adsense

21 Ekim 2018 Pazar

Mustafa Kemal

Şemsi efendinin okuluna geçti...Mustafa Kemal'in eğitim temelini işte bu vizyoner öğretmen attı.

Askeri rüştiyedeki matematik öğretmeni Üsküplü yüzbaşı Mustafa Efendi'ydi...Tarihin adını değiştirdi.
"....sende bu yaşta kemal var, senin adın Mustafa Kemal olsun" dedi. Namık Kemal'in Kemal'iydi.

Mustafa Kemal matematiği tutkuyla severdi. Yaşam biçimi olarak benimsemişti.
1936 yılında Geometri adıyla 44 sayfalık kitap yazdı.Arapça ve Farsça geometri terimlerine Türkçe karşılıklar türetti.

"...İlk esin kaynağı, ana baba kucağından sonra, okuldaki öğretmenin dilinden, vicdanından, eğitiminden alınır." M.Kemal

-Teyfik Fikret
-Namık Kemal
-Ziya Gökalp
-Mehmet Emin Yurdakul
-Kılıçzade Hakkı
-Yusuf Akçura
-Abdülhak Hamit
-Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi'nin kitaplarını, yazılarını okuyordu.

Descartes
Kant
Durkheim
Voltaire
Jean Jacques Rousseau
Stuart Mill okuyordu henüz öğrenciyken.

"Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller" sözünün kaynağı Tevfik Fikret'in dizeleriydi.
"Ben devrim ruhunu oldan aldım, Tevfik Fikret'i tanıyanlar, benim ne yapmak istediğimi kavrayacak kimselerdir" M.Kemal

Cumhuriyet'in ilanından sonra Tevfik Fikret'e hürmeten Galatasaray Lisesiyle hep yakından ilgilendi.
...bugun Galatasaray Üniversitesi olarak kullanılan binayı Mustafa Kemal tahsis etti.






10 Ekim 2018 Çarşamba

Başka Türlü Bir Şey

başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..

bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..

CAN YÜCEL

3 Ekim 2018 Çarşamba

Biraz da Müzik - Everybody Knows (Leonard Cohen)


Everybody knows that the dice are loaded
Herkes biliyor, zarların hileli oldugunu
Everybody rolls with their fingers crossed
herkes parmaklarını çapraz yapar yuvarlarken
Everybody knows the war is over
herkes biliyor, savaşın bittiğini
Everybody knows the good guys lost
herkes biliyor, iyi adamların kaybettiğini
Everybody knows the fight was fixed
herkes biliyor, dövüşün hileli oldugunu
The poor stay poor, the rich get rich
fakirler fakir kalır, zenginler zenginleşir
That's how it goes
hep böyle gider
Everybody knows
herkes biliyor

Everybody knows that the boat is leaking
Everybody knows that the captain lied
Everybody got this broken feeling
Like their father or their dog just died
Everybody talking to their pockets
Everybody wants a box of chocolates
And a long-stem rose
Everybody knows

Everybody knows that you love me baby
Everybody knows that you really do
Everybody knows that you've been faithful
Oh, give or take a night or two
Everybody knows you've been discreet
But there were so many people you just had to meet
Without your clothes
Everybody knows

Everybody knows, everybody knows
That's how it goes
Everybody knows
Everybody knows, everybody knows
That's how it goes
Everybody knows

And everybody knows that it's now or never
Everybody knows that it's me or you
And everybody knows that you live forever
When you've done a line or two
Everybody knows the deal is rotten
Old Black Joe's still picking cotton
For your ribbons and bows
And everybody knows

And everybody knows that the Plague is coming
Everybody knows that it's moving fast
Everybody knows that the naked man and woman
Are just a shining artifact of the past
Everybody knows the scene is dead
But there's gonna be a meter on your bed
That will disclose
What everybody knows

And everybody knows that you're in trouble
Everybody knows what you've been through
From the bloody cross on top of Calvary
To the beach of Malibu
Everybody knows it's coming apart
Take one last look at this Sacred Heart
Before it blows
Everybody knows

(Live at the Kongresshaus, Zurich, Switzerland 1993)
Songwriters: Leonard Cohen / Sharon Robinson

5 Ağustos 2018 Pazar

Joseph Walser'ın Makinesi ve Bir Adam:Klaus Klump

Şaşkınlık uyandırıcı şeyler ulaşılmazken, tekdüzelik insanın burnunun dibinde.

İnsanları henüz var olmayan bir şeyle korkutarak etkileme tekniği çok eskidir.

Karışıklık zamanlarında mantıklı olanlar geri çekilir ve cesur geri zekalılar kendilerini ortaya atar.

Hiçbir sözcük eylemde bulunmaz, ama bazı sözcükler onları kullanan kişinin bedenini öylesine teşvik eder ki, o kişinin eyleme geçmemesi artık, kendisine başka bir adammış gibi bakmayı başarabilen herhangi bir adam için kabullenemez bir şey, korkakça bir ayıp haline gelir.

Zarların elinden çıkmasından önceki an hissettiği şey "her şeyin değişebileceği" duygusuydu.

-çok daha fazlası çalınmıştı ondan: Hareket olsalılıkları.Tek kelimeyle, istekleri.Artık gerçekleştiremeyeceği niyetleri vardı şimdi.

Ve insanoğlu arzularından ötürü asla aramaktan vazgeçmeyecek.Neyi mi? Ondan çalınmış olanı.

...sadece tekrarlar onları yatıştırabiliyordu, sadece tekrarlar her bireyin ertesi gün uyandığında kendisini yine bir insan olarak bulmasını sağlayabiliyordu.

Demek ki, insan başkalarının dikkatini çekmeyi arzulamıyorsa bu yeterince güçlü olmamasından kaynaklanıyordu.

Doğada utanç yoktur.Hayvanlar yasayı bilir: Güç, güç, güç....İnsanlar doğaya zayıflar tarafından icat edilmiş şeyleri yerleştirmek istiyor...Savaş sırasında yaşamda sadece iki yön vardır: Onlarla ya da onlara karşı.Ölmek istemiyorsan daha güçlü olanın çizmelerini öpersin, işte o kadar.

Bir ulusun felsefesi sıradan nüfusunun ortalama gaddarlıklarıyla ölçülür.

Demokrasi bir grup adamın Gücü kaybetmesinin bir sonucudur.Küresel zayıflığın bir kazancıdır.

Para gerektiğinde demokrat, gerektiğinde diktacıdır...Kendi koyduğu yasalara uyar:Para işte.

2 Ağustos 2018 Perşembe

Somon Balığıyla Yolculuk

Parodi: Ciddi sayılan bir eserin bir bölümü veya bütününü alaya alarak, biçimini bozmadan ona bambaşka bir özellik vererek biçimle öz arasındaki bu ayrılıktan gülünç etki yaratan bir oyun türü

Eski zamanda Bongalılar iki nedenden alkışlarlarmış:İyi bir gösteriyi beğendiklerinden ya da büyük hünerleri olan birini onurlandırmak için.Alkışın süresi, kimin en çok beğenildiğini ve sevildiğini ortaya koyarmış.

Dört sentlik bir külah yerine alınan iki tane iki sentlik külah, ekonomik açıdan bakıldığında israf anlamına gelmiyordu, ama sembolik olarak elbette buydu anlamı....yoksulluğa hakarettiler, hayali bir ayrıcalığın sergilenmesi, zenginlikle övünmeydiler.

Eski günlerin ahlakı hepimizi güçlüklere dayanan kişiler yaptı, bugünün ahlakı ise hepimizin birer lüks ve zevk düşkünü olmamızı istiyor.

...eğer kendinizi bir hiç olarak hissetmek istemiyorsanız bir yere ait olmanız gerekir...Seçimimi yaptım.İtalya Flüt Derneği.

İnsanların ne kadar kötü olduklarını bu çocuklara unutturmak için onlara ısrarla ayıların iyi olduğunu öğrettik.Oysa insanların ne olduğunu ve ayıların ne olduğunu onlara dürüstçe anlatabilirdik.

Bu kentin kimliğini güneş ışığında değil pusta aramalısınız.Siste yavaş yürürsünüz, kaybolmak istemiyorsanız gideceğiniz yeri bilmelisiniz...Sis iyidir, kendisini tanıyanları ve sevenleri sadakatle ödüllendirir.

Sisin içindeyken dış dünyadan korunursunuz, içsel benliğinizle yüz yüze kalırsınız.

...Bilge kişi, gerekliliğin bilincinde olandır. Baudolino bir mucize daha yaratır: Saf bir Lombardiyalıyı mucizelerin az bulunur şeyler olduğuna inandırır.

Umberto Eco

12 Temmuz 2018 Perşembe

8 Temmuz 2018 Pazar

Tutku,Değişim ve Zarafet -1950'li Yıllarda İstanbul

...1950'lerde İstanbul'un kültürel kimliği dönüşüm geçirir.Demokrat Parti döneminde peş peşe göç dalgalarının yaşanmasının somut nedenleri var.1940'ların ikinci yarınında..gözlenen üretim yoğunlaşması,Balkanlar'dan gelen göçmen aileler..., çocuklarına daha iyi bir eğitim olanağı hazırlamak..için Anadolu'dan İstanbul'a gelenler çoğalır.

İstanbul 1950'lerde çok kültürlü yapısını büyük ölçüde korumaktadır.Şehrin sokaklarında Rumca, Ermenice sohbetlere, Judeo Espanyol şarkılara rastlamak mümkündür....6-7 Eylül progromu, İstanbul'un çok kültürlü yaşamına büyük bir darbe indirir...kozmopolit yapısıyla tanınan mahalleler tek kimlikli semtlere dönüşür.

Adnan Menderes "mührünü" İstanbul'a vurmak isteyince şehir ihtiraslı bir iktidar projesinin nesnesi haline gelir...Başbakan " fahri belediye başkanı" olarak 1956'dan itibaren hız kazanan  imar faliyetlerinin birçoğuna doğrudan müdahil olur...En ağır üzüntüyü yaşayanlar ise İstanbul'da birden çok tarihi kilisesi yıkılan Rumlardır.

1950'lerde uzaklaşmanın sınırları çok daha alçakgönüllü...Suadiye,Florya,Dragos,Adalar ya da Yalova, Çınarcık, sayfiye denince akla gelenler bunlar...

1950'lerde ada vapuru hikayeleri içinde en popüler olanlar aşık çiftlerin "uygunsuz halleri"dir.

Denizin üstünde, meraklı bakışlardan uzak denize girme arzusunun 19. yüzyılın ortalarında deniz hamamı denilen dört tarafı kapalı mekanların inşa edilmesini teşvik ettiğini biliyoruz....Deniz hamamı yerine plajların geçmesinin başlangıcı ise İstanbul'un işgal günlerine rastlar. İtilaf Devletleri tarafından İstanbul'a getirilen ve Yeşilköy-Florya tarafında kamplara kalan beyaz ruslar kadınlı,erkekli denize girmeye başladığında İstanbulular önce hayret eder, sonra yavaş yavaş plaj kültürüne adapte olmaya başlarlar.1935'te Mustafa Kemal'in Florya'ya gelmesi ve mimari Seyfi Arkan olan Cumhurbaşkanlığı yazlık köşkünün yapılması sonrası bölge hızla gelişir.Lütfü Kırdar..Florya'daki plaj tesilerini geliştirir....1950'lere doğru Moda ve Fenerbahçe dışındaki deniz hamaları tarihe karışır...

1950'ler aynı zamanda gazinolarda "matine" adı verilen programların popülerlik kazandığı zamanlardır.İki çeşit matine...ailece ve içki servisi olmaz...kadınlar matinesi..erkek olmaksızın sevdikleri sanatçıları dinlemeye giderler.

Ahmet Tanrıverdi, eğlencenin lokomotifinin Rumlar olduğunu, Müslümanların onlara imrenerek baktığını söyler.

Tanrıverdi 6 eylül gecesine dair:
...Bu vandalistlerin adalı olmadığını ama onları yönlendirenlerin adalı Demokrat Parti militanları olduğunu gördüm.İşin suyu çıkmış, CHP'lilerin de ev ve işyerleri tahrip ediliyordu...

1950'li ve 1960'lı yıllarda İstanbul'un gözde sayfiye yerlerinde...tiyatrosu,sergisi ve konserleri eksik olmaz.

Meyhane kültürünün hası Rum meyhanecilerin elinde, onların mekanlarında öğrenilir....2.Dünya Savaşı yıllarında ise Galata meyhaneleri de payını alır ve hızla irtifa kaybeder.1950'lerin İstanbul'unda sayıları azalmış ve yerlerini içkili restoranlara ya da gazinolara bırakmıştır.

...likörü fabrikada üretme fikri 1930'da ilk denemeyle, 1932'de ise seri üretimle ticari olarak yaşama geçirilir.Mecidiyeköy Likör ve Kanyak fabrikası...1950'ler de likör ikram etme alışkanlığının yaygınlık kazandığını görüyoruz.

...Bakır renkli bir şişede sunulan Paşa Likörü de dünya içki piyasasındaki en kaliteli üç kahve liköründen biriydi.

Bomonti Bira fabrikası..1934'den itibaren Tekel İşletmesi olarak İstanbullulara ve tüm ülkeye bira üreti.

İstanbullu deniz kirliliği nedeniyle artık uskumrudan yapılan çirozun tadını unutmuş durumda.

...çay tüketiminden önce kahvehane kültürünün kök saldığı bu topraklarda...çay içmenin yaygınlaşması ancak 1950'lerin ortalarına denk düşer.Ekonomik kriz sonrasında kahve ve ithalatı azalınca kahvesizlik tiryakilerin başına vurur.

Bakırköy hastanesinde...düşünen adam heykeli.

1956'da 23 binden fazla köpek itlaf edilir.

1952...500 seneden beri ilk kez bir yunan hükümdarı İstanbul'a ayak basmak üzeredir.

1950'de Rumlar yüzde 96 oranında "Enosis" demiştir, yani Yunanistan ile birleşme...

Ayasofya'nın camiye dönüşme talebi ise Menderes iktidarının ilk  dönemininde dillendirilmeye başlanmıştır.Nasıl olsa DP hükümeti ezanın yeniden arapça okunmasına kapıyı açmıştır...

 1955-57 tarihleri arasında..hisar içindeki tarihi mahalleler ve ahşap evler işgalci ve gecekondu görülerek kamulaştırılıp yıkılmıştır.

1954 yılında gündeme alınan Kıbrıs sorununun faturası...6-7 Eylül'de pogroma dönüştüğünde azınlıkların yaşadığı şehirler sarsılır...en fazla zararı İstanbul'un binlerce yıllık Hristiyan ve Yahudi nüfusu görür...

....sadece bir kıvılcım nedeniyle yayılmaz bu ateş.Günlerce öncesinden hazırlık yapılmıştır, hangi adreslere gidileceği,nerelerin yıkılıp döküleceği..listeler halinde dağıtılmıştır...şehrin dışından ellerinde kesici, delici aletli olan kitlelerin kamyonla taşındığını anlatır.

...askerler şehrin sokaklarına inmiştir...Kendilerine siten eden İstanbullulara yanıtları bellidir: "Müdahale emri gelmedi"

Barış Vahası anlamına gelen Neve Şalom.

1948'de İsrail'in kurulmasının ardından...Yüzlerce Yahudi'nin yüzlerce yıllık topraklarını terk edişi...

Emniyet 1951'de klakson çalınmasını belirli bölgelerde yasaklayan bir karar alır.

Gecekondular..1940'lı yılların ortalarında başlar ve yaklaşık bir kırk yıl kadar devam eder...Gecekonduların neden belirli semtlere yoğunlaştığını anlamak için üretim alanlarına bakmak şart...Kağıthane, Bomonti ve Dolapdere...

İstanbul'un birçok bölgesi 1950'lerin ikinci yarısında baştanbaşa yeniden imar edilir.1956 bir dönüm noktasıdır..bu dönemde girişilen "imar hareketinin" yasal çerçevesini oluşturur.
İmar hareketiyle yollar, bulvarlar, meydanlar açılır...tarihi eserler de dahil olmak üzere çok sayıda bina,işyeri ve ibadethane yıkılır.En ağır hasar Karaköy ile Kabataş arasındaki bölümdedir.

Yüksekkaldırım ününü İspanyol tarzı merdivenlerinden almıştır...1956'da yoldaki yayvan basamaklar tamamen kaldırılır ve düzleştirilir.Sonrasında araç trafiğine açılır ve o pitoresk hali kaybolur.

İspanya'da ki bir gazete'den  "Yol asfaltlamak hükümet etmek değildir."