bir varlık var mı, benden başka?

Sıradan insan için, hissetmek yaşamaktır, yaşamayı bilmektir.Ben ise, yaşamak düşünmektir, derim; hissetmek ise düşünmeyi beslemekten başka işe yaramaz.

"Ruhum hayatımdan yoruldu." Eyüp'ün kitabından

Hayatla aramda ince bir cam var. Açıkça görmeme ve anlamama rağmen dokunamıyorum hayata.

...heyecanını algıladığımız şu kıyılarda, hangi denizlerdir içimizde yankılanan! Yitirilmiş olan, istenmiş olması gereken, yanlışlıkla elde edilen ve kazanılan şey; sevip yitirdiğimiz, yitirdikten ve sırf bunun için sevdikten sonra ilk başta sevmediğimizi fark ettiğimiz şey; bir anı olduğu halde heyecan sandığımız şey; deniz kıyısındaki gece gezintim sürmekteyken gecenin en derin yerinden olanca heybetiyle, gürültüyle gelen, kumsala narin köpükler saçan taze okyanus...

Her şey için ayrı ayrı hissetmeye kalktığımda ne çok ölüyorum!

En çok anlamak yoruyor bizi.Yaşamak, düşünmemektir.

İnsan hayata özen gösterdikçe, düş dünyasıyla ilgilenemez olur.İktidar sahibi olmak isteyen, bayalığın ötesine geçmelidir.

Hiç görmemiş olduğum her şeyi göreli çok oldu.
Henüz görmemiş olduğum her şeyi göreli çok oldu.

Ah, düşsünler yollara var olmayanlar...Ama düşünenler ve hissedenler, hayata karşı uyanık olanlar; trenlerin, arabaların ve gemilerin korkunç isterisi yüzünden, ne uyuyabilir, ne de uyanık kalabilirler.

Vazgeçmek, kendimizi özgür kılmamız demek.Hiç bir şey istememek ise, güç sahibi olmak anlamına gelir.

"Her şey idim; hiçbir şeye değmezmiş." Septimus Severus

Hissetmek ne büyük bir ağırlık!Hissetmek zorunda olmak ne büyük bir ağırlık!

Derin duyarlılığın, hayat tecrübesiyle hiçbir ilgisi yoktur...Asıl tecrübe gerçekle olan bağı azaltmak, ama o bağı aha yoğun tahlil etmek demektir.Duyarlılık böyle gelişir, derinleşir, çünkü her şey bizdedir, yeter ki aramayı bilelim.

...gerçekleşebilir olanı düşlersen, o zaman sahici düş kırıklığı diye bir şeyin gerçekten var olabileceğini anlarsın...Bize olanaksızı vaat eden düş, zaten böylelikle bizi en baştan, ondan mahrum etmiş olur; ama gerçekleşebilir olanı vaat eden düş hayatın kendisine müdahale eder, çözümü de ondan bekler.

Kader'in oldum olası en büyük eğlencesi, kendine ait şeylere karşı bende sevgi ya da istek uyandırmak olmuştur, sırf ertesi gün o şeye sahip olmadığımı, asla da olamayacağımı göreyim diye.

Kırda sabah var olur, şehirlerde ise, vaat eder.Biri yaşatır, öteki düşündürür....ben de, düşünmenin yaşamaya yeğ olduğunu hissedeceğim daima.

Sevilmek, gercekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur! Başkasının heyecanlarının yükü haline gelmek nasıl bir yorgunluktur!

Başkalarına hükmetmeye ihtiyaç duymak, onlara ihtiyaç duymak anlamına gelir.Dolayısıyla şef, başkalarına bağımlıdır.

Eylemek, kendine karşı tepki göstermektir.Etkilemek, kendinden çıkmaktır.

Sahip olan, kaybeder.Bir şeye sahip olmaksızın hissedeceğini hisseden ise o şeyi korumuş olur, çünkü o şeyin içinden özünü çekip almasını bilmiştir.

Aşkın hallerini anlamak için, aşkı yaşamaktansa bastırmak daha iyidir.

Berrak bir şekilde görebilmenin yolu hiç eylemde bulunmamaktan geçer.

Yaşadığımız yerde ne yaşanıyorsa, aslında bizde yaşanır.Gördüklerimiz arasında sona eren şeyler, bizde sona erer.Var olmuş insanlar - var oldukları sırada görmüşsek - yok olduklarında bizden koparılmıştır.

Hissetme yetisine sahip bir insanı ne soyut sarhoşluklar, ne maddi alemin harikaları tatmin edebilir.

Dünya hiçbir şey hissetmeyenlere aittir.Eylem adamı olmanın birinci şartı duyarsız olmaktır...Her eylem doğası gereği kişiliğimizi dış dünyaya yansıtır...kişiliğimizi yansıttığımız zaman esas olarak bir başkasının yolunu kesmiş, eyleme biçimimizle ötekileri huzursuz etmiş, yaralamış, ezmiş oluruz.

Birine yakınlık duyduğumuz zaman her şey biter...,çünkü eylem adamı ona da aynı şekilde davranır:ayağıyla iter ya da üzerinden atlayıp geçer.

Sanat, eylemin mecburen unuttuğu duyarlılığa ulaşmanın yoludur.

Bütün eylem adamları esasında enerjik ve iyimserdir, çünkü hiçbir şey hissetmezseniz mutlu olursunuz.Bir eylem adamını hep keyifli olmasından tanırsınız...Başkalarını yönetebilmenin yolu neşeli bir micaza sahip olmaktır, çünkü hüzün, hisleri olanların harcıdır.

Ruhum gizli bir orkestra; bilemediğim çalgılar çalınıyor, kemanlar ve arplar, kudümler ve davullar içimde yankılanıyor.Kendime ancak bir senfoni diyebilirim

Çaba sarf etmek suçtur; çünkü her eylemle bir düş ölür.

Mutsuzluğunun farkında olmayan bunca insanın mutluluğu beni ürpertiyor.İnsani hayatları, gerçekten duyarlı olsalar sonsuz acı verecek olaylarla dolu.

Düş adamı, hayal ettiği zaman yaşamadığı için ölür; eylem adamı ise, yaşarken hayal kuramamaktan mustariptir.

Hiç düşündün mü ne kadar cahiliyiz birbirimizin? Birbirimizi görmeden görüyoruz birbirimizi. Birbirimizi duyuyor ve sadece kendi içimizdeki sese kulak veriyoruz.

...Hissedilmiş olan neyse, yaşanmış olan da odur.

En çok yaşadığımız zaman, çok düşündüğümüz zamandır.

Otların arasına uzanmış, uzaktan üç hasatçıyı seyreden bir İngiliz şairin bir sözü vardır: "Dördüncü bir hasatçı var, o da benim."

Ne uzun yaşadım hiç yaşamaksızın! Ne çok düşündüm hiç düşünmeksizin!

Yorgunluk bir keyif olabilir ve keyifte hep biraz keder vardır.

Heine, büyük trajedilerin ardından son noktayı sümkürerek koyarız, demişti...Hayat bilincine varsak çekilmez hale gelirdi.Neyse ki buna kalkışmıyoruz bile.

Bilmeden mutluluk olmaz.Ama mutluluğu bilmek de kendi içinde üzücüdür; çünkü insanın kendi mutluluğunu bilmesi, aynı  zamanda mutlu anları aşması, dolayısıyla onları hemen ardında bırakması demektir....Ne yapmalı?...mutluluğu hissettiğimiz anda, hissettiğimizden başka hiçbir şey düşünmeksizin mutlu olmalı, geri kalanı, geri kalan her şeyi dışlamalı.

Ne olursa olsun, acı önünde sonunda gözlem penceresinden, düşünce kapısından girecektir.

Sevgi vermek, sevgiyi kaybetmek demektir.
Hayata sırt çevirelim, kendimize sırt çevirmemek için.
Kadın - ideal düş kaynağı.Sakın el sürme.
Varlıkların kendisinden değil, uyandırdıkları düşüncülerden ve düşlerden zevk almayı öğren.

İnsanın kendine kurabileceği en büyük imparatorluk, bedeniyle, ruhuyla kendini, kaderin hayatını geçirmesini emrettiği yer ve alan olarak değerlendirip, kendine karşı duyarsızlaşmasıdır.

Kendi gözümüzde küçülmemek için, hırs, tutku, arzu ya da umut beslememeye, atılımlar yapmamaya, coşkusuz yaşamaya alışalım, yeter.

Günün birinde sevilmek, bir yabancıyla senlibenli konuşmak kadar  imkansız gelir bana.

Hayyam'ın sıkıntı...asil ve derindir...Süleyman'ın lafına gelmiş bir sıkıntıdır: "Gördüm ki her şey boşmuş, ruhun çektiği acılardan ibaretmiş."

Hayat, onu ne hale getiriyorsak odur.Yolculuklar, yolcuların kendisidir.Gördüğümüz, gördüğümüzden değil, biz her neysek, ondan ibarettir.

Konuşmak, başkalarına haddinden fazla ilgi göstermek demek.

İnsanlığın bütün trajedesi...düşüncelere daldığımız sırada yanımızda olanların, asla düşündüğümüz gibi olmadığını ortaya koyuyor bu.

Sevmek, kendini vermektir.İnsan ne kadar çok verirse, aşk da o kadar büyük olur.Ama kendini tamamen vermek ötekinin bilincini de ortaya sermek olur.Dolayısıyla aşkların en büyüğü ölüm, unutuş ya da vazgeçiştir.

Aşk pratiğe dökülmesi gereken bir gizemcilik, sırf gerçekleştirilmek üzere hayal edilmiş bir imkansızlıktır.

Hayal etmek, kendini bulmak demektir...Ruhundaki manzaraların peşine düşeceksin...Hayal kurma sanatı zordur, çünkü bütün çabaların çaba harcamamaya yoğunlaşmaktan ibaret olduğu bir edilgenlik sanatıdır.

Sanat, bir yalnızlıktır.

Bilinen herhangi bir liman değildi yola çıktığım yer.hangi limandı, bugün hala bilmem, çünkü hiç gitmedim.Zaten yolculuğun kutsal amacı, var olmayan limanları keşfetmekti.

Fernando Pessoa

23 Temmuz 2022 Cumartesi

Düşüş


...küçümsediğim kimselerle diyaloğa girerek hayatımı kazanıyordum.

Doğruluk duygusu, haklı olmanın verdiği doyum, özsaygı, bizi ayakta tutan ya da ilerleten güçlü güdülerdir sevgili beyefendi.Tersine, insanları bundan yoksun bırakırsanız onları kuduz köpeklere çevirirsiniz.

...hırslı ve bayağı insanlardan daha üste çıkmanız, erdemin artık yalnıza kendisiyle beslendiği en yüce noktaya ulaşmanız anlamına gelir.

Eğer pezevenkler ve hırsızlar her zaman, her yerde mahkum olsa, namuslu insanlar kendilerini daima masum sanırdı...

Beden keyifsiz oldu mu yürek de ölgünleşir...yaşamayı unutuyordum sanırım.Evet, her şey o zaman başladı galiba.

Her insanın temiz hava gibi, kölelere de gereksinimi vardır.

Aramızda kalsın, o halde kölelik, tercihen kölelik kaçınılmaz bir şeydir...Böylece onlar gülümsemeye devam ederler, biz de vicdanımızı rahatlatırız.

...yaşamın yüzeyinde ilerliyordum, sözcüklerin arasında, asla gerçeğin içinde değil...Kendimden başka kimseyi anımsamıyordum asla.

...kimse zevkleri konusunda ikiyüzlü davranmaz.

Onlara iyi bir oyun oynamak, bir tür ceza vermek için kendimi öldürmeyi düşündüğüm gün keşfettim bunu.Ama kimi cezalandırıcaktım?Birkaçı şaşıracak, kimse kendini cezalandırılmış hissetmeyecekti.Böylece anladım ki dostlarım yoktu.

mesele...yargıdan kurtulmaktır....ne kadar küçük olursa olsun, onlara bizi yargılamaları için fırsat vermeyelim!

Kendimde yargılanacak bir yan olduğunu kavradığım andan beri, onlarda da dayanılmaz bir yargılama eğilimi bulunduğunu anladım.Evet eskisi gibi oradaydılar ama gülüyorlardı.

...mutlu olmak için başkalarıyla fazla ilgilenmemek gerekir.

...insanlar yargılanmamak için yargılamaya koşarlar.

...herkes zengin olmaya çalışır.Niçin?...Güç kazanmak için elbette...Zenginlik, henüz aklanma yerine geçmese de elde etmekte daima fayda olan bir ertelemedir.

...çoğu zaman kendimize benzeyen ve zayıf yanımızı paylaşan kimselere açarız içimizi.Demek ki kendimizi düzeltmeyi ya da iyileştirmeyi istemeyiz.

...alçakgönüllülüğün parlamama, küçülmenin galip gelmeme, erdeminse ezmeme yardım ettiğini anladım.

Daha kötüsünü deneyimledim ben, insanların yargısını.

Bir insanı öldürmek için her zaman nedenler vardır.Buna karşın, onun yaşamasını haklı çıkaracak bir şeyi bulmak olanaksızdır.İşte bu yüzden suç daima kendine avukat bulur, masumiyet ise sadece bazen.

Yalan söyleyen kişi bazen bir şeyin içyüzünü, doğru söyleyenden daha iyi ortaya çıkarır.Hakikat, ışık gibi kör eder.Yalansa, tersine, her nesnenin değerini artıran güzel bir alacakaranlıktır.

Kendimi ne kadar suçlarsam, sizi o kadar yargılama hakkına sahibim.

21 Mayıs 2022 Cumartesi

Neruda'nın Postacısı


"Metaforlar dedim ya!"
"Onlar da neymiş?"
"Pekala, gökyüzü ağlıyor dediğinde, ne demek istersin?""...Yağmur yağıyordu..."

"Don Pablo, Beatriz Gonzalez'le evlenecek olursam, düğünümde benim sağdıcım olmayı kabul eder miydiniz?"

"Bir erkeğin benimle konuşmasında vahim olacak ne var?Her kızın başına gelir."

"Sevmem çatısız evi, ne de camsız pencereyi.Sevmem işsiz günü, ne de düşsüz geceyi.Sevmem kadınsız erkeği, ne de erkeksiz kadını.İsterim ki bütünleşsin yaşamlar, sönüp gitmiş öpücükleri alevlendirerek.İyi yürekli çöpçatan bir şairim ben."

1 Mayıs 2022 Pazar

Ölüme Övgü

Censor, eski Roma'da ahlak ve davranış işleriyle görevli yüksek dereceli devlet memuru

"...içine doğan düşünceleri bir düzene sokup aydınlatmadıktan, o düşüncelere okuru çeken tatları veremedikten sonra, yazmaya kalkışmak kişinin vaktini de kalemini de bağışlayamayacağımız ölçüde kötüye kullanması demektir."

"kein denebilecek önermeler ortaya koymayacağım, çünkü gördüğüm kadarıyla olasılıkların ötesine geçemem ben."

Statius:"İnsan gelecek kuşaklar için ağaç diker."...şu anı düşündüğümüz kadar geleceği de düşünmemizden başka ne anlama gelebilir ki?

Hem neye yarar ki gözyaşlarınız
Ölmedim ki ben,
Bakın dillerde dolaşıyor adım

Herkesçe bilinen bir Yunan atasözünün de dediği gibi " Her işi ustasına bırakın..."

Ruhun bir çeşit pencereleri olan duyu organları değil, kendisidir gören de, işiten de.Yine de zihin işlemez, dikkat etmezse, duyu organlarının yardımıyla hiçbir şey algılayamaz.

...Ama kimsenin kaçınamayacağı bir şeyin tek bir insanı perişan etmesi mümkün müdür?

Cicero

9 Nisan 2022 Cumartesi

Aşka Övgü

Özneyle nesnenin birbirine karıştığı aşk anlayışı şudur: İki sevgili karşılaşır ve dünyaya karşı Bir'in kahramanlığı olarak adlandırılabilecek bir şey meydana gelir.

...insanlar birbirlerini gördükleri anda birbirlerini görmüş olurlar, bu değişmez!...Gerçek aşk uzamın,dünyanın ve zamanın yarattığı engelleri kalıcı biçimde, kimi zaman acı çekerek alt eden aşktır.

...aşk yaşamın yeniden icat edilmesidir.

"Seni seviyorum" türünde bir ilan karşılaşma olayını mühürler, çok önemlidir, sorumluluk verir...Aşk ötekinin varlığıyla tümüyle ilgilidir, bedenin teslim edilmesi de bu bütünlüğün somut simgesidir.

...aşkı seviyoruz, sevmeyi seviyoruz, ama aynı zamanda başkalarının da sevmesini seviyoruz.

Aşk varsa işin içinde, bir okşamanın altında "Bir daha!Bir daha!" sözü işitilebilir, hareketin istediği sözün ısrarından, sürekli yenilenen bir "ilan" dan destek alır.

İçsel Erkek

 

Erkek bağlanmaktan kaçtığı ve kadın bağlanmak istediği sürece, güç erkeğin elindedir.

Sevginin kuvveti ve gücüyle partnerini değiştirebileceğini düşünmek, bir sevgilinin aşkın her şeye kadir olduğu inancına işaret eder.Kısa vadede bu işe yarar gibi görünebilir.Ancak bu yanılsama, sadece sorunlu bir ilişki kurmaya yarar.

Muhtemelen en iyi ya da en sağlıklı ilişkiler, aşırı romantik duygular olmaksızın içten bir dostluk ile başlar ve bağlılık sözleri verilmeden ya da gelecek kaygısı yaşanmadan taraflar birbirlerinin varlığından keyif alır.

Aynı anda hem içsel hem de dışsal olmaya çalışmak psikolojik olarak imkansızdır, çünkü biri diğerinin olmadığı ölçüde var olabilir.