adsense

6 Temmuz 2019 Cumartesi

Tuhaf

"Şiddetten daha kötü birşey varsa o da şiddete alışmaktır."Hakan Günday

"Yazı, yolunda gitmeyen, beni dehşete düşüren, rahatsız eden herşeyi yazmak dışında ne işe yarar, bilmiyorum...Hakiki sorulardan ibaret olan, kazmaya çalışan, gerçeğe ulaşmayı dert edinen o yazarların ait oldukları yer asıl yerin üstüdür."Hakan Günday

"İçinde yaşadığım kültürün, devletin, doğumumdan önce temelleri atılmış, bütün kavram ve kuruluşların üzerimde bıraktığı lekeler var...Malaparte, Celine, Yayha Kemal Bayatlı, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan...İçinde sorular olan her metin benim için önemlidir...Bu yazarlar..görünmeyen izleri ve lekeleri gösteriyor...Sonrası sana kalıyor.O lekeyle yaşamaya devam mı edeceksin yoksa onu silmeye mı çalışacaksın, sen karar vereceksin."Hakan Günday

"Eğer bir başkasının seni uyutmasına müsaade edersen göreceğin rüyalar senin rüyaların olmaz."Hakan Günday

"İnsanın özgün hali yalnızlığıdır.Birlikte yaşam, idealimizde olan ve kurguladığımız bir şeydir.Yalnızlık insanın kendi varlığının bilincine vardığı an tanıştığı bir duygu, bir haldir...Yalnızlıktan korkan insana da satılan ik şeyde korku.Korku maymuncuk gibidir, her kapıyı açar."Hakan Günday

"İnsan hayatı değerine henüz kavuşmamışsa insana dair hiçbir haktan bahsedilemez."Hakan Günday

"...iş disiplini ve işine saygının Türkiye'de çalışanların tümünde, sadece işçiler değil, işverenlerde de eksik olduğunu kabul etmemiz gerekir.Görev ciddiyeti ve işini sevmek, Batılı toplumlarda orta sınıfın başlıca özelliğidir.Batı orta sınıflar ananeyi yaşatır, meslek edinir ve meslek ciddiyetine sahiptir" İlber Ortaylı

"Sendikacılığımız, işçinin işini ve emeğini korumasından, siyaset yapmasını sağlamak ve öğretmekten çok, memur sıfatlı beyaz yakalı proleterlere göre daha kolay ve fazla ücret elde etmelerine yaradı.Ama aynı sendikalar işçinin emeklilik zamlarını bürokrasinin insafına bıraktılar."İlber Ortaylı

"Bizim eski toplumuzda esnaf alayları, kalfalığa terfi edenlere yapılan peştemal kuşatma gibi adetler tarihe karıştı.Oysa bunlar şeref payeleri aracılığıyla dengeyi oluşturan unsurlardır.Herkes gene müdür ya da başsavcı olamaz, olması da gerekmez, ama aşçının iyisinin de toplumda benzer yeri olmalıdır.Bir toplumun gelenekleri ve ritüeli bu havaya yer verdiği ölçüde dengeli insanlar yaratır." İlber Ortaylı

"Herkesin derdi piramidin tabanına daha fazla mal satmak.Çünkü kalabalık orada...Amerikan kapitalizmi, piramidin en altına mal satmak için, bedeninin en temel gereksinimlerine mahkum etmedi mi?...Azdırılmış gövde istekleri, aklın, sağduyunun, kibarlığın, estetiğin, düşüncenin yerine ikame mi edilecek?" Zülfü Livaneli

"Geceleri gökyüzüne, hep olağanüstü bir şey görme umuduyla bakarken, aslında gördüğümüz her şeyin zaten olağanüstü olduğu gerçeğine yabancılaşmış olmak" Ebru Ceylan

"Binlerce insanın etkileşimine dayanan her ilişki politik ilişkidir." Costa Gavras

"Çok fazla sorun ve ele alınması gereken çok fazla konu var.En önemli sorun, tek bir solun değil birçok  solun olması, her birinin çözüme ilişkin kendi fikirleri var ve bunlardan bazıları çok sığ....Gerçekdışı düşlerini bir yere bırakmadıkları sürece sağcılar galip gelmeye devam edecekler."Costa Gavras

"Toplum statiktir, birey ise dinamiktir.Birey topluma göre şekillenirse robotlaşır.Böyle biz düzende gelişme olmaz. Robotlaşarak mutlu olamayız. Mutluluk insanın kendini gerçekleştirmesidir..."Ahmet Ümit

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"Zaman geçtikçe, mutluluğumun öyle entelektüel, karmaşık değil; ilkel, saf bir noktadan ortaya çıktığını fark ettim.Hayatın tadını çıkaran insanlar, bir şeye hevesle ve heyecanla sarılan insanlar, tutkulu insanlar yaşamımı ve hayata bakışımı anlamlı hale getiriyor." Gülse Birsel

"Heves.Bir insanın işine hevesli olması, seyahate, yeni bir deneyime,aşka hevesli olmalı, hatta sadece sekse hevesli olması bile motivasyon kaynağıdır benim için. Dopamin bulaşıcı ve bana da bulaşıyor." Gülse Birsel

"Yakın zamanda Fas'a gittim.Elit kesimle sokaktaki adam aynı dili konuşmuyor.Elit kesim Fransızca konuşuyor, halk ise Arapçanın farklı lehçeleri veya Berberice.Elit bir Faslı çarşıya gidip halı alacaksa Fransızca konuşuyor ve satıcı da çat pat cevap veriyor."Gülse Birsel

"Kendine sahip olma bilinciyle yetişmiş, doğduğu topraklarla, soyuyla sopuyla bağı olan, nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilen insanları görünce mutlu olurum.İlginçtir ki bu insanlar Batı toplumunda daha çok rastlarız.Çünkü bu insanların iki nesil evvelleriyle ve çevreleriyle bağları vardır.Kendinden önceki nesillerin nasıl yaşadığına, neleri başarıp başaramadığına, neler kazanıp kazanamadığına fikri bir bilinçle yanaşırlar.Kendi geçmişini tanımayan bir gençlikten sağlam bir toplum inşa etmesini ya da toplumun nitelikli bir parçasını oluşturmasını bekleyemezsiniz.Eğitimin de görevi bu bağı, sistematik bir şekilde inşa etmektir.Çünkü insan, ancak yaşadığı yere bağlanırsa mutlu olabilir, geçmişine sahip çıkabilirse özgürleşebilir ve bu şartların bir getirisi olarak, çocuklarının yarınlarını ayakları yere sağlam basarak hayal edebilir." İlber Ortaylı

"Tatlı su dibe çeker..vasatlık da kendine dahil olanı dibe çekiyor" Ahmet Mümtaz Taylan

"Vasatlık, kendinden iyi olanı görse de tanıyamaz.Ama yeteneğe inanan, dehayı her yerde tanır." Hakan Günday

"...hayal kırıklığı dediğin, hayal kurduğunun kanıtıdır." Hakan Günday

"Müziğimi düşmana karşı br direniş olarak görüyorum." Roger Waters

"Hızı hissetmeyen kendi cennetindedir...Hız, tüm hisleri ortadan kaldırır.Hissizleştirir ve yıkar.İnsan hızın güdümündeki bu ortamda yıkıldığının farkına varmaz.Çünkü hız acıyı hissettirmez, yas tutturmaz...Yavaşlık anımsatır, hız unutturur....Kalıcı olan muhakkak yavaş üretilmiştir, yavaşlıktan beslenmiştir.Düşünme ve tefekkür, yavaşlığın armağanlarıdır." Yüce Zerey

"İnsanlar bir gerçeği durdurmak ve o gerçeği her fırsatta yeniden hissedebilmek için heykel sanatını ortaya çıkarmışlardır." Yüce Zerey

"Ayakları toprağa basmayan ve kafasını göğe kaldırmayan insan yalnızca dünyaya değil, kendine de yabancılaşmıştır." Yüce Zerey

Gamze Cizreli -> Big Chefs’in kurucusu
https://beefandfish.com/beef-fish/yemek-kulturu/big-chefsin-kurucusu-gamze-cizreli.html

"...bir fikir fikir olmaktan çıkarıp gerçeğe dönüştüren en önemli şey çalışmak, çalışmak, çalışmak...Cok sevdiğim bir söz: 'Hayat kişinin cesaretiye orantılı olarak daralır veya genişler.'...Hayalleriniz gerçekleştirmeniz için cesur olmanız gerekir....Çok isteyin, çok çalışın, istediğinize ulaşmak için pes etmeden defalarca deneyin.İnanın bana, oluyor..." Gamze Cizreli

1milyonkitap.com kampanyası -Selçuk Şirin
https://1milyonkitap.com/

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
"İnsanlar sizin onları iyi anladığınızı hissettiğinde, o insanlar için vazgeçilmez olursunuz" Betül Mardin

"Kız-erkek farketmeksizin her çocuk, büyüdüğünde kendisine bakabilecek durumda olmalı ve bu cesaret önce o çocuğu yetiştiren ailenin sorumluluğunda." Betül Mardin

Kadınlara 10 öğüt:
-Her sabah spor yapacaksın
-Hep çalışacaksın.Üreteceksin.Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olucak.
-Günceli takip ediceksin
-Evlilik ise şart değil, kafanı takma.
-Çocuk meselesine gelince...Ha işte, burada akan sular duruyor.Yapabiliyorsan yap...Doğurmayacaksan, evlat edin...Evlat edinmeyeceksen de , manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.
-Günde bir kere et ye.Mutlaka her öğün sebze ve meyve ye.
-Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut.
-Olumlu olacaksın
Betül Mardin

"Gençlik niye kaçıyor sorusuna vermediğimiz bir cevap daha var.Bu yurdun gençleri bu ülkeyi hiç tanımıyor.Kadıköylüler'in Suriçi Istanbul'dan haberleri yok.Boğaziçi halkı Üsküdar'ı bilmiyor.Ankara'da ki gençliğin büyük bir bölümü dünyaca ünlü Hitit Arkeoloji Müzesi'ne adım atmamış..."İlber Ortaylı

"Kültür mirasının aktarımı bunun yüz yüze aktarılmasından geçer." İlber Ortaylı

  • Issız antik kentlerde hissedilen zamansızlık duygusu.Tarih öncesinden değil, tarih ötesinden gelen ve sanki "her şey"i kapsayan his.
  • Hayatın sadece basit bir anının, tüm ömre yetebilecek bir mutluluğa ve yaşam gücünü taşıyabiliyor oluşu
Ebru Ceylan

"Bu alan istismar alanı olmaktan çıkarılmadıkça, toplumun bütün inançları karşısında tarafsız kalmayı başarabilmiş bir laiklik kurumu olan diyanet tarafından denetlenmedikçe, sokakaki herhangi bir inanan kerameti kendinden menkul şeyhlerin sermayesi olmaktan kurtulamayacak." İsmail Saymaz
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"...yörüklerin neredeyse kimliğidir keçi"

"Bir tanesi taklitçilik, diğeri biçimin özün yerini alması.Bunları tüm dünyada görüyoruz ama Türkiye'de daha güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor, çünkü bu hızlı dönüşüm sınıfsal açıdan bir boşluk yaratıyor...Bir burjuva sınıfı kültürel olarak oluşmuyor...İlhan Selçuk'un 1975 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan makalesinde şöyle diyor: Ne biçim bir sınıf bu gelen!Zenginler ama ne evlerinde güzel tablolar var, ne de bir şiir kitabı okuyorlar, ne iyi müzik kulakları var.Ne Beethoven dinliyorlar ne Turk musikisi..."

"...insanlarda güçlü bir birikim olmadığından daha çok görüntüye önem veriyorlar."

"Türkiye'de hakim sınıf nedir diye sorsanız tufeyli sınıfıdır derim...kendisi hiçbir şey yaratmamış, genelde başkasının yarattığı değere el koymaya çalışan, asalak bir şekilde yaşayan, öyle ya da böyle işini bilen, kafası tamamen buna işleyen, devamlı rant peşinde koşan bir anlayışın ülkeye hakim olduğunu ve bunun en tepeden en dibe, her yeri istila ettiğini görüyorum."

Plagiarism, yani başkasının fikirini çalma

"Devletin ceberut olduğu doğru fakat aynı zamanda güçsüz bir devlet bu...Güçlü olmak, meşru olarak görülmek ve konsensus yaratmak demektir.Bizdeki devletin tutumu, bir tartışmada karşısındakinden daha az zeki ama en kuvvetli adamın "iki tane çakarım, beni dinleyeceksin" demesi gibi."

"Sermaye birikimine baktığımızda devlet eliyle zenginleşme bir normdur.Kapitalizm tarihinde, birikimin devletten bağımsız olarak gelişmesi diye bir şey yok."
Vedat Milor

"Bir çocuk küçükken, onunla ilgilenmek daha kolaydır...Ama çocuk büyüdükçe onunla ilgilenmek de zorlaşır.Çocuklar kendi fikirlerini geliştirirler ve zorluklara ebeveynlerin her zaman göremeyecekleri şekilde karşı koyarlar.Büyüme deneyimi karmaşıktır.Zihni ve ruhu gizemli bir şekilde gelişen çocuğa destek olmak ve o çocuğa bakmak imkansız bir görev gibidir." Ceylan Handan Milor

"Babam tutkularımı besledi, toplumsal baskılara rağmen ilgilendiğim her şeyin peşinde koşmam konusunda beni teşvik etti."Ceylan Handan Milor

"Ailem seçtiğim kişiyle ilgili pek mutlu değildi; Vedat'ın sosyoloji doktorasını düşünerek kariyerinin pek de iyi olmayabileceğini düşünüyorlardı.Fakat bazı kararlar ebeveynlere bırakılmayacak kadar önemlidir." Linda Susan Milor

"Bina sayımız ne kadar fazlaysa, gençlerimizi yetiştirecek insanlarımız bir om kadar yetersiz." İlber Ortaylı

"...bireysel düzeyde geçmişi kurgulamak rahat uyumanı, geleceği kurgulamak da heyecanla uyanmanı sağlıyor." Hakan Günday

"Geleceği kurgulamak bir ilişkinin cicim aylarındaki ruh hali gibi.Kendine çeki düzen veriyorsun..."Ahmet Mümtaz Taylan

"Geleneklerimizin çoğunu yitirdik.Gün geçtikçe hafızasız bir topluma dönüşüyoruz.Oysa toplumları, gelenekleri korumak, topluma, dolayısıyla insana bir güven duygusu ve yerleşiklik bilinci kazandırır.Çok sıradan görünen bir mekan, anılarla değer kazanır ve anlam bulur." Zülfü Livaneli

"Yaşam sadece gerçekten geçici, tehdit altında olduğu için değerlidir..." David Le Breton

"Aynen!

Yahu, Arapça kökenli bu sözcük herkesin ağzında.Çok tehlikeli bir sözcük.Bir başkasının görüşünün, anlattığının "ta kendisi" tıpkısını nasıl onaylarsınız?Sizin hiç kendi fikriniz yok mu?...Ne demiş Yunus: "Sen seni ne sanırsan ayruğa da onu san"..Has muhabbetler ayrukla olan muhabbetlerdir.Farklı olandan, aykırıdan korkmamalı.Ondan öğrenmeli.Onunla zenginleşmeli iç dünyamız." Ahmet İnan
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



"Sadece anı değerlendirmek olmaz.Durumu anlamak için sürece bakmalısın..."
"1994'de kazandıkları sadece İstanbul değildi, Ankara da öyleydi.Toplu bir Refah partisi dalgası geldi....Bunu sadece kendi güçleriyle yapmadılar.Graham Fuller'in yazdığı 'Türkiye Kemalizm'den kurtulmalıdır, ılımlı İslami bir ülke olmalıdır' görüşüyle dünyayı da, liberal aydın denilen kesimi de maalesef arkalarına aldılar."

"Türkiye sarkaç gibidir.Fatih Sultan Mehmet, Gentile Bellini'yi getirip resim yaptırtır.Homeros okur...Karısı ve annesi hiçbir zaman Müslüman olmadılar....Bütün bunların arkasından bir bakıyorsun Bayezid-i Veli geliyor. Birdenbire korkunç bir karanlık başlıyor."

"İslam mı Türkleri geri bıraktı yoksa Türkler mi İslamı geri bıraktı? Maalesef yanıt Türkler İslam'ı geri bıraktı olacak...1485'te Bayezid'e matbaayı getirdiler...Ulema 'Caiz değildir.Allah'ın adı makinaya giremez' demiş...Bayezid'in oğlu bütün Arap alemini ve halifeliği aldığını iddia edince, tüm İslam alemine hakim oldu ve matbaa yasağını bütün İslam alemine teşmil etti....İlk işi Saray'da, babasının portreleri dahil tüm resimleri söküp atmak olmuştu.Ve al sana 300 yıllık gerileme!"

"Her padişah ayrı tarikattandır.Çok enteresan değil mi bu?"

"Örgütlendiğin an her şeyi yaparsın."

"Mustafa Kemal çok büyük bir asker, daha da büyük bir entellektüeldir.Devamlı kafa yoran, düşünen,üreten birisi.Belki de bu konuda dünyadaki tek büyük generaldir.İçinde yetiştiği toplumu bildiği için kendi arkadaşlarının bile kavrayamayacağı radikal hareketlere girişti."

"İnsanlık kötüye gitmez.Her canlı organizma gibi kendini yaşatacak ortama doğru gider."

"Misafir edilmediğimiz bir eve gitmek zorundayız.Başka yolumuz da yok.1000 yıllık yürüyüş, Batı'da yürüyüşümüz Orta Asya'dan beri devam ediyor.Onlar bizi hiçbir zaman istemedi ve istemiyor."

"Bir zihniyet devrimi yapmadan bu ülkede rahat yaşamamıza imkan yok."

"...Ben Türkiye'de şeriat rejimi olacağından korkmadım.Ama Türkiye'nin kalitesi düşüyor.Bundan korkmak lazım."

Zülfü Livaneli

"Kişiliğinde o kadar çok katman, karakterinde ve düşüncelerinde öyle bir derinlik var ki hala babamı tanıma aşamasında olduğumu söyleyebilirim.....İnsanlar karmaşıktır.Bazıları diğerlerinden daha fazla.Bu yüzden dünyayı ve insanları anlamak için gözlerimiz grilerle dolu bir dünyada hep siyah ve beyazı arar."
Aylın Livaneli

"Şimdi,senden kararlar almanı, seçimler yapmanı istiyor.Ama insan bu sorumlulukla başa çıkamadığı için ya geleceğe ya geçmişe kaçıyor...şimdi, insanı eyleme iten bir kavram...Cambazın ip üstünde yürümesini sağlayan, aşağıdaki ağ değil aslında.İp üstünde durduğunun bilincinde olması.Yani şimdinin içinde olduğunun farkında olması.O ip üstünde attığı her adımın hayati bir öneme sahip olduğunu bilmesi...içinde çatışma ve çelişkiler var.İnsan zaten çeliştiği ve çatıştığı kadar insan değil mi?Camus'un dediği gibi, intihar edip etmemekten, işine davam edip etmemeye kadar binlerce soru var şimdinin içinde.Binlerce muğlaklık...Geleceği planlamak seni şimdiden muaf tutmaz ve şimdiyi de kurtarmaz.Yarın bir iyilik yapmaya karar vermek bugun seni iyi bir insan yapmaz...Şimdi biz ne yapıyoruz?" Hakan Günday

"...şimdi'yi iliklerine kadar yaşamayan birisi geleceğe berbat bir anksiyete sipariş etmiş olur....insanı hayatta ve canlı tutan şimdi'dir...Şimdi geleceğin geçmişidir.Nereye kaçarsan kaç yakalancaksın şimdi'ye...istedim ki şimdi'yi ve içinde kopan gürültüyü birlikte yaşayalım.Şimdi!Gelecekte ya da geçmişte değil." Ahmet Mümtaz Taylan

"Göç eden entelektüellerimiz, kendi renkleriyle ortaya çıkamadıkları için silikleşiyorlar...Türk aydını, ancak gittiği ülkenin moda fikirlerine ayak uydurduğu takdirde o ülkede barınabileceğini düşünüyor, bu büyük ve vahim bir yanılgıdır.Kendi kültürünü beraberinde götürmeyen, kendi rengini yansıtmayan bir entelektüel sınıfı, kimsenin istemeyeceği gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız...Gitmek, tek başına kurtuluş değildir.Gençlerimiz, dünyayı tanımalı, farklı coğrafyalara ait tecrübe taşımalılar.Fakat ne yazık ki bir Türk'ün, kendi ülkesi dışında edebi bir mutluluk taşıyabileceğini düşünmüyorum....Biz yaşadığı toprakların değerini bilememiş ve güzelliklerinin farkına varamamış bir dönemin insanıyız...Türkiye'den gitmek isteyen insanlarımızın da ülkemizi yeterince tanıdığını ve buraya dair güçlü anılarının olduğunu düşünmüyorum...İstikbalimizi oluşturan gençlerimiz, kurtuluş umudu taşıyarak, çoğu zaman mutluluğu bulamayacakları ve hep yabancısı kalacakları coğrafyalara gidiyorlar ve onlar gittikçe yaşadığımız topraklar daha da çekilmez oluyor." İlber Ortaylı
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Elit seçkindir.Her işin seçkinlerinin meydana getirdiği ve klasmanda yatayına değil dikeyine de düşünebileceğimiz bir sınıf.İyi muslukçu da bu sınıfa girer, iyi bilgin de, kontun soyu da girer.Soyluluk yeterli değil elbette, eğer o değerler eridiyse bu sınıfın dışında kalırlar....Osmanlı eliti achieving society'dir marifetine, kabiliyetine, liyakatına göre ortaya çıkar."

"Servetlerin idamesi ve mülkiyetin elinde tutulması için gereken şey ritüel ve disiplindir"

"Türkiye şunu öğrenmek zorunda:Sizin içtimai kökeniniz önemli değil.Ama liyakatiniz ve tavrınızla içtimai kökeni aşamadığınız takdirde bir yerde barınamazsınız"

"Evet, elitim ve elitistim...Bir toplum ancak bunlarla yaşar"

"...Türkiye durmadan elit kaybediyor.İnsanlar dışarıda yaşamak için yetiştiriliyor.Romanya da bizim gibi.Romanya'yı dışarıdan izlersen bizim ne halde olduğumuzu anlarsın.Bunlar çocuklarını dışarıya göndermek için yetiştiriler..."

"Dünya vatandaşlığı diye birşey yok.Öyle efsanelerle kimse oynamasın.Toplumlar hala kendi kusurları, renkleri, meziyetleriyle ayaktalar."

İlber Ortaylı

Üsküdar->  Kanaat Lokantası

"Anı idrak etsende zamanın farkına varamazsın...Daha az geçmişimin olduğu günleri özlüyorum." Hakan Günday

"Geçmiş dediğimiz şey içinden ayırıp, sakladıklarımızdır...Seçilmişlerden oluşan yeni geçmiş artık bir yapıntıdır...Sevdiklerimizi, sevmediklerimizi, kırılganlıklarımızı, coşkularımızı, her şeyi kurguluyoruz...Gelişmeye müsait, keşifçi insanlar o sandıkta zihninin izin verdiği kadar çok şey biriktiriyor.Eylem zamanı o sandıktan bazı iyi ya da tatsız deneyimleri alıp çıkmalısın yola...Sürekli geçmişi düşünmek eylemsizliktir." Ahmet Mümtaz Taylan

"Geçmişin geçmesi için zamanın geçmesi yetmez" Amin Maaloud

"Bana doğru gibi gelen hiçbir fikir yoktur ki aynı zamanda yanlış gibi de gelmesin."Montaigne
.
"..düşünen insan herşeye kuşkuyla yaklaşmalıdır...Akıllı insanlar sürekli olarak kendi vicdanlarıyla ve yargılarıyla hesaplaşırlar...Orta zekalılara göre dünya basittir, hiçbir karmaşıklığı yoktur.Herşey siyah beyaz netliğindedir." Zülfü Livaneli

"İnsanı diğer tüm canlılardan ayıran, tekamül ettiren, kendisinden sonrası için bir çabaya sokan şey, yarattığı kültürdür....Bekası, ürettiği bu bilgi ve kültürün kuşaklar arasındaki aktarımına bağlı.Bunun için icat ettiği yöntem ise eğitim...Eğitim, devletlerin kendi hayat görüşü ve hedefleriyle uyumlu cihazlar yetiştirme aracıdır...İnsan, kendisine ve yavrusuna yönelik en az hak sahibi canlı türüdür." M. Serdar Kuzuloğlu

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever
Halil Cibran
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"Benim için kutlamak daha önemli bir hadise.Milyonlarca spermi geride bırakmak bile kutlamaya değer büyük bir başarıdır."

"Başarı denen şey, insanı gerçek hayattan uzaklaştıran bir olgu olarak kafamda kodlanmış durumda.Başarı meselesi 'yolun tamamlandığı' hissini veriyor."

"Bir çocuğun başarı formülleriyle, bir şablona ait başarı tanımıyla hayatı tartışmasını istemem ben.Çocuk bir şey sormadan ona birşey söylememeyi tercih ediyorum...Çocuğun hikayesine müsaade edin, merak ediyorsa soracaktır."

Cem Yılmaz

"...eğitim, hak edene verilmesi gereken ve bunun belirlenerek yapılandırılması gereken bir hizmettir...Türkiye eğitiminin en büyük sorunu elitizmden uzaklaşmaktır.Her çocuğun kendine göre yetenekleri vardır ve belirli dallarda yüksek yeteneği olan çocuklarımızı değerlendirmek zorundayız...Yeteneği ve kabiliyetine göre eğitim terk edildi...Eğitim Türkiye'de maalesef bir piyasa ve bu alan iş bilmezlerin elinde çürüyüp gidiyor."
İlber Ortaylı

"Bu memleket Köy Enstitülerini yok etti.Eğitim Enstitüleri'nin mahvedilişinden bahsedildiğini ise hiç duymuyorum..Hayatımdaki en iyi öğretmenim, Eğitim Enstitülü bir öğretmendi....Müzik bilmeyen, matematik ve gramer öğrenmemiş çocuk, yapay zeka ve robotları ne yapsın?" İlber Ortaylı

"Can sıkıntısı enerjinin boşa aktığını haber veren bir sinyal.Ve bu sinyali en iyi alanlarda çocuklar...içinden devlet geçen her düzen can sıkıntısına karşıdır ve izin vermez.Düşünsene, Doğu Bloğu'nun canı sıkılmasa o Berlin Duvarı yıkırımıydı? Yasaklanmış can sıkıntısı enerjisinin patlamasıdır o duvarın yıkılışının asıl sebebi...İnsanın canı sıkılmıyorsa ne değişir ne de değiştirir." Ahmet Mümtaz Taylan

"...bıraksaydın da canın sıkılsaydı, mutlaka aklın bir üretime gidecekti...Kölenin canı sıkılmaz...Eğer canın hiç sıkılmıyorsa, bil ki bir sahibin vardır." Hakan Günday

"İnsanın aklı çoğaldıkça can sıkıntısı artar." Dostoyevski

"...sıkılmak demek, içinde bulunduğu koşullardan memnun olmama durumunun farkına varmak demektir....Sürekli bir şeyler yapmaya çalışarak beşiğimizi sallayıp kendimizi uyutmaya çalışıyoruz.Oysa sıkılmak bizi uyandırır.!" Barış Özcan

"Güzellik, gözdedir.Bakılan şeyde değil." Özdemir Asaf
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
"Yerel olana sırt çevirmeden, bütün dünyayı anlayabilme kapasitesine sahip olan cok az sayıda insanımız var. " Nurhak Kaya

"Zamanla insanlarımızın yerel olanı ve kendi değerimizin nerede yattığını bilmediğinin farkına vardım...Batı'da yaşayan düzgün insanlar empati yapma, başka kültürlere açık olma, insanlığın kaderinin ortak çizildiğinin farkında olma konusunda bizden daha gelişmiş durumdalar." Vedat Milor

"Bizdeki yetişme sistemi, kültür ve dinin toplum üzerindeki işleyiş yapısı, konuşamamaya, örgütlenememeye sebep oluyor....Evrensele ulaşmak için sorgulama kabiliyetine sahip olmak ve tabuların üzerine gitmek gerekiyor.Türkiye'de çocuklara doğuştan empoze edilen bir inanç ve politik baskı var." Vedat Milor

"Biri bana Türkiye'yi anlamam için hangi Nuri Bilge filmini izlemeliyim diye sorsa Uzak'ı izlemesini tavsiye ederim.En iyi olduğu için değil ama bu coğrafyada ki sıkışmışlığımızı, yaşadığımız zorlukları, neden mutsuz bir toplum olduğumuzu..kendi çıkmazlarımızı görmemizi sağlıyor." Vedat Milor

"159 yıl önce, 1860'da sadece Rus tiyatrosunun değil, belki de tüm modern tiyatronun en büyük yazarı doğdu.Anton Pavloviç Çehov." İlber Ortaylı

"İçini eşsiz ve benzersiz hatıralarla doldurabildiğimiz anlar azaldıkça yaşam da sıradanlaşır."M. Serdar Kuzuoğlu
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
"Ya paranın varlığıyla köpürüp taşıyorsun ya da yokluğuyla taşkınlaşıyorsun...Kültür az bir maliyetle edinilebilir, fakat altın edinmek hepsinden pahalı.Sen ne edinmek istiyorsun?...Bilgiye ulaşmak viskiye, ete, trüf mantarına ulaşmaktan daha kolay....Parayla ilişkimiz konusundan birey olarak kendimizden sorumluyuz." Ahmet Mümtaz Taylan

"İngilizce de bir terim vardır. 'Bir günlük krallık için hayat boyu soytarılık' diye..." Hakan Günday

"Hayal gücü bilgiden önemlidir." Einstein

"Eskiler bir iltifat ya da iyi dilek namına 'Allah derdini artırsın' dermiş.İnsanı insanı yapan, kemale erdiren, onu meşgul eden derdidir çünkü...17. yüzyılda yaşamış Niyazi Mısri'nin meşhur şiirinde
'Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş.Burhan sorardım aslıma, aslım bana burhan imiş'" M. Serdar Kuzuoğlu

"İki tür dert vardır derler: gerçek olanlar ve türetilenler...Gerçek dertlerin yokluğudur bize yeni dertler türettiren." M. Serdar Kuzuoğlu

"Zihni beslemeyi unutmamalı tabii...Okulu bitirir bitirmez evleneceğinize dünyayı gezin.Dünyayı tanımanın bir yoludur bu.Farklı ilişkiler, farklı insanlar,...her şeyi sorgulamalı, başka fikirlere açık olmalı..., kendini sınava tabi tutmazsan gelişemezsin." İlber Ortaylı

"Düşünmek için en önemli şey yalnız kalmaktır.Türklerin tefekkürü yalnız kalmayı bilmediklerinden gelişememiştir." İlber Ortaylı

"Entellektüel, başka dünyalarla ilgilenen kişidir.Üstüne olmayan vazifeyi vazife beller....Farklı yerlere bakacaksın, farklı yerlere giriceksin.Bir mühendissen, coğrafya da bileceksin.Dans da ediceksin, müzik hakkında fikrin olucak.Her konuda kendini geliştireceksin."İlber Ortaylı
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

"Yazarları bildiğimiz ama yazmadığımız şeyleri yazdıkları için severiz.Hem başkalarına benzemediğimiz için edebiyatla ilgileniriz hem de edebiyat bize başkalarına benzemediğimizi öğretir." Orhan Pamuk

"Avrupa'yı dikkatlice incelediğimizde, hafta sonu büyük şehirlerinin boşaldığını görüyoruz.Batı'da bizdeki şehirlere özgü hafta sonu kalabalıklarını göremezsiniz." İlber Ortaylı

"İçinde yaşadığımız sistemin insanları mutlu etmediği çok açık.Niçin? Çünkü tıkanmışız.Büyük şehirlerde, kalabalıkların ortasında, doğadan uzak kalmışız...kırsalda yeni yaşam biçimleri üzerine düşünmemiz gerekiyor." İlber Ortaylı

"Düşünme kültürden türer.Kültürün beslediği düşünce ise üretime dönüşür.Gelişmiş ülkelerin sadece tüketimini, teknolojik seviyesini ve refahını görmek, meyvelere gözünü dikerek ağacı görmemek demektir.Ağaç kültürdür." Zülfü Livaneli

"Doğa sizi hangi uçuruma, her nereye yöneltirse yöneltsin, onu alçakgönüllülükle izleyin, yoksa hiçbirşey öğrenemezsiniz." Engin Geçtan

"İçinde bulundukları anı yaşamayan ve yaşama etkin bir biçimde katılamayan insanlarda ölüm korkuları oldukça yaygındır....Ölüm yaşanmış bir hayatın başına konan bir taçtır." Engin Geçtan

"Doğumun karşıtı nedir?...Doğumun karşıtı yaşamdır." Dalai Lama

"Bilginizi, bildiklerinizle paylaşın.Bu, ölümsüzlüğe giden bir yoldur."Dalai Lama

"...Sürüden ayrılarak yalnızlıkla karşı karşıya kalma cesaretimin, yüce koruyucu yalanına inanmayışımın benim büyüklüğümün kanıtı olduğunu söylerim" Irvin Yalom (Nietzsche Ağladığında)


20 Mart 2019 Çarşamba

İçimizdeki Şeytan

Ömer..."Allah aşkına? Bir türlü kendine ve insanlara gözlerini açarak bakamayacak mısın? Bütün ömrünü tasavvurlar, hayaller, Don Kişotça emeller peşinde koşup kendini aldatmak ve aleladeliklerinden başka hiçbir şey yapılmayan bu dünyada kendinin ve başkalarının fevkaladelikler yapacağını vehmetmekle mi geçecek?"

Eşraf:Bir yerin zenginleri, sözü geçenler, ileri gelenler
"Bu davranış, eşraftan bazılarının onlara yandaş olmasını sağlıyor."

Alelade: Her zaman görülen, olağan

Macide..."Mektepteki hayat, okuduğu kitapların ve dinlediği derslerin anlattığı şeyler onun, elli sene evvel taş kesilip olduğu yerde kalmış gibi hakikatten uzak olan evinden ve oradaki yaşayıştan tamamen ayrıydı."

Bedri..."Aklının almadığı bir bayalığı, düşünmekten bile utandığı bir iftirayı bu kadar tabiilikle müdafaa eden bir insana karşı değil kendini müdafaa etmek, ona küfretmek bile imkansızdı."

Bir insanı kendisi kadar, kendi düşüncüleri, dertleri, korkuları ve noksanları kadar ne meşgul edebilirdi?

Ne sözlerinde, ne tavırlarında hiç yapmacık bulunmayan, bir kadında pek az görülen bir cesaret ve bir açıklıkla insana uzun uzun bakan gözlerinde birçok şey ifade eden, fakat aynı zamanda bunlara gene pek tabii bir irade ile hakim olmayı bilen bu on altı yaşındaki genç kızı, mektebin diğer talebeleriyle karıştırmaya imkan yoktu.

Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?

"....Hayatta hiçbir şey uğruna ölmek için istenmez.Herşey yaşamamız için olmalıdır.Hatta biraz daha ileri gideyim, kendi yaşamamız için..."

"...Fakat içimde öyle bir şeytan var ki...bana her zaman istediğimden büsbütün farklı şeyler yaptırıyor."

Onu ben çocukluğumdan,
İlk rüyalardan tanırım.
Yalnız yürüdüğüm zaman
Odur arkamdaki adım.

Onun korkusu, içimde
Ürkek bir dünya yaratan....
Ben bu değilim...Ben başka bir şeyler olacağım...yalnız bu korku olmasa...Hiçbir şeyi bana tam ve iyi yaptırmayacağına emin olduğum bu şeytandan korkmasam...

Yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir.

İnsanlar hadiseleri basitleştirmeye, bayağılaştırmaya ne kadar meraklı...

İnsan bir kere öğrenmeye başladı mı, artık peşini bırakmamalı.

"Daha iyi, daha aydınlık bir yere varılacağına inanılmadan nasıl olur da bu yol yürünür?

...Karşımıza her şeyiyle çırılçıplak serilen bir insanın üzerimizde yaptığı mukavemet edilmez tesir onu da yakalamıştı.Maskesini, gizli maksatlarını ve bütün rollerini, bir an için bile olsa, üzerinden atmış olan biri ile yan yana bulunmak ona cesaret ve emniyet veriyordu.

"Hiçbir insan seven bir insanın karşısında alakasız olamaz."

"...Bundan sonra kafası, üzerinde düşünülecek şeyler bulmakla güçlük çekmeyecek; hisleri, koparılmadan kuruyan meyveler gibi, içinde buruşup kalmayacaktı."

"Ben hayata bağlanmak için ona muhtacım, o idare edebilmek için bana."

...Beni istenilen yere çekip götürmek ne kadar kolay?

"Dünyaya hükmetmeye hazırlanıyormuş!Dünya kim..?Benden başka dünya var mı?Herkesin bir tek dünyası vardır,o da kendisi...Zeki olmak, kuvvetli kafa ve bilgi sahibi olmak neye yarıyor?Bizi istediğimiz saadete götüremedikten sonra.."

"Namussuz insan suratı seyretmek istemiyorum.Kendim kendime yeterim..."

Cahil ve dalavereci bir yobazın kendini muhite yutturmak için müracaat ettiği esrarlı ve muammalı birkaç formül, birkaç dini teşbih, bir iki karanlık ifade bugün bile derhal aydınlık düşünceleri bulandırıyor.

....Fakat bu efendilerin hiçbiri kendisi değildir.Fikir diye ortaya attıkları her şey, kafalarına rasgele doldurdukları hazmedilmemiş, acayip, birbirine zıt bilgilerin tahrip edilmiş şekillerinden ibarettir...hiçbirinde fikirler ve bilgiler şahsiyet haline gelmemiştir.

...Hiçbiri insanı insan yapan şeyin şahsiyet olduğunu, bütün ilimlerin, bütün tecrübelerin yalnız bunu temine yaradığını anlamamıştır.

Bir insanın, bilgisi, düşünceleri, mantığı, ahlakı, hulasa her şeyiyle bir bütün olduğunu henüz anlayan yok.

"İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir."

İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum:buna içimdeki şeytan diyordum....Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması...İçimizde şeytan yok..içimizde aciz var..tembellik var...İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç birşey var: hakikatları görmekten kaçmak itiyadı var...

Sabahattin Ali

10 Şubat 2019 Pazar

Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi

Geri kalmışlığın incelemesinde toplumun tarihi gelişme sürecinde aldığı yol ve başlangıç noktasıyla vardığı yer önemlidir.Bu açıdan, Türkiye bir Mozambik'ten, Kongo'dan, Guatemala'dan çok daha geri kalmıştır.

Günümüzün geri ülke halklarında var olan gelenekçilik eğilimi sanıldığı gibi yalnızca tutuculuktan, gericilikten, tevekkülden ileri gelmemektedir.Bu eğilim, yüzyıllardan beri süren, güçlükle ayakta tutlan, ve kolaylıkla yıkılabilecek bir yaşantıyı en küçük güvensizlikten ve tehlikeden sakınmak zorunluğuyla açıklanabilir.Yeni, kendi tabiatı gereğince - bünyesinde bilinmeyeni taşır.

Eğer toplum, dengesizliklerin üstesinden gelip iç ve dış engelleri temizler, bünyesindeki sarsıntıyı bir silkinmeye dönüştürebilirse, kalkınmaya başlayabilir.

Geri kalmış sıfatı, ancak dıştan gelen etkilere karşı koyamamış, onlara yön verememiş ve dengesini kaybetmiş toplumlar için kullanılabilir. Geri kalmışlık, teknik düzeyleri farklı toplumların birbirlerini etkilemeleri sonucunda meydana gelen bir sorundur.

Eski Denge'nin temel unsurlarını yıkan üç ana darbe:İhtiyaçları değiştiren Gözlem Etkeni, nüfus dengesini bozan Sağlık Etkeni ve teknikle kaynaklar arasındaki dengeyi toplumun yapısıyla beraber yıkan Dış Zorlamalar'dır.

"..eğer tekniğin gelişmesi kaynağın gelirini artırmak yerine ondan daha büyük parçalar koparılmasını sağlıyorsa, ileri teknik geriletici bir teknik olmaktadır." A. Sauvy

Geri kalmış toplumlarda ilerlemeyi sağlayacak dinamikler bireysel davranışlarda değil, kitlelerde aranıp bulunabilir.

"Dün ve bugun teoriyi, bugun ve yarın pratiği hazırlar.Dünün araştırılması, bir yerden sonra, bugunun ve yarının araştırılması demektir." Ali Halil Gevgilili

Türkiye, Osmanlı toplumunun bir devamı, son varılan aşamasıdır...Hem Türk toplumu hem de Türk insanı Osmanlılığın izlerini hala ve her şeye rağmen taşımaktadır.

İleri Osmanlı Toplumu:
Osmanlı ekonomik düzenin temel nitelikleri, 17. yüzyıla kadar geçerliliğini koruyan temel nitelikler şöyle özetlenebilir:
1.Her alanı kapsayan güçlü bir devletçilik uygulaması
2. Tek büyük üretim aracı toprakta devlet mülkiyesinin kaide, özel mülkiyetin istisna olması

...hakim toprak rejimi miri'dir. Üretim, ulaştırma ve dağıtım devletin denetiminde yapılmaktadır.

Osmanlı rejimi, toprağı üç ayrı şekilde ele alıp düzenlemektedir: Öşriyye, Haraciye ve Arz-ı miri
-Öşriyye adı verien topraklar fetihten önce yerli Müslümanlara ait olan ya da sonrada Müslümanların yerleştirildiği topraklardır..özelliği toprağın tam mülkiyetine sahip bulunmasıdır.
-Haraciye adı verilen topraklar bir yerin fethinden sonra yerli gayrimüslüm halkın mülkiyetinde bırakılanlardır.Harac-ı Muvazzaf adıyla arazi vergizi ödemektedirler.
-Arz-ı miri, Osmanlı Devleti'nde hakim toprak rejiminin uygulandığı topraklardır....Osmanlı torpaklarının çok büyük bölümü miridir.

Osmanlı tarihinin 1550 yıllarına kadar süren ilk dönemini yorumlayan tarihçilerin hemen hepsi bir noktada birleşiyor: Osmanlı köylüsünün çağın koşulları çerçevesinde benzerleriyle kıyaslanamayacak kadar düzenli ve güvenli bir yaşama sahip olması.
Köylünün bu durumu doğrudan doğruya miri toprak rejiminin bir sonucu olarak belirmektedir.

Toprağın devlet mülkiyetinde olması iki değişik açıdan köylüye yararı olduğu söylenebilir.
1. Devletin otoritesini güçlendirmektedir, dirlik sahiplerinin sık sık değiştirilmeleri, görevlerinin yöneticilik şekline girmesi ve köylüyü ezmelerini zorlaştırır
2.Derebeylik benzeri ilişkilerin kurulmasını önlemektedir..Mülkiyetten yoksun olması onun büyümesini, başkasını sömürmesini, kendi başına buyruk riskler alıp belki daha çok kazanmasını engellemektedir ama, hem kişi olarak hem de bütün bir sosyal yapının güvenliğini sağlamaktadır.

...ilke köylü çocuğun da köylü kalmasıdır.Sipahiliğe geçiş zordur ve istisnadır.

Osmanlı ordusu iki büyük güçten meydana gelirdi
1. Yeniçeriler ve diğer maaşlı savaşçılar
2. Timarlı Sipahiler ve öteki eyalet askerleri

Eyalet askeri tabir edilen esas olarak Timarli Sipahiler ve onların cebeli'leriyle öteki eyalet askerleri vardı. Timarlı Sipahiler askeri eğitim gösterdikleri köylüleri(cebeli) yanlarına alıp göreve giderlerdi.

Yaygın olan görüş, okulda öğretilenler uyarınca, Yeniçerilerin büyük kahramanlıklarıyla ordunun ve fetihlerin belkemiği, zaferlerin yaratıcısı,varoluş nedeni olduklarıdır.
Oysa, bu görüş tamamen yanlıştır.
Büyük zaferlerin, ve fetihlerin yer aldığı dönem, Kanuni Süleyman'ın ölümüyle sona erer,1566 yılında.Bu dönemde yeniçerilerin ve maaşlı askerlerin tümü %10 kadardır. Ordunun gerçek temeli, bizatihi profesyonel olmayan, eyalet askerleridir: Cebeliler, Sipahiler,vb...Kanuni'nin ölümüde sayıları 150.000 civarındadır.

...1550 yıllarına kadar zaferden zafere koşulmasının tek askeri dayanağı olan Tımarlı sipahiler ve eyalet askerleri, miri toprak rejiminin bir sonucudur.

17. yüzyıla kadarki Osmanlı ordusunun çok önemli bir başka özelliği, toprak rejimince biçimlendiğinden, tüketici değil üretici olmasıdır.

Kuran yalnızca dinsel görevleri değil, toplumun düzeninide bütün ayrıntılarıyla belirtmiştir...Osmanlı yönetiminde de din ve devlet kavramları birleşmiştir, tektir.Bütün temel kurumlarda kanunlar Kuran'dan ve İslam hukukundan kaynaklanmıştır....Osmanlı Devletinde İslam'ın halkçı ve eşitlikçi yanları ağır basmışsa, bunun sebebi dinin bu açıdan kullanılmaya elverişli olmasına kadar,  Osmanlıların da onu bu yönde yorumlamaları olmuştur.
Adalet hem dinin, hem de devletin temel hedefidir ve İslam düşüncesinde "hakkı olanı vermek, hakkı olmayanı esirgemek" diye belirlenmektedir.

Kuran'a göre mülk Allah'ındır. Mülkiyet Allah'a ait olunca, o zaman sınıfsız bir devlet oluyor, devlet hiçbir sınıfın devleti olmuyor....Devlet, bireysel ekonomik güçlerin toplum düzenini ve eşitliğini sarsan niteliklerini, adeta sezgileriyle fark etmiştir.

Prof. İnalcık'a göre, 1528 yılında toprağın %87'si devlet mülkiyetindedir.

İslami devlet anlayışının ve Osmanlı ekonomik düzeninin ferde sağladıkları, çağın çerçevesinde çok ileridir.Fert, kişilerin mülkiyetinden çıkarılmakta, derebeylik düzeninden, soyluların ekonomik ve siyasal baskısından kurtarılmaktadır.

"...Halkın çoğunluğu için İslam fethi güvenlik demekti." Medeniyetler Tarihi

"Dervişlik baştadır, taçta değildir;
Hırkada değildir, saçta değildir;
Allah'ı ararasan kalbinde ara: Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değildir." Yunus Emre

Osmanlıların Selçuk geleneklerini sürdürerek sağladıkları bu dinsel hoşgörü, çağının çerçevesinde , bir ihtilal niteliği taşımaktaydı.

Osman Bey'in ölümünde (1325), 3 milyonluk Osmanlı nüfusunun bir milyonu Hristiyanların meydana getirmesi ilgi çekicidir...dinsel çeşitlilik ve hoşgörü..başkaldırmamalarını, merkez otoritesini kabullenmelerini sağlamıştır.

Kanaatkarlık, tasavvufun temel ilkelerindendir....1847'de yayınlanan bir makalede "Türkiye'de çiftçi fakirdir çünkü parası yoktur; buna mukabil zengindir; çünkü yaşamak için elzem olan şeylere ziyadesiyle maliktir."

Ekonomik düzenle insan ve dünya görüşünün bu şekilde dengelenmesi Osmanlıların ileri bir uygarlık kurabilmelerinde ve çağın ötesinde gelişmiş bir toplum yaratmalarında başlıca etken olmuştur.

Geleneksel toprak düzeninin dışında tutulan Doğu ve Güneydoğu illerinde, derebeylik eskisi gibi sürüp gitmiştir.

Merkez otoritesinin gücü ve ülkedeki denetimi 1600 yıllarına kadar hemen her alanda kendini belli etmektedir....Osmanlı İmparatorluğu kendi merkeziyetçi yapısını öncelikle toprak rejimine borçludur.

Osmanlılar fethettikleri yerlerin toprağını hemen hemen devlet mülkiyetine alarak karanlık derebeylik düzenini ortadan kaldırmışlardır.

Osmanlı İmparatorluğunu bir araya getiren halk toplulukları, çok değişik renk ve mozaik parçalarını andırır.

"Osmanlı memleketleri başka memleketlere benzemez. Bir eyalet diğer eyalete, belki bir sancak diğer sancağa uymaz."Ahmet Cevdet Paşa
Bu karmaşık toplumda devlet büyük bir anlayışla davranıyor.Her birinin temel niteliklerine, geleneklerine ve düşüncelerine en küçük ölçüde karışıyor...Osmanlı Devleti'nin bu temel ilkesi iki alanda incelenebilir: toprak rejimi ve dinsel hoşgörü

"Muhakkak gibi gözüken birşey varsa o da, fetih ve ilhak edilen memleketlerde kuvvetlerle teessüs etmiş olan örf ve adetlere, Osmanlılığın uzun müddet riayetkar kalmış olmasıdır"

Dinsel hoşgörünün öteki nedeni, Hristiyanların verdikleri özel verginin(cizye) mali kaynakların içinde çok önemli yer tutmasıdır. "askere gitmemek" ve "korunmak" karşılığında bunu ödemektedir.Dolayısıyla, vergi toplamını azaltmamak için Hristiyan tebaası kitle halinde din değiştirmeye asla zorlanmamıştır.

Osmanlılar imparatorluk olmak için genişlemekte, genişledikçe kendi felsefelerine uymayan yıkıcı düzenleri bünyelerine dahil etmektedirler.

Osmanlı ekonomik düzeni ancak belirli bir dünya görüşünün ve belirli bir insan tipinin var olduğu ortamda oluşabilirdi.Bu dünya görüşünün ve insanın niteliği tek kelimeyle belirtildiğinde "cemaatçilik"tir.
Düzenin var olması ve yürümesi için, insanların herşeyden önce ekonomik açıdan "ferdiyetçi olmamaları" gerekmektedir.

Anadolu insanına biçim veren, bir bakıma onun ifadesi olan düşünce silsilesinin tümü; Mevlana'dan Yunus Emre'ye, hacı Bayram Veli'ye kadar bütün mutasavvıflar ve onları etkileyen öteki İslam düşünürleri, insanı maddi tutkulardan arınmaya zorlamıştır.

Osmanlı yönetimini büyük yapan, çağın ve toplumun temel ihtiyaçlarını en yüksek bir düzeyde çözümleyebilmiş olmasıdır.Doğa'nın belirsizliği karşısındaki örgütlenme ihtiyacı, üretimin, ulaştırmanın, tüketimin ve ticaretin ayrıntılı düzenlemesiyle karşılanmıştır.Eşitlik ve adalet özlemleri, derebeyliği yıkmakla ve insancıl ilkeleri de olan bir sistem getirmekle cevaplamış, devlet otoritesi ve güçlü idare mekanizmasıyla halkın güvenliği sağlanmıştır.

Osmanı toplumunun geri kalmışlığa yönelmesi 1550 yıllarında başlar.Kanuni Sultan Süleyman'ın (1520-1566) son dönemidir bu.

...devrin ekonomik nizamı, iktisadi kuvvetleri daimi bir baskı altında tutan, muhafazakar bir karakter kazanarak serbest rekabet ve teşebbüs prensiplerine cephe aldı...
...loncalar, yatırımların ve gelişmenin engelleyicisi durumuna düşmüşlerdir...girişimin somut sonuçlar almaya başladığı bir çağda, Osmanlı ürünlerinin hep aynı kalmasına, kalitesini geliştirmeyip sayısını çoğaltmamasına sebep olmuştur.

Devlet...ekonomisi, idaresi ve otoritesi için sakıncalı bulduğu derebeylik düzenini yıkmış, fakat bu düzenle büyük toprak mülkiyeti arasındaki ilişkiyi yeterince önemsememiştir.Bir yandan derebeyleriyle uğraşırken öte yandan muhtemel derebeylerin tohumunu taşıyan büyük çiftliklerin oluşmasına, özel durumlarda göz yummuştur.

Aynı bilinçsizlik ve ters davranışlar iltizam konusunda da göze çarpıyor.Devlet Timarın memur-askerden başkasına verilmesinden zarara uğrayacağını fark etmekte fakat devlet görevlilerinin özel teşebbüse devredilmesiyle sonunda aynı ordunun etkileneceğini, biriken servetin toprağa yönelip sistemi yıkacak kadar güçlü bir talep yaratacağını görememektedir.

Devlet, serveti sınırlayabildiği sürece onun bir tehlike yaratmayacağını sanıp kendi uygun gördüğü alanlarda servetin oluşup gelişmesine engel çıkmamıştır.Oysa, düzenin tehlikeye düşmesi için servetin izinli alanların dışında birikmesi değil, yalnızca özel ellerde birikmesi yeterli olucaktır.

...yönetici zümrenin elinde daha çok bir yönetim aracı niteliğinde gözüken devlet, 1550 yıllarından sonra, klasik tanımdaki ekonomik sömürü aracı niteliğini daha öne çıkarmakta, paşalar, vezirler ve benzerleri...devleti kullanarak çiftliklere, mukataalara el atmaktadır.

Batı Medeniyeti, Kristof Kolomb ile beraber, dünyanın fethine doğru hareket edicektir...

Baharat ve İpek Yolları...Afrika'nın güneyinden dolaşarak Hindistan'a ulaşan deniz yollarının keşfedilmesiyle (1498) batıyla doğu arasında köprü olmanın avantajını kaybediyor.

1597'de devletin gideri gelirinin üç katını bulmuştur...
Ekonomik bunalım içindeki devlet, darlığı hafifletmek amacıyla en kolay yola başvurmuştur.Memur-askerlere bırakılan toprak gelirine el koymak...Çeşitli nedenlerle toprak gelirinin tasarruf hakkını kaybeden ya da kaybettirilenlerin yerine, o gelir mültezimlere ihale edilicekti.

Mülkiyet düzenindeki değişiklik hayvancılığın karlılığı ile birleştirince büyük tarlalar yavaş yavaş mera haline getirildi.

Geri kalmışlığın temel nedeni olan gelişmeler şöyle sıralanabilir:
1) Osmanlılarda toprak mülkiyeti kaide olarak devlete aittir.Devlet, bu toprakların sağladığı vergi gelirini, görevleri karşılığı memur-askerlere bırakmıştır.
2)Geleneksel Osmanlı düzeni, çağın koşulları çerçevesindeki üstün duruma rağmen bazı hassas noktaları bünyesinde barındırmaktadır: Düzenin temeline karşıt olan iltizam uygulaması, kaçakçılığın önlenememesi, esneklikten yoksun kanunlar gibi.
3)Batı'nın geçirdiği köklü değişim ona teknik bir ilerleme sağlamış, biriken sermayeyi denizaşırı maceraları ve tekniği zorlamıştır.Bu gelişmenin sonucunda Avrupa'nın giriştiği dünya çağındaki talan, değerli madenlerin kıtaya akmasını sağlamıştı.Altın bolluğu ve büyüyen sanayinin ihtiyacındaki artış, hammadde fiyatlarında çok hızlı bir yükselmeye neden olmuştu.
4)Deniz ticaretindeki ilerleme ve yeni deniz yollarının keşfi Asya'yla Avrupa'yı bağlayan kara ticareti yolları önemden düşerek Osmanlı'nın büyük bir gelir kaynağından yoksun bırakmıştı.
5)Paralı avrupalı tüccarın ucuz hammadde kaynağı olarak Osmanlı'ya yönelmesi ve çok yüksek fiyat verebilmesi kaçakçılığa yol açmış, görülmedik bir hububat ve hammadde darlığı ülkeyi sarsmıştı.
6)Askeri harcamaların artması, gelir kaynaklarının kuruması, fethedilmiş yerlerin korunması, devletin büyük bir mali krizi içine düşmesine neden olmuştu.
7)Geleneksel düzen bozularak toprak gelirinin memur askerlere bırakılması sisteminden vazgeçilmişti.
8) Özel mülkiyete doğru hızlı bir gidiş başlamıştı.Bu büyük üretim aracı devletin kontrolünden çıkarak bireyci ekonomik güçlerin eline düşmüştü.
9)Timarlı Sipahinin bu suretle yavaş yavaş tasfiyeye mahkum olması, imparatorluğun klasik idare ve toprak rejiminin temellerinin büsbütün sarsılarak yeni doğan iktisadi kuvvetlerin eline müdafaasız ve teşkilatsız terk edilmesi demekti.
10) Topraktaki değişimin kısa süreli ekonomik sonucu üretimin azalması, tarlaların mera'a dönüşmesi ve görülmemiş bir kıtlığın Anadolu'da belirmesi olmuştu.Uzun süreli sonuç ise geri kalmışlık durumudur...Türkiye günümüze dek sürecek yoksul yolculuğuna koyulmuştu.

Devşirmelerle Türk asıllılar arasındaki çekişme..daha ilk fetihlerden başlayarak Osmanlılar "aristokrasiyi" Türk unsurunun dışında yaratmaya yönelmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet zamanında...başlıca mevkiler medreseli ve soylu Türk büyüklerinin elinden alınmıştır

...önde gelen niteliği tamamen devşirmelerden kurulması olan ve ancak büyük kumandanları Türklerden seçilebilen Yeniçeri ocağının bu temel ilkeleri 1600 yıllarında sarsılmıştır....dışarıdan adam toplamak gereği bu Ocağın da düzen ve disiplinini bozmuş...yüksek maaşa göz diken ve rüşvet verebilen fırsatçıların doluştuğu bir Ocak durumuna gelmiştir.

Toprak mülkiyetinin değişmesinden ötürü ekonomik ve sosyal yapının uğradığı çöküntü Celali İsyanlarından başlayarak izlenebilir.Bu isyanlar, düzen değişiminin hem bir sonucu, hem de hızlandırıcı etkisidir.Yarattıkları karmaşıklık beylerin ve ağaların türemesini kolaylaştırmış, uzun bir süre toprak kapanın elinde kalmıştır.

Toplumun geçirdiği bu evrim 1800 yıllarına doğru tamamlanırken, Türkiye artık geri kalmış bir ülkedir...

1576'dan başlayıp 1598-1610 yılları arasında..büyük isyan dalgalarına Celali hareketleri adı verilir.

Memur-askerlerin koruyucu denetiminden yoksun kalarak tefecilerin eline düşen ve ağır vergiler altında ezilen köylü yığınlarının tarlaları hukuk kuralları zorlanarak ellerinden alınmakta, geleneksel tarım düzeni bozulmakta, köylü ırgatlaşmaktadır.

İsyanlar nedeniyle..biriken servetler açıkgözlerin işine yaramış, beylerle ağalar hızla oluşarak Anadolu'yu az gelişmiş bir feodalitenin karanlığına gömmüşlerdir. 17. yüzyıl başlarken, Osmanlı toplumu artık gittikçe güçlenen bey ve ağaların egemenliğine girmiş, köylü çağımıza dek sürecek yalnızlığa ve yoksulluğa terk edilmiştir.

"Kaçgunluk" dönemi..köylülerin, evlerini, tarlalarını, köylerini, kitle halinde terk ettikleri, Anadolu'nun en ücra köşelerine çekildikleri yılları, 1603-1610'u kapsamaktadır.

1700 yıllarında şehrin içine kadar yayılacak olan gecekondular...toprak mülkiyetinde ki değişim işsiz akınları şeklinde şehirlere de yansımış, geleneksel yapıyı yıkmıştır.




27 Ocak 2019 Pazar

Baştan Çıkarıcının Günlüğü

Onun için önemli olan önce o anın estetiğinden kendince keyif almak, sonra kendinin estetik keyfine varmaktı...hem yarattığı durumdan haz duydu, hem de o durumu yaşarken kendinden.

İnsan şeffaf bir tül ardından bakar gibidir...Birçokları kendilerini bedenleriyle var oldukları bu dünyadan ziyade o diğer dünyaya aitmiş gibi hisseder.

Başkalarına yollarını şaşırtan eninde sonunda kendi yolunu da şaşırır kanıma göre.O başkalarını dışardaki yollarda değil, içlerindeki yollarda şaşırttı.

Git,
hor gör
sadakati,
pişmanlık
sonra gelir
Wolfgang von Goethe

"Büyüklü küçüklü bir sürü sığırı olan zengin bir adam vardı, bir de fakir, küçük bir kız, onun sahip olduğu ise tek bir kuzuydu, elinden yem yer, kasesinden su içerdi...."
Cornelia

"Başkalarına gösterdiklerinin haricinde hiçbir şeye sahip olmayanlar.Sadece yüzeyi idrak edilebilenler, özü değil.Ve öz kendini göstermeye yeltenince de her şeyi kaybedenler, tıpkı bu aynanın ona yüreğini bir solukta ifşaya hazır genç kızın görüntüsünü kaybedeceği gibi?"

"Fırtınalı bir gölde böyle çalkalanmak ne kadar keyifli - kendinde böyle kıpırtılar duymak ne hoş."

"Aşık olmak ne güzel, aşık olduğunu bilmek ne ilginç.İşte fark burada...Onun zihnimdeki resmi gerçek görüntüsüyle ideal görüntüsü arasında bocalar, sendeler durur.Şimdi bu resmin bana görünmesine ses çıkarmıyorum, çünkü o ya gerçek ya da gerçeğe dayalı olduğu için kendine mahsus bir büyüsü var....-her şeyin keyfi ağır ağır çıkarılmalı."

"...ve bu ne sanatın, ne ilmin elinden gelen bir şey, bu bir hediye.Bu aşka ilkinde asla yapmadığım gibi sarılıyorum.Böyle bir fırsat sık kısmet olmuyor, ele geçince de olabildiğince faydalanmak lazım; insanı keder ve umutsuzluğa sürükleyen de bu, bir kızı baştan çıkarmanın sanat yanı yok, lakin baştan çıkarılmaya layık birini bulmak için şans gerek."

"...çoğu insan acele eder, nişanlanır yahut başka aptalca şeylere kalkışır, sonra göz açıp kapatıncaya kadar her şey biter ve onlar ne neyi fethettiklerin bilirler ne de neyi kaybettiklerini."

"Yusuf firavunun rüyasını tabir ederken şöyle eklemişti: Bir şeyin rüyasını iki defa görürsen, tez elden hakikat olucak demektir"

"Aman Tanrım! Bir insan bütün yaşamını etkileyecek bir adım atmaya bir kez cesaret etmişse, o zaman rüzgara karşı yürüyecek yüreği de olmalı."

"...zaman haşin bir terbiyeci ve rüzgar o kadar da kötü değil."

"İşin püf noktası izlenimler açısından mümkün mertebe kavrayıcı olmak, her hangi bir kız üzerinde ne izlenim bıraktığını ve onun sende ne izlenim uyandırdığını kavrayabilmek."

"...kendini bilmek ve mümkün olduğunca fazlasını sevmek, ruhun aşkın kudretini her birinin kendine lazım olan gıdayı alacağı, fakat bilincin her şeye egemen olacağı şekilde muhafaza etmesine izin vermek - işte haz denen şey bu, yaşamak denen şey bu."

"Cordelia benden hem nefret ediyor hem de korkuyor.Bir genç kız neden korkar? Manevi olandan.Neden? Çünkü maneviyat ondaki tüm kadınsal varoluşun reddi demektir."

"İnsan birini hayrete düşürebilirse, oyunu kazanmış demektir..."

"Onu tensel anlamda sahip olmak beni hiç ilgilendirmiyor, ben onun hazzına sanatsal bir biçimde varmanın peşindeyim."

"Kişiler ilk kez arzu ve ihtirasla birbirleri için var olurlar, aşkın ölümsüzlüğü burada."

"...nedense ölü bir harf canlı bir kelimeden çoğu kez daha tesirli oluyor.Mektup sır dolu bir iletişim aracı; insan kendini durumun hakimi hissediyor, etraftakilerin tesiri altında değil ve  öyle sanıyorum ki bir genç kız bazen ve özellikle de zihninin baskı altında olduğu anlarda idealleriyle yalnız kalmak ister.İdeali sevdiği somut bir nesnede ifade bulsun bulmasın, idealde hakikatin sahip olmadığı bir olağandışılık bulunduğunu hissettiği anlar da vardır...Mektuplar buna yardımcı oluyor, insanın görünmeden, zihinsel düzlemde bu kutsal vaftiz anlarında hazır  bulunmasını sağlıyor..."

"Gelecek hakkında gevezelik etmek kadar erotikten yoksun başka birşey hayal edilemez, bunun nedeni de insanın şimdinin içini dolduracak hiçbir şeyi olmaması..Ve insan bir kızın ruhuna bu derece hitap etmekten birazcık olsun anlamıyorsa onun kalbini çalmaya da hiç girişmesin..."

"..sınırlı ve fani olan her şey unutulmuş, yalnız ebedi olan kalıyor geriye,aşkın kudreti, özlemi, bahtiyarlığı."

Soren Kierkegaard

Biraz da film...Sonsuz Aşk

w.imdb.com/title/tt6690234/?ref_=ttmi_tt

24 Ocak 2019 Perşembe

İnsancıklar

"...Hani, bir şeyler okurken...insan ister istemez düşünür ve türlü türlü saçmalıklar gelir aklına; cidden, yasaklamak lazım yazmayı; hiç düşünmeden, hepsine yasaklamak lazım."
V.F. Odoyevski

"Yoksul insanda gurur olmamalıdır asla, asla!"

"Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkan yok...Gerçeği keşfetmiş ve bir sanatçı olarak ilan etmişsiniz, size bir yetenek verilmiş, yeteneğinizin değerini bilin ve emin olun, siz büyük bir yazar olucaksınız!"
Belinski

"...biz insanlar, kaygı ve telaş içinde yaşayan biz insanlar, gökteki kuşların kaygısız ve masum mutluluğunu da kıskanmalıyız."

 "...sorun bakalım neden yaptı? Sırf ben uysal olduğum için, sessiz olduğum için, iyi kalpli olduğum için!"

"Kimseye yük olmamak bir ahlak dersidir; ben kimseye yük olmuyorum!"

"Elbette, doğru, bazen sen de yeni bir şey alınca mutlu oluyor, uyumuyorsun, çizmelerin yeni, sözgelimi büyük bir keyifle giyinmişsin, bu doğru, bunu hissettim, çünkü insanın kendi ayağını incecik ipek çizmenin içinde görmesi bambaşka bir şey oluyor..."

Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır.

Neden her şey böyle oluyor, iyi bir insan karanlıkta kalıyor, bir başkasınaysa mutluluk kendiliğinden geliyor?

"...bu yarım kalmış satıra baktığınız zaman, aklınızdan geçireceksiniz sonraki satırları, benden duymak ya da okumak istediklerinizi aklınızdan geçireceksiniz, sanki ben yazmışım gibi; neyi yazmadıysam şimdi!

F. Dostoyevski