adsense

3 Ekim 2016 Pazartesi

What Great Managers Do

I’ve found that while there are as many styles of management as there are managers, there is one quality that sets truly great managers apart from the rest: They discover what is unique about each person and then capitalize on it.

In chess, each type of piece moves in a different way, and you can’t play if you don’t know how each piece moves. More important, you won’t win if you don’t think carefully about how you move the pieces. Great managers know and value the unique abilities and even the eccentricities of their employees, and they learn how best to integrate them into a coordinated plan of attack.

The old cliché is that there’s no “I” in “team.” But as Michael Jordan once said, “There may be no ‘I’ in ‘team,’ but there is in ‘win.’”

Fine shadings of personality, though they may be invisible to some and frustrating to others, are crystal clear to and highly valued by great managers. They could no more ignore these subtleties than ignore their own needs and desires. Figuring out what makes people tick is simply in their nature.

To that end, there are three things you must know about someone to manage her well: her strengths, the triggers that activate those strengths, and how she learns.

Great managers don’t try to change a person’s style. They never try to push a knight to move in the same way as a bishop. They know that their employees will differ in how they think, how they build relationships, how altruistic they are, how patient they can be, how much of an expert they need to be, how prepared they need to feel, what drives them, what challenges them, and what their goals are. These differences of trait and talent are like blood types: They cut across the superficial variations of race, sex, and age and capture the essential uniqueness of each individual.

Always remember that great managing is about release, not transformation. It’s about constantly tweaking your environment so that the unique contribution, the unique needs, and the unique style of each employee can be given free rein.

1 Ekim 2016 Cumartesi

Albert Einstein - Benim Gözümden Dünya

"Yalnızca bireyler sorumluluk duygusuna sahiptir." Nietzsche

"Hayat serüveninde en değer verdiğim şey devlet değil, sürünün yüzeysel düşünce ve duygularının aksine, asil ve yüce olanı ortaya çıkaran yaratıcı, sezgisel birey ve kişiliktir."

"Yaşayabileceğimiz en kayda değer deneyim esrarengiz olanın deneyimidir.Bu, gerçek sanat ve bilimin kökeninde yatan en temel duygudur."

"İnsanın gerçek değeri her şeyden önce kendi kendisinden özgürleşmeyi ne ölçüde ve ne anlamda becerebildiğiyle belirlenir."

"Nasıl ki bireyin kişiliği toplumdan beslenmeden gelişemezse, toplumun gelişimi de yaratıcı, özgür düşünen ve hüküm veren kişilikler olmadan mümkün olmayacaktır."

"İncelikli fikirler ve soylu davranışları ancak büyük ve sağlam karakterler üretebilir."

"Eğitim vermenin en rasyonel yolu örnek olmaktır."

"Bir öğretmenin en önemli marifeti, yaratıcılığa ve bilgiye duyulan hazzı uyandırmaktır."

"İnsan ırkının yapmış ve düşünmüş olduğu her şey ihtiyaçların karşılanması ve acının azaltılmasına yöneliktir.Eğer ruhani hareketleri ve gelişimlerini anlamak istiyorsak bunu sürekli akılda tutmak gerekir."

"...bilim ahlakı baltalamakla suçlanmıştır, ancak bu adil bir suçlama değildir.Etik bir davranışın temelinde sempati, eğitim, ve toplumsan bağlar bulunmalıdır; dini bir temel zorunlu değildir."

"...Ricamın sağır kulaklara hitap etmemesi dileğiyle."

"Devlet insanlar içindir, insanlar devlet için değil...Devletin en önemli görevinin bireyi korumak ve ona yaratıcı kişiliğini geliştirme fırsatı vermek olduğunu düşünüyorum."

"Silahsızlanma olmadan kalıcı barıştan söz edilemez."

"Bencillik ve rekabet,kamu ruhu ve görev bilincine göre ne yazık ki çok daha kuvvetlidir..."

"Bireyin hayatı diğer canlıların hayatını daha asil ve güzel kılmaya katkıda bulunduğu sürece anlamlıdır.Hayat kutsaldır - bu onun en üstün değer olması ve diğer tüm değerlerin ona tabi olduğu anlamına gelir.Yahudi geleneğinin tipik özelliği, birey ötesi hayatın kutsallaştırılmasına,ruhani her şeye duyulan derin bir saygının eşlik etmesidir."

"...Yahudilik aşkın bir din değildir; yaşadığımız hayatla ilgilenir ve bir dereceye kadar hayatı kavrayabilir, o kadar. Bence;bundan dolayı kabul gören anlamda bir din olup olmadığı şüphelidir,çünkü Yahudiden beklenen şey 'iman' değil, hayatı bireyi aşan bir anlamda kutsamasıdır."

Sokrates'in Savunması (Platon)

Platon, Atina'da MÖ 427 yılında gelmişti.

Herşeyden önce, güya bilgi kılıfı altında ortaca çıkan cehaletin demokraside uzman ve profesyonelliğin değilde, vasat ve amatör olanın hakim olmasıyla sonuçlandığı savunan Platon açısından demokrasi,Atina'da sadece cahilin hatalı yönetme hakkı anlamına geliyordu.

Platon...Yunan kahramanı Akademos'un sığınağı ya da mezarının hemen yanı başındaki bahçeyi satın alarak Akademiyi kurdu.Burası en azından Avrupa'nın ilk büyük eğitim ve araştırma merkezi olmuştur....Akademi'nin kapısına 'Geometri bilmeyen buradan içeri giyemez' diye yazdırmıştı.Eğitim felsefesini de politikaya tabii kılan Platon'un buradaki amacı, iyi eğitilip teçhiz edilmiş aklıyla yönetmesi gereken filozof-kralı eğitmekti.Akademi, kendisinden devlet adamları ve yasa koyucuların çıkacağı, bilim ve felsefe temelli bir politika eğitimi veren bir kurum olarak tasarlanmıştı.Gerçekten de Akademi,Helenistik dönemin sonuna kadar Yunan dünyasına hukuki ve politik bakımdan şekil vermeye çalışan en önemli merkez oldu.

Sokrates : 'Bildiğim tek bir şey var, o da hiçbir şey bilmediğim"

Sokrates : 'Ey insan! Kendisine biraz saygısı olan bir insanın yaşam ve ölüm risklerini hesaplaması gerektiğini düşünerek yanlış yapıyorsun.İnsanın yalnızca eylem sırasında doğru mu yanlış mı, iyi birisi gibi mi kötü birisi gibi mi davrandığını hesaplaması gerekir.'

Sokrates : '...Mahkum olmamı sağlayan şey delillerimin eksikliği değil, küstahlık ve utanmazlık yapmamam, beğeninizi kazanacak şekilde konuşmamış olmam, ağlamamış olmamdı.Diğer insanlrdan duymaya alışkın olduğunuz şeyleri söylemediğim ve bunları yapmadığım için ceza alıyorum.O zaman nasıl ki tehlikedeki bir insana yakışmayacak şeyler yapmamaktan söz ediyorsam şimdi de aynı şekilde kendimi böyle savunduğum için  herhangi bir pişmanlık duymuyorum. Böyle bir yaşamdansa, kendimi onurluca savunarak ölüme gitmeyi tercih ederim..

Sokrates : '...Eğer bir insan herşeyi yapabilecek kadar onursuz ve şerefsizse, tehlike anında kendisini kurtarabilmek için çok sayıda yol vardır.Ölümden kaçmak çok zor değildir ancak kötülükten kaçmak zordur.Çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar.'

Sokrates : '...Ölüm geldiğinde hiçbir şey hissedilmiyorsa, yani durum uyuyan kişinin rüya görmediği bir uyku gibiyse, insan için ölüm büyük bir kazançtır...'

Sokrates : 'Artık gitme zamanı!Ben ölüme, siz yaşamaya gidiyorsunuz.Hangisinin daha iyi olduğunu tanrı dışında kimse bilemez.'

27 Eylül 2016 Salı

Türkçe - Romence benzer kelimeler

un ascensor : asansör
un rulou : rulo
radio : radyo
un coridor : koridor
o lampa : lamba
o adresa : adres
o veranda : veranda (balkon)
un balcon : balkon
un chibrit : kibrit
o masa : masa
o perdea : perde
o antena : anten
un capac : kapak
o toaleta : tuvalet
dus : duş
closet : kloset
o chiuveta : küvet
o soba : soba
un tirbuşon : tirbuşon
o tava : tava
un buchet : buket
secretara : sekreter
şampanie : şampanya


8 Temmuz 2016 Cuma

Umut Mekanları

David W. Harvey FBA (born 31 October 1935) is the Distinguished Professor of anthropology and geography at the Graduate Center of the City University of New York

Spaces of Hope(Umut Mekanları) (2000) has an utopian theme and indulges in speculative thinking about how an alternative world might look.

Ana sorun kapitalist sanayi ve metalaştırma sürecinin işçi nüfusunu homojen kılcağı varsayımında yatmaktadır.Bunun bir anlamda doğru olduğu kuşkusuzdur ama burada yeterince önemsenmeyen olgu, kapitalizmin aynı zamanda, kadim kültürel farkları, cinsiyet ilişkilerini,etnik eğilimleri ve dini inançları kullanarak işçiler arasında farklılık yaratabilmesidir.Bunu sadece açık bir burjuva stratejisi olan böl ve yönet kuralı aracalığıyla değil, aynı zamanda tüketim seçeneklerini grup farklılıklarına dönüştürecek mekanizmalar yaratarak yapar...Sınıf mücadelesi, coğrafi olarak bölünmüş bir dizi komüniter çıkar olarak kolayca çözülür ve burjuva güçleri tarafından kolayca iç edilir veya neoliberal piyasa mekanizmalarının güdümüyle sömürülür hale getirilir.

Sınıflar arası eşitsizlikler konusunda Birleşmiş Milletler Kalkınma Raporu(1996) şöyle yazar:"1960-91 arasında en zenginlerin küresel gelir içindeki payı %70'ten %85'e çıkmış, en yoksulların payı ise %2,3'ten %1,4,e düşmüştür." 1991'e gelindiğinde "dünya nüfusunun %85'ten fazlası toplam gelirin sadece %15'ini elde ediyordu."

John Gray(1998) "küresel serbest piyasa ütopyası insani açıdan henüz komünizm kadar bedel ödettirmediyse de, yol açtığı acılar açısından bir süre sonra komünizmle boy ölçüşecek duruma gelebilir."

Neoliberalizm bize "insanlık yerine borsa değer endekslerini, onur yerine sefaletin küreselleşmesini, umut yerine boşluk, yaşam yerine terör enternasyoneli" sunar.

Anti-kapitalist mücadelede "hepimiz birimiz için, birimiz hepimiz için" sloganı, siyasal eylem açısından hayati önem taşımaya devam etmektedir.

Sosyalist dava, eşitliğin koşulunu yaratmak olduğu kadar, o tatsız homojenlikten kurtulmak olmalıdır kuşkusuz...Toplumun nasıl işleyeceği,toplumsal ilişkilerin nasıl tasarlanacağı ve insan potansiyelinin nasıl gerçekleşeceği hakkında alternatif bir vizyon olan sosyalizmin kendiside bu noktada kavramsal çalışmanın odağı olur.

Marx'ın dediği gibi:
"Emekçinin edindiği hoşnutluk artmış olsa da, parasının yettiği toplumsal tatmin düzeyi kapitalistin artan hoşnutluğuna kıyasla düşmüştür.İhtiyaç ve hazlarımızın kaynağı toplumdur; dolayısıyla bunları topluma göre ölçeriz, tatmin sağlayan nesnelere göre değil.İhtiyaç ve hazlar toplumsal olduklarına göre, görelidirler."

Siyasal düşünce ve olasılıklar anlamında çok zengin olan kişi, birey, benlik ve kimlik gibi kavramlar, bedensel indirgemeciliğin külleri arasından anka kuşu gibi havalanarak, siyasal eyleme rehber olacak kavramlar göğünde yerlerini alırlar.Marx değişken sermaye kavramının cansız edilgenliğini "yaşayan emek" kavramıyla veya daha geniş terimlerle , kapitalist birikim sürecine kendi gömülmüşlüğünün tarihi ve coğrafi koşullarını yeniden tanımlamak için mücadele veren "kendi için sınıf" ile kıyasladığında aklında bu vardı.

Marx:
"Özgürlük alanı, zorunluluk ve dünyevi kaygılarla belirlenen emeğin son bulduğu noktada başlar; dolayısıyla özgürlük , doğası gereği, var olan maddi üretim alanının ötesindedir.İlkel insan ihtiyaçlarını karşılamak, yaşamını devam ettirip yeniden üretmek için Doğa ile nasıl boğuşmak durumundaysa, medeni insan da tüm toplumsal oluşumlar ve her türlü üretim tarzı içinde aynı durumdadır.İnsanlık geliştikçe, ihtiyaçlarındaki artış sonucu fiziksel zorunluluklar dünyası da genişler, ama aynı zamanda bu ihtiyaçları karşılayan üretim araçları da artar.Bu alanda özgürlüğü getirebilecek tek şey, toplumsallaşmış insanların,yani üretenlerin birleşip Doğa'yla olan etkileşimlerini akılcı yollarla çözmeleri, Doğa'nın amaçsız güçleri tarafından yönetilmek yerine onu toplu kontrolleri altına almaları ve bunu insan doğasına en yakışır koşullarda, en az enerjiyi harcayarak başarmalarıdır...İşgününün kısalmalı bunun temel ön koşuludur."

"Ütopyanın dahil olmadığı bir dünya haritası göz atmaya bile değmez" Oscar Wilde

...burjuvazinin toplumsal sorunlara önerdiği tek çözümün, sorunları bir yerden bir yere nakletmek olduğu tespitiyle tam bir uyum içinde.

Unger'in ifade ettiği gibi "gerçekleşmesi imkansız gibi görünen düşler ile umurumuzda olmayan gidişat arasında bölünmüş" gibiyiz.Seçeneklerimiz gercekten de "Düşler Fabrikası" ile hiçlik arasına mı sıkıştı?

Robert Park:
"Zira kent ve kentsel ortam,insanın içinde bulunduğu dünyayı kendi arzuladığı şekle sokma çabasının en tutarlı ve genel anlamda en başarılı anını temsil eder.Ama insanın yarattığı dünya olan kent, bundan böyle yaşamaya mahkum olduğu dünyadır.Dolayımlı olarak ve üstlendiği işin doğasını tam anlamaksızın insan, şehri inşa ederken kendini de yeniden inşa etmiştir."

Eşit olmayanların eşit muameleye tabi tutulması kadar eşitlikten uzak bir şey yoktur.

Piyasanın serbestliği ancak kanunlar, otorite, güç ve en uç durumlarda şiddetle temin edilebilir.Devlet iktidarı genelde şiddet araçlarının tekeli olarak anlaşıldığı için, serbest piyasa işleyebilmek için devlet ve türdeş kurumlara ihtiyaç duyar.

Margaret Thatcher,İngiltere'de serbest piyasa felsefesini ancak devlet gücünü acımasızca kullanarak(örneğin grevleri bastırmak için polis şiddeti, akademik araştırmaların sıkı gözetim altına alınması) ve milliyetçi duygulara hitap ederek gerçekleştirdi.

Rekabetçi kapitalizm gibi görünen bir yüzey cilasının altında, zorla empoze edilen derin bir işbirliği ve ittifak katmanı bulunur o halde...

Eğer kapitalizm tüm repertuarı harekete geçirmeden ayakta kalamıyorsa, o halde sosyalizmin amacı bu temel repertuarda ki tüm öğelerin farklı bir biçimde nasıl birleştirilebileceğini bulmaktır....Örneğin rekabet asla yok edilemez.

Foucault'nun denemesinin temelinde "kaçış" teması vardır."Gemisiz medeniyetlerde hayaller kuruyup kalır, maceranın yerini ispiyonculuk, korsanların yerini polis alır."

Wilson'un biyolojik indirgemecilikten ziyade geleneksek hümanizm kokan ifadesine göre, "yakında kendi içimizin derinliklerine bakıp neye dönüşmeyi arzuladığımıza karar vermemiz gerekir."

...Oysa alternatifler konusunda herhangi bir sohbet gerçekleştirebileceksek, ortak bir dil veya en azından farklı diller arasında çeviriyi mümkün kılmanın yolunu bulmalıyız.Bu zeminin olmadığı yerde karar zeminini otorite, söylemsel şiddet ve hegemonik pratikler oluşturur...

George Perkins Marsh'ın 1864'te yayımladığı harikulade kitabı İnsan ve Doğa'da:
"...İnsanın işleyip biçimlendirdiği fiziksel devrimlerin hepsi insan çıkarlarına zararlı olmamıştır...Ama insan dünyasının kendisine tüketim için verilmediğine, hele har vurup harman savurmak için hiç verilmediğini, yalnızca yararlanmak için verildiğini çoktan unutmuştur...Fakat insan her gittiği yerde dengeleri bozan bir faildir.Nereye ayak bassa, doğanın uyumuna nifak sokar..."

Ütopik bir hareket olarak komüniterlik, bireysel menfaat arayışı ve "haklar söylemine" değil, yurttaşlığa ve kolektif özdeşleşme ve sorumluluklara öncelik verir.

...bir cemaatin yeniden yapılandırılması ve yeniden hayal edilmesinin ilerici olabilmesi için, daha genelleşmiş radikal ve asi bir siyasete yolun bir yerinde bağlanması gerekir.Bu da nasıl tanımlanırsa tanımlansın, radikal bir projenin varlığını gerektirir.

Diyalektik ütopyacılık, uzun dönemli ve sürekli kılınacak tarihi-coğrafi devrim perspektifini gerektirir.

Marx ve Keynes'in ikiside sistemi iten ya da yeni yönlere ve uzamlara çeken gücün, spekülatif tutku ve beklentileri olduğunu anlamışlardı.

Ölüm yoğun bir üzüntü ve anma anı olarak, ruhun kökenlerine ebediyen döndüğü an olarak, bir yaşam boyunca başarılmış herşeyin bir sonraki kuşağa aktarıldığı an olarak görülür.

...İnsan doğasının gerçek doğası ne olabilir?

David Harvey

1 Temmuz 2016 Cuma

Köy Enstitüleri Dünyasından Hasan Ali Yücel'e Mektuplar

İsmail Hakkı Tonguç 2.9.1959 (Hasan Ali'ye mektubundan)

(Köy Enstitülerinin kapatılmasının ardından Anadolu'daki değişmeyi anlatır mektubunda)
"...Kısacası fabrika, liman, baraj yapmışız.Gelgelelim onlara hareket, can verecek zihniyeti, böyle bir zihniyete sahip dinamik, tabiatla çarpışmaktan zevk alan sosyal problemleri çözümlemeyi ülke edinen insanları yetiştirmemişiz...Kalkınma deyimiyle anlaşılmaya çalışılan işler yapılırken milli eğitim alanında bunlara tamamen zıt bir politika gütmüşüz..."

Gece yarısına kadar süren bu konuşmalardan sonra köylüler dağıldılar, öğretmenle baş başa kaldık, dertleştik.

"Hocam!Evimi, karımı, çocuklarımı gördünüz.Köylüleri dinlediniz.Şimdi size içimi dökeceğim, diyerek söze başladı:
-Bizi niye köylerden toplayıp okuttunuz? Bıraksaydınız çoban olarak kalsaydık.Yücel'in nesine gerekti köy çocuklarını adam etmeye çalışmak.Başka aydınların yaptıkları gibi vursaydı belimize tekmeyi, kursaydı apartmanları sıra sıra...Bizleri kanatları altına almaya çalışacağına yumruğunu tepemize indirse nerelere yükselmez..."