İlyada'nın
Efsanevi Kahramanları
Homeros'un Destanından Ölümsüz Figürler
On yıl sürdü Troya önündeki muhasara. On yıl boyunca tanrılar birbiriyle çekişti, yiğitler kan döktü, surlar inledi. Homeros'un ağzından dökülen bu destan, yalnızca bir savaşı değil; insanın öfkesini, sevdasını, kaderini ve ölümle hesaplaşmasını anlatır. İşte o destanın ölümsüz yüzleri — adları çağlar boyu yankılananlar…
Savaşçısı
Deniz tanrıçası Thetis'in rahminden dünyaya gelen, ölümlü bedeninde tanrısal bir alev taşıyan er. Thetis onu bebek iken Stiks ırmağının sularına daldırmış; topuğu hariç tüm bedenini kılıcın, okun ve mızrağın ulaşamayacağı bir yere taşımıştır. Agamemnon'un haksızlığına köpüren Akhilleus çadırına çekildiğinde, Akha ordusu sürü gibi kırılır. Can yoldaşı Patroklos kanını Troya toprağına döktüğünde ise o öfke kara bir kasırgaya döner — ve Hektor'un sonu gelir.
Komutanı
Mykene'nin altın kapılı sarayından kalkan, bin geminin önünde yürüyen hükümdar. Akhalar ona boyun eğer, tanrılar onu gözetir — ya da gözettiğini sanır. Akhilleus'un ganimetine el uzattığında, ordusunun kalbini de deliğe çevirmiştir. Gururunun bedelini on yıllık kuşatmada kan ve yas olarak öder; en büyük silahını kendi eliyle kınına sokan bir komutandır.
Stratejisti
Kılıç sesinden önce söz söyler; mızraktan önce akıl savurur. İthaka'nın kurnaz beyi, kimi zaman elçi, kimi zaman ateş söndürücü olarak orduyu ayakta tutar. Troya Atı'nı düşünen beyin onunkidir — şehrin surlarını on yıl geçemeyen Akhalar, sonunda içinden çıkacaktır. Troya'dan dönüşü de ayrı bir destan olacaktır: Odysseia.
Savaşçısı
Yedi kat boğa derisinden örülmüş kalkanı bir kule gibi duran er. Akhilleus çadırında oturduğunda, sahile dayanan Troya ordusu gemileri yakmaya girişir — o çadırda oturan yalnızca Aias'tır. Gövdesiyle siper olan, asla geri adım atmayan bu dev, ordunun son kalesidir. Hektor bile onunla düelloda galibiyet ilan edememiştir.
Savaşçısı
Akhilleus çadırında beklediği günlerde Akhaların kanını döküldüğünü gören Patroklos, yüreği sızlayarak dostu için yalvarır: "Bırak gideyim, senin zırhını giyeyim, düşman beni sen sanır." Gider. Apollon'un darbesiyle sersemler, Hektor'un mızrağıyla yere düşer. O ölümle birlikte destan yönünü değiştirir — Akhilleus'un öfkesi artık kişisel bir yangına dönüşmüştür.
Prensi
Priamos'un en yiğit oğlu, Troya'nın kalkanı. Savaşa çıkmadan önce karısı Andromakhe'nin gözlerinin içine bakar, miğferinin sorgucu küçük oğlunu korkutunca güler — bu gülen adam aynı gün mızrağını kaldırır. Vatanı için değil, sevdikleri için savaşır. Kaderin üstüne yürür, bilir ki geri dönmeyecektir. Düşmanı bile ona saygıyla bakar; Homeros onu düşman safında yaratmıştır, ama okur onu kendinden sayar.
Prensi
Afrodit'in sunduğu armağanı — dünyanın en güzel kadınını — aldı ve Sparta'ya misafir gittiği evden onu söküp getirdi. Bin gemi denize indi, on yıl kan aktı — hepsi o bir tercih yüzünden. Kılıçtan çok yayı sever; meydanda dövüşmekten kaçar, surların ardına sığınır. Ama destanın sonunda tanrının yönlendirdiği ok onun yayından çıkacak ve Akhilleus'un topuğuna saplanacaktır.
Hükümdarı
Elli oğlu vardı; çoğunu Troya önündeki çarpışmada yitirdi. En büyüğü, en yiğidi Hektor'un ölüsünü ise düşman Akhilleus'un çadırında bulmak için geceleri yalnız yola çıktı — ihtiyar eller, hediye yüklü bir arabanın dizginini tutuyor, yüreğinde yas, dudaklarında yalvarış vardı. O gece iki düşman — bir baba ve bir katil — birbirinin gözlerinin içine baktı ve ikisi de ağladı. Destanın en insani sahnesidir bu.
Okçusu
İki ordu ateşkes yapmış, Menelaos ile Paris teke tek dövüşmeye hazırlanıyordu — belki savaş bu düelloda bitecekti. Athena, Pandaros'u bir müttefik kılığında kandırdı: "Bir ok at, şanın arşa çıkar." Ok kalktı, ateşkes bitti, on yıl daha uzadı. Pandaros o oku bilerek atmadı; ama tarihin seyrini değiştiren okun yayını o gerdi.
Prensi
Afrodit'in ölümlü bir prensle birleşmesinden doğmuştur; damarlarında hem insan kanı hem tanrısal nur akar. Diomedes mızrağını sapladığında Afrodit oğlunu kollarına alıp savaş meydanından çekti — çünkü Aineias'ın ölmesi yazılı değildi. Troya yıkıldıktan sonra ailesini sırtında taşıyarak kaçacak, yeni bir ulus kuracak, adı Vergilius'un Aeneis destanında yaşayacaktır.
Komutanı
Zeus'un öz oğludur; ama babasının onu ölümden koruması mümkün değildir — kaderin tezgâhını tanrılar bile söküp alamaz. Likya'dan ordusuyla gelmiş, Troya'nın müttefiki olmuştur. Patroklos'un mızrağı onu yıktığında Zeus, gözyaşı yerine kanlı yağmur yağdırdı. Homeros, onun ağzından destanın en güçlü sözlerinden birini söyletir: "Ölümsüz olsaydık savaşmazdım — ama ölümlüysek, öne çıkalım."
Savaşçısı
Likya'nın iki komutanından biri, Sarpedon'un yanından ayrılmaz yoldaşı. Destanın en ilginç anlarından birinde Diomedes ile karşı karşıya gelir — ve birbirlerinin dedelerinin dost olduğunu anlayınca silahlarını değiş tokuş ederler, savaşmadan ayrılırlar. Bu sahne, İlyada'nın kan ve öfke arasında bıraktığı nadir insanlık pencerelerinden biridir.
Casusu
Hektor'un ordusu için gece Akha saflarına sızmaya gönderilir; karşılığında Akhilleus'un atlarını istemiştir. Ama o gece aynı fikri Odysseus ile Diomedes de kurmuştur. Karanlıkta yakalanır, korku içinde her şeyi anlatır — düşman mevzilerini, Kral Rhesos'un kamp yerini. Konuştuktan sonra Diomedes'in kılıcı düşer. Kurnazlıkla gönderilen bir er, daha büyük kurnazlığa kurban gider.
Prensesi
Savaş meydanına adım atmaz; ama İlyada'nın en derin acısı onun kalbinde taşınır. Hektor surlardan ayrılmadan önce ona veda eder — miğferini çıkarır, oğlunu kucaklar, gözleri dolar. Andromakhe o kapıdan döndüğünde yas tutmaya başlar, henüz haber gelmeden. Homeros, savaşı kazananları değil kaybedenleri yazmak istediğinde Andromakhe'yi seçer.
Deniz
Denizin dibinden çığlığı duyulur oğlunun. Thetis dalgaları yararak çıkar, oğlunun yanında oturur, ağlar — çünkü tanrıça olduğu hâlde oğlunun kaderini değiştiremeyeceğini bilir. Onu Stiks'in sularında yıkadı, ölümsüz yaptı sandı; ama topuğunu tuttuğu parmakları oğlunu dünyaya bağlamış, ölüme teslim etmiştir. Hephaistos'a koşar, görkemli bir zırh döktürür — ne var ki zırh kaderi değiştiremez.
Olimpos
Gümüş yayını omzuna asıp Olimpos'tan aşağı indi; her adımında okları sadağında şakırdadı. Troya'nın surlarını seven bu tanrı, savaş alanına her inişinde dengeyi değiştirir. Patroklos'un miğferini indirir, zırhını söker, sırtını vurur — ardından Hektor'un mızrağı işini bitirir. Paris'in yayını yönlendiren de onun elidir; Akhilleus'un topuğuna saplanacak ok, Apollon'un nefesiyle uçmuştur.
Olimpos
Gri gözlü tanrıça savaş meydanına iner, kimi zaman bir erin kılığında, kimi zaman görünmez. Akhilleus kılıcını çekip Agamemnon'a yürüdüğünde, saçından tutup geri çeker — yalnızca Akhilleus görür onu. Diomedes'in gözlerinden perdeyi kaldırır, tanrıları görmesini sağlar; Ares'i bile o gün yaralar. Akhaların kalkanıdır; zaferin iplerini gökyüzünden sallayan el onunkidir.
Olimpos
İda Dağı'nın tepesine oturur, savaşa bakar — bazen eğilir, bazen sadece izler. İki tarafın da kaderi onun altın terazisinde tartılır; ağır basan kefenin erini ölüm bekler. Thetis'e söz vermiş, Akhalar sıkışsın diye; ama Hera'nın inadı, Athena'nın kurnazlığı tanrılar meclisini bile savaş meydanına çevirir. Dünya onun buyruğuyla döner — ya da öyle görünür.
Olimpos
Paris'in elması Afrodit'e vermesini yıllar geçse de unutmamıştır. Troya'ya duyduğu kin kişisel, inatçı ve değişmezdir. Zeus'u uyutmak için tanrıların aralarında bile hile yapar; Akhaların savaş alanında soluk almasını sağlamak için Olimpos'un taşlarını bile oynatır. Onun öfkesi, İlyada boyunca sessiz ama derin bir akıntı gibi akar.
Olimpos
Topal adımlarla örsüne yürür; körüğünü üfler, alev alevlenir. Thetis kapısına geldiğinde işi bırakır, kulağını verir: Akhilleus için bir zırh dökecektir. O zırh olağan bir demir değildir — üzerinde dünyanın tüm manzaraları işlidir: şehirler, bağlar, düğünler, savaşlar, denizler. Homeros o kalkanı anlatmak için yüzlerce dize ayırır; Hephaistos bir şey yaratırsa, o şey çağlar boyu durur.
Olimpos
Savaşı seven, savaştan beslenen, savaşta yüzü gülen tanrı. Troya saflarında boy gösterir ama İlyada'da onur görmez — Athena'nın kargısı karşısında acı çekerek geri çekilir, Zeus'un azarıyla sinip susar. Homeros onu güçlü ama kaba çizer; savaşın vahşeti onun simgesidir, zaferin aklı değil.
Olimpos
Paris'e verdiği söz, dünyanın en güzel kadınını hediye etmekti — ve verdi. Savaş alanında yeri yoktur; Diomedes mızrağını koluna sapladığında yaygarayla Olimpos'a kaçar, Zeus'tan azarı yer. Ama o olmasa bu savaş hiç başlamazdı. Troya'yı Akhilleus'un mızrağı değil, Afrodit'in fısıltısı yıkmıştır.
Olimpos
Zeus Troya'yı kollamayı emrettiğinde Poseidon susmaz; denizin altından karaya çıkar, Akha erlerinin arasına karışır, onları alevin içinde ayakta tutar. Üçlü çatalını sallayınca yer sallanır, dalgalar köpürür. Zeus ile arası her zaman gerilimlidir — ama İlyada'da o gerilim Akha saflarına güç olarak akar.
Olimpos
Kanatlı sandaletleriyle havada süzülür, tanrıların mesajını insanlara taşır. İlyada'nın en dokunaklı sahnesinde Zeus, ihtiyar Priamos'u Akhilleus'un çadırına ulaştırmak için Hermes'i görevlendirir. Genç bir er kılığında yola çıkar, arabanın önünde yürür, Akha nöbetçilerini uyutur — ve kral, oğlunun cesedine kavuşur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder