Soytarı: Rüzgarın estiği yana gülümsemeyi bilmiyorsan, açıkta kalıp şifayı kaparsın...
Kötü durumdakiler içinse her değişim iyiye doğrudur.
Zaten görebildiğim zamanlar da yolumda tökezledim
Sadece okuduğum kitaplar, makaleler, beğendiğim müzikler ve biraz da farklı başlıklar...
Soytarı: Rüzgarın estiği yana gülümsemeyi bilmiyorsan, açıkta kalıp şifayı kaparsın...
...saygı görmek adına alt tabaka insanlarından kendini uzak tutmak gerektiğine inanan kişi, yenilgiden korktuğu için düşmandan saklanan bir korkak kadar eleştiriyi hak eder.
İnsan aslında karmaşık bir varlık değil.Çoğunluğu zamanın büyük bir bölümünü yaşamak için kullanıyor, geriye kalanı ise, özgür oldukları küçük zaman diliminden öyle korkuyor ki, ondan kurtulmanın her türlü yolunu deniyor.İşte insanın değişmez yazgısı!
Ancak kendi içime dönersem bir dünya buluyorum!
...insanda hem uzaklara gitmek, yeni keşifler yapmak, gezip dolaşmak, hem de sınırlamalara gönüllü olarak boyun eğmek, alışkanlıkların açtığı yolda ilerlerken sağa sola sapmamakla ilgili dürtüler konusunda çok kafa yordum.
Belirmekte olan bütünüyle önemli bir şey gözlerimizin önüne gelir, gözlerimiz gibi duygularımız da onun içine karışmak ister ve biz, ah, tüm varlığımızla kendimizi ona vermeyi, büyük ve muhteşem tek bir duygunun tüm hazzıyla dolmayı özleriz. -Ah,oraya vardığımızdaysa, orası şimdi burası olmuşsa, her şey her zamanki haline bürünür, zavallılığımızın ve sınırlılığımızın içinde kalakalırız, ruhumuzsa kaçırdığımız huzura özlem duyar.
Uyandığımda büyük bir neşeyle güzel güneşe bakarken "Onu göreceğim" diye bağırıyorum sabahları..Ve o an bütün gün yapmak istediğim başka bir şey gelmiyor aklıma.Her şey, her şey bu ümitle iç içe geçiyor.
Her gün kendimi kandırmaya çalışıp yemin billah ediyorum: Bir kez olsun yarın görme diye.Ertesi gün olunca yine karşı konulmaz bir sebep buluyor, ne olduğunu anlamadan bakıyorum onun yanındayım.
Hayatta " ya öyle, ya böyle" ile nadiren yol alınıyor...
Gücünü tüketen hastalık, aynı zamanda ondan kurtulma cesaretinden de onu yoksun bırakmaz mı?
...bazen bir anlığına beni yerimden sıçratıp kendime getiren bir cesarete kapılıyorum,o an - nereye gideceğimi bilsem, koşa koşa gideceğim.
"Ah siz akıllı insanlar!" dedim gülümseyerek."Tutku! Sarhoşluk! Delilik! Empati kurmadan, orada öyle rahat rahat oturun, alkoliği eleştirin, aklını kaçırmıştan nefret edin...
"insan sonuçta insan, tutkunun önüne geçilemiyorsa ve insanların koyduğu sınırlar birinde baskı uyandırıyorsa, bir insanın sahip olduğu birazcık akıl yeterli olmaz veya bir işe yaramaz.Çoğunlukla, neyse başka zaman..."deyip şapkama uzandım...Bu dünyada birinin diğerini anlaması o kadar kolay bir şey değil.
Dünyada insanı gerekli kılan tek şeyin sevgi olduğuna kuşku yok.
Böyle mi olucaktı, insanı sonsuz derecede mutlu kılan şey, aynı zamanda üzüntüsünün kaynağı mı olmalı?
Hiçbir yerde peşimi bırakmayan içimdeki sıkıntılı huzursuzluk nedeniyle mi acaba içinde bulunduğum durumun değişmesini arzuluyorum?
Ciddiye almayınca her şeye katlanılır!Ciddiye almamak mı?Nasıl oldu da kalemimden böyle bir söz döküldü...Ah, biraz kaygısız olmak beni şu güneşin ışıdığı dünyada insanların en mutlusu yapardı.
Gittiğim her yerde hayali peşimde!İster uyanık olayım, ister rüya göreyim fark etmiyor, ruhum tümüyle onunla kaplı!
Johann Wolfgang Von Goethe
Bir insana hatalı olduğunu göstermek, faydalı olacak şekilde onu düzeltmek istediğimizde, kişinin meseleyi hangi yönüyle ele aldığına dikkat etmeliyiz, çünkü o yönden bakılırsa kişi genellikle haklı çıkar.Biz de hakkını teslim etmeli, ancak hatalı olduğu yönü de ona göstermeliyiz.Bu karşımızdakini memnun edecektir, çünkü yanılmadığını, sadece meseleye her yönden bakmayı başaramadığını görecektir.
Başkalarının aklına gelen sebeplere değil de, kendi keşfettiğimiz sebeplere genelde daha kuvvetle ikna oluruz.
Gündelik bir konuşma sırasında bir tutku veya bir izlenim dile geldiğinde, işittiğimiz şeyin gerçekliğini içimizde hissederiz, öncesinde içimizde olduğunu bilmesek de...ve bize bunu hissettiren kişiyi sevmeye başlarız, çünkü bize hissettirdiği şey kendi zenginliği değil yine bizim zenginlimizdir.Bu durum ondan hoşlanmamızı sağlar, paylaştığımız düşünsel ortaklığın, kalbimizi onu sevmeye yöneltmesi kaçınılmazdır.
İnsanların hakkınızda iyi düşünmesini mi istiyorsunuz? Kendinizden konuşmayın.
Ya çok gelir şarap ya da az.Çok verin, gerçeği bulamaz.Az verin, yine aynı.
...bütünü bilmeden parçaları, tek tek parçaları bilmeden de bütünü bilmeyi olanaksız sayıyıyorum.
Akıl hiçbir zaman hayalgücü karşısında üste çıkamazken hayalgücünün aklı kürsüsünden indirmediği çok nadirdir.
İnsanın hatalarının en gülünç sebebi aklı ile hisleri arasındaki savaştır.
...Hakikatın bu iki kaynağı, hisler ve akıl, güvenilir olmadıkları gibi, birbirlerini de yanıltırlar.Hisler, aklı aldatıcı görünümlerle yanıltır ve akla hissettirdikleri bu aldatmacaya sonra kendileri de kanarlar.Böylece akıl da hislerden intikam almış olur.
İnsan ne kadar kederli olursa olsun, bir eğlenceye, oyalanmaya dalması sağlanırsa bir süreliğine de olsa mutlu olur.Aynı şekilde insan ne kadar mutlu olursa olsun, tutku duyduğu bir şeyle meşgul olup oyalanmıyorsa veya sıkıntının yavaşça onu ele geçirmesini engelleyecek bir eğlencesi yoksa bir müddet sonra mahsun ve mutsuz olur.
Tarafınızı belirlerken hakikatı arama zahmetine girmelisiniz, çünkü gerçek ilkeye tapmadan ölürseniz, mahvoldunuz demektir.
İnsan ruhunun yüceliği vasatı korumayı bilmektedir.Yücelik vasattan ayrılmakta değil, ayırlmamaktadır.
Bir şey üzerinde yeterince düşünmemek de fazlaca düşünmek de bizi inatçı ve dediğim dedik kılar.
Her şeyin aynı yönde ve hızda hareket ettiğinde, bir gemi de olduğu gibi, hiçbir şey hareket etmemiş görünür.Herkes haddini aşarken, kimse haddini aşmıyor görünür.Kim durup kendine çekidüzen verirse, tıpkı sabit bir nokta gibi, başkalarının azgınlığına dikkat çeker.
İnsana tüm doğası hakkında bilgi veren iki şey vardır: içgüdü ve deneyim
İnsan ruhu hakkında o kadar yüce bir fikre sahibiz ki bir başka ruh tarafından değer verilmemeye veya küçük görülmeye tahammül edemiyoruz.Ve insanların tüm mutluluğu bu değere dayanır.
...birçok ıstırabı kendinde toplamıştı adeta, mahrumiyet, bunalım, kayıtsızlıktan doğan acı, ki kayıtsızlık da zaten aşırı acı çekmekten olur.
Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi.
Hiçbir şey olmaksızın yücelmek, geceleri kazandığım ne muhteşem bir zafer bu!
Hayattan çok az şey istedim - ama o, o kadarını bile esirgedi benden.Azıcık güneş, kırlar, bir lokma ekmek, bir lokma huzur, canımı fazla yakmayacak bir yaşama bilincim olsun ve...
Ah, evet anladım! Patron Vasques hayat'ın ta kendisi! Bize hükmeden ve hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz, tekdüze ve gerekli Hayat'ın.
Hissettiklerimle manzaralar çiziyorum ben.
...aramızda geçen konuşmadan en az anımsadığım, o sırada sarf edilen sözler olur - hem onunkiler, hem benimkiler.
Gördüklerimin hepsi düşten ve göz aldanmasından ibaret...
Hayata ayak uydurmamızın tek yolu, kendi kendimizle uyumsuz olmak.
Müziğin ya da düşün hafif bir soluğu, ne olursa olsun, yeter ki öyle ya da böyle bir şey hissetmemizi sağlasın, ne olursa olsun, yeter ki düşünmekten bizi alıkoysun.
Benim gibi yaşayan bir insan ölmez: Biter, solar, bitkisel hayata girer.Bulunduğunuz yer varlığını sizsiz sürdürür, geçtiğiniz sokak görülmez olduğunuz halde yaşar, içinde yaşadığınız ev, siz olmayan sizi barındırır.Hepsi budur ve biz buna hiçlik deriz...
Doğruluk duygusu, haklı olmanın verdiği doyum, özsaygı, bizi ayakta tutan ya da ilerleten güçlü güdülerdir sevgili beyefendi.Tersine, insanları bundan yoksun bırakırsanız onları kuduz köpeklere çevirirsiniz.
...hırslı ve bayağı insanlardan daha üste çıkmanız, erdemin artık yalnıza kendisiyle beslendiği en yüce noktaya ulaşmanız anlamına gelir.
Eğer pezevenkler ve hırsızlar her zaman, her yerde mahkum olsa, namuslu insanlar kendilerini daima masum sanırdı...
Beden keyifsiz oldu mu yürek de ölgünleşir...yaşamayı unutuyordum sanırım.Evet, her şey o zaman başladı galiba.
Her insanın temiz hava gibi, kölelere de gereksinimi vardır.
Aramızda kalsın, o halde kölelik, tercihen kölelik kaçınılmaz bir şeydir...Böylece onlar gülümsemeye devam ederler, biz de vicdanımızı rahatlatırız.
...yaşamın yüzeyinde ilerliyordum, sözcüklerin arasında, asla gerçeğin içinde değil...Kendimden başka kimseyi anımsamıyordum asla.
...kimse zevkleri konusunda ikiyüzlü davranmaz.
Onlara iyi bir oyun oynamak, bir tür ceza vermek için kendimi öldürmeyi düşündüğüm gün keşfettim bunu.Ama kimi cezalandırıcaktım?Birkaçı şaşıracak, kimse kendini cezalandırılmış hissetmeyecekti.Böylece anladım ki dostlarım yoktu.
mesele...yargıdan kurtulmaktır....ne kadar küçük olursa olsun, onlara bizi yargılamaları için fırsat vermeyelim!
Kendimde yargılanacak bir yan olduğunu kavradığım andan beri, onlarda da dayanılmaz bir yargılama eğilimi bulunduğunu anladım.Evet eskisi gibi oradaydılar ama gülüyorlardı.
...mutlu olmak için başkalarıyla fazla ilgilenmemek gerekir.
...insanlar yargılanmamak için yargılamaya koşarlar.
...herkes zengin olmaya çalışır.Niçin?...Güç kazanmak için elbette...Zenginlik, henüz aklanma yerine geçmese de elde etmekte daima fayda olan bir ertelemedir.
...çoğu zaman kendimize benzeyen ve zayıf yanımızı paylaşan kimselere açarız içimizi.Demek ki kendimizi düzeltmeyi ya da iyileştirmeyi istemeyiz.
...alçakgönüllülüğün parlamama, küçülmenin galip gelmeme, erdeminse ezmeme yardım ettiğini anladım.
Daha kötüsünü deneyimledim ben, insanların yargısını.
Bir insanı öldürmek için her zaman nedenler vardır.Buna karşın, onun yaşamasını haklı çıkaracak bir şeyi bulmak olanaksızdır.İşte bu yüzden suç daima kendine avukat bulur, masumiyet ise sadece bazen.
Yalan söyleyen kişi bazen bir şeyin içyüzünü, doğru söyleyenden daha iyi ortaya çıkarır.Hakikat, ışık gibi kör eder.Yalansa, tersine, her nesnenin değerini artıran güzel bir alacakaranlıktır.
Kendimi ne kadar suçlarsam, sizi o kadar yargılama hakkına sahibim.
"...içine doğan düşünceleri bir düzene sokup aydınlatmadıktan, o düşüncelere okuru çeken tatları veremedikten sonra, yazmaya kalkışmak kişinin vaktini de kalemini de bağışlayamayacağımız ölçüde kötüye kullanması demektir."
"kein denebilecek önermeler ortaya koymayacağım, çünkü gördüğüm kadarıyla olasılıkların ötesine geçemem ben."
Statius:"İnsan gelecek kuşaklar için ağaç diker."...şu anı düşündüğümüz kadar geleceği de düşünmemizden başka ne anlama gelebilir ki?