adsense

30 Ocak 2023 Pazartesi

Dört Anlaşma (Toltek Bilgelik Kitabı)

Toltek, kadim spiritüel bilgileri ve uygulamaları araştırmak ve korumak için bir toplum oluşturan bilim insanları ve sanatçılardı.

Tüm zihniniz sisin ta kendisi.Toltekler buna mitote diyor.Zihniniz binlerce kişinin aynı anda konuştuğu ve kimsenin birbirinin anlamadığı bir rüya...Bu, illüzyon anlamına geliyor, kişiliğin "ben" sandığı şey.

Birinci anlaşma, kullandığınız sözcüklerde kusursuz olabilmenizdir.

Söz bir güçtür; kendinizi ifade etme ve iletişim kurma gücüdür.
Sözlerinizin arı olması çok önemlidir....Sözlerinizde günahsız olmak, sözleri kendinize karşı kullanmamaktır.Size aptal olduğunuzu söylediğimde...gerçekte kendime karşı kullanmış olurum...Kızgınlık duyup size duygusal zehir akıttığımda, bu sözü kendime karşı kullanmış olurum.
Gerçek, sözünüzde günahsız olmanız için gereken en önemli niteliktir.

"Mutsuzluk arkadaş arar." Korku ve acı toplumsal rüyanın önemli bir parçasıdır.

Sözlerinizi sevginizi paylaşmak için kullanın.

İkinci anlaşma, hiçbir şeyi kişisel algılamamaktır.

Bireysel önemlilik, ya da kişisel algılamak, bencilliğin en üst düzeydeki ifadesidir.

Hayır, hiçbir şeyi kişisel algılamıyorum.Sizin bakış açınız sizin dünyanızı yansıtır...Fikirleriniz daima kendinizle ilgilidir, benimle değil.

İnsanlar kendilerinin mükemmel olmadığının sizin tarafınızdan keşfedilmesinden korkuyor.Sosyal maskeden sıyrılmak acı vericidir.Birisinin söylediği ve yaptığı şey arasında fark varsa ve siz davranışa değil de söylenene kulak vermeyi seçerseniz, kendinize yalan söylemiş olursunuz.

Gerçeği kabul etmek iyileşmenin başlangıcıdır...
Birisi size sevgi ve saygıyla davranmıyorsa, o kişinin sizden uzaklaşması sizin için bir armağandır.

Asla başkalarının davranışlarından sorumlu değilsiniz.Sadece kendi davranışlarınızdan sorumlusunuz.

Bu anlaşmaya uyduğunuzda..alay edilme ya da reddedilme korkusu olmadan istediğiniz kişiye  "seni seviyorum" diyebilirsiniz.

Üçüncü anlaşma, varsayımda bulunmamaktır.

Soru sormak daima varsayımlarda bulunmaktan iyidir. Çünkü varsayımlar yaşamınıza acıları davet eder....Hayal gücümüzün ürünü olan rüyalarımızı realite olarak tanımlama alışkanlığımız var.

Biz, kendimizle ilgili varsayımlarda da bulunuruz....Yapabileceğimiz şeyleri abartır ya da yapabileceğimizden cok daha düşük bir amaç edinmeniz, kendinize doğru soruları sormak ve yanıtını almak için zaman ayırmamanızdan kaynaklanır.

Kendinizin varsayımlarından kurtulmanın yolu soru sormaktan geçiyor.İletişimin açık olmasına özen gösterin.Anlamadığınız bir şeyi sorun...Aynı zamanda siz de ne istediğinizi söylemekten çekinmeyin.

Varsayımsız bir iletişim açık ve nettir, duygusal zehirden arınmıştır.

Dördüncü, daima yapabildiğinin en iyisini yap.

Aksiyon, hareketlilik, dolu dolu yaşamaktır.Aksiyonsuzluk, yaşamı yadsımanın bir yoludur....Çünkü canlı olmaktan ve kim olduğunuzu ifade etmek için risk almaktan korkarsınız...Kim olduğunuzu ifade etmek aksiyona geçmektir.

Yaşam sizden neyi alıyorsa, bırakın gitsin.Aktif bir teslimiyet duygusu içinde geçmişi bıraktığınızda, anda dolu dolu, canlı olmanıza izin verirsiniz.

Ayağa kalkın ve insan olun...Bedeninize saygı duyun, sevin, besleyin, temizleyin ve iyileştirin.Egzersiz yapın ve bedeninizin kendisini iyi hissetmesini sağlayın.

Dikkatinizi geleceğe değil, bugune yöneltin.Anda yaşayın.

Gerçek siz, hiç büyümemiş olan içinizdeki o küçücük çocuktur.Bazen içinizdeki çocuk dışarıya çıkar.O anlarda kendinizi mutlu hissedersiniz...Biz hala çocuğuz ama özgürlüğümüzü yitirmiş bir çocuğuz.

Toltek olmak bir yaşam yoludur.

Affetmek, iyileşmenin tek yoludur.Affetmeyi seçmek kendimize şefkat duymak demektir.

Gerçek, neşter gibidir.Gerçek acı veriri çünkü yalan iltihabıyla kaplı bütün yaraları açar ve temizler.Yaraları neşterin geçici acısına katlanarak iyileştirebiliriz.

Beni mutlu eden sevgi, sizinle paylaşabildiğim sevgidir.Sizi sevdiğimi niye yadsıyayım ki? Sizin, sevgime karşılık verip vermemeniz önemli değildir....Beni şu anda mutlu eden şey, size "seni seviyorum" diyebilmektir.

İfade edilen sevgi, sadece mutluluk üretir...Sevgiyle yaşadığınızda zihninizdeki sis yok olur.

15 Ocak 2023 Pazar

Simyacı


...her zaman aynı insanları görürsek onları yaşamımızın bir parçası saymaya başlarız.Yaşamımızın bir parçası saydıkça da onlar bizim yaşamımızı değiştirmeye çalışırlar.Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır...Ne var ki hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmez.

Karar vermek, alıştığı şey ile sahip olmayı çok istediği şey arasında seçim yapmak  zorundaydı.

Bir şeyi gerçekten istediğin zaman, arzunu gerçekleştirmeni sağlamak için bütün evren işbirliği yapar.

Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun.

...çıktığın yolda keşfettiğin şeyin bir anlamı olması için hazineni mutlaka bulmak zorundasın.

Fatima: "İnsan sevdiği için sever.Aşk'ın hiçbir gerekçesi yoktur."

Bir tek öğrenme yöntemi vardır...Eylem yöntemi.Bilmen gereken her şeyi sana yolculuk öğretti.

Bir düşün gerçekleşmesini bir tek şey olanaksız kılar: başarısızlığa uğrama korkusu.

...çünkü sevdiğimiz zaman, olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.

Paulo Coelho

14 Ocak 2023 Cumartesi

Biraz da Film...Age Of Adeline

“- Flemming: Don't you miss having someone to love?
- Adaline Bowman: It's not the same when there's no growing old together. Without that, love is just heartbreak.” 

“- Adaline Bowman: Tell me something I can hold on to forever and never let go.
- Ellis Jones: Let go.”

Ellis Jones: You know they have a saying in Italy. Anni, amori, e bicchieri di vino, no che contato mai.
Adaline Bowman: Years, lovers... wine cups?
Ellis Jones: Years, lovers, and glasses of wine. These are things that should never be counted.

Adaline Bowman: There you go again, putting your hand in places it doesn't belong.

William Jones: Do you love her?.
Ellis Jones: Yes, i am.
William Jones: How do you know?.
Ellis Jones: Dad, I didn't kn...
William Jones: This is a simple quest, how do you know?.
Ellis Jones: Everything is not make sense without her.


9 Kasım 2022 Çarşamba

Kral Lear

Cordelia:Sevgim, bütün sözlerden daha gerçek, daha zengin değil mi?

Soytarı: Rüzgarın estiği yana gülümsemeyi bilmiyorsan, açıkta kalıp şifayı kaparsın...

Gerçek, kulübesinde hapsedilen sadık bir köpektir, o kırbaçla kovalanırken dişi tazı da ocak başına kurulup etrafı kokutur.

Akıllanmadan yaşlanmamalıydın da ondan.

Lear: Baskı altında kalan benliğimiz,
Bedenimizle birlikte sarsınca ruhumuzu
Gerçek kimliğimizi yitiririz.

Lear: Göze iyi görünür kötü kişiler
Daha kötüleri varsa eğer;
En kötü olmamak da
Bir bakıma övgüye değer

Lear: Ama hastalığın büyüğü bulunduğu yerde, küçüğü hissedilmez

Edgar:En acıklı değişim, yüksekteyken, iyiden kötüye olanıdır,
Kötü durumdakiler içinse her değişim iyiye doğrudur.

Gloucester: Yolum kalmadı ki, göze ihtiyacım olsun,
Zaten görebildiğim zamanlar da yolumda tökezledim
Varlık çoğu kez aşırı güven veriyor herkese,
Oysa yokluk, düşkünlük yararlı oluyor bizlere

Lear: Şimdi şu ikisinin yerlerini değiştir,duma duma dum!Kim yargıç, kim hırsız?

Ne kırbaçlayıp duruyorsun o zavallı orospuyu?Kırbaçlayacaksan, kendi sırtını kırbaçla!Onu kırbaçlamana neden olan şeyi, sen onunla yapmak için yanıp tutuşmuyor musun?

----
Eskiden, aşık delikanlılar, aşklarını kanıtlamak için kollarını yaralayıp kanlarını şaraba karıştırılar ve sevdikleri kadınların sağlığına kadeh kaldırırılardı

3 Kasım 2022 Perşembe

Genç Werther'in Acıları

Değerli dostum, insanın kalbini anlamak olanaksız bir şey! O kadar sevdiğim, o kadar bağlı olduğum senden uzaklaşıyorum ve bundan mutluluk duyuyorum!

...saygı görmek adına alt tabaka insanlarından kendini uzak tutmak gerektiğine inanan kişi, yenilgiden korktuğu için düşmandan saklanan bir korkak kadar eleştiriyi hak eder.

İnsan aslında karmaşık bir varlık değil.Çoğunluğu zamanın büyük bir bölümünü yaşamak için kullanıyor, geriye kalanı ise, özgür oldukları küçük zaman diliminden öyle korkuyor ki, ondan kurtulmanın her türlü yolunu deniyor.İşte insanın değişmez yazgısı!

Ancak kendi içime dönersem bir dünya buluyorum!

...insanda hem uzaklara gitmek, yeni keşifler yapmak, gezip dolaşmak, hem de sınırlamalara gönüllü olarak boyun eğmek, alışkanlıkların açtığı yolda ilerlerken sağa sola sapmamakla ilgili dürtüler konusunda çok kafa yordum.

Belirmekte olan bütünüyle önemli bir şey gözlerimizin önüne gelir, gözlerimiz gibi duygularımız da onun içine karışmak ister ve biz, ah, tüm varlığımızla kendimizi ona vermeyi, büyük ve muhteşem tek bir duygunun tüm hazzıyla dolmayı özleriz. -Ah,oraya vardığımızdaysa, orası şimdi burası olmuşsa, her şey her zamanki haline bürünür, zavallılığımızın ve sınırlılığımızın içinde kalakalırız, ruhumuzsa kaçırdığımız huzura özlem duyar.

Uyandığımda büyük bir neşeyle güzel güneşe bakarken "Onu göreceğim" diye bağırıyorum sabahları..Ve o an bütün gün yapmak istediğim başka bir şey gelmiyor aklıma.Her şey, her şey bu ümitle iç içe geçiyor.

Her gün kendimi kandırmaya çalışıp yemin billah ediyorum: Bir kez olsun yarın görme diye.Ertesi gün olunca yine karşı konulmaz bir sebep buluyor, ne olduğunu anlamadan bakıyorum onun yanındayım.

Hayatta " ya öyle, ya böyle" ile nadiren yol alınıyor...

Gücünü tüketen hastalık, aynı  zamanda ondan kurtulma cesaretinden de onu yoksun bırakmaz mı?

...bazen bir anlığına beni yerimden sıçratıp kendime getiren bir cesarete kapılıyorum,o an - nereye gideceğimi bilsem, koşa koşa gideceğim.

"Ah siz akıllı insanlar!" dedim gülümseyerek."Tutku! Sarhoşluk! Delilik! Empati kurmadan, orada öyle rahat rahat oturun, alkoliği eleştirin, aklını kaçırmıştan nefret edin...

"insan sonuçta insan, tutkunun önüne geçilemiyorsa ve insanların koyduğu sınırlar birinde baskı uyandırıyorsa, bir insanın sahip olduğu birazcık akıl yeterli olmaz veya bir işe yaramaz.Çoğunlukla, neyse başka zaman..."deyip şapkama uzandım...Bu dünyada birinin diğerini anlaması o kadar kolay bir şey değil.

Dünyada insanı gerekli kılan tek şeyin sevgi olduğuna kuşku yok.

Böyle mi olucaktı, insanı sonsuz derecede mutlu kılan şey, aynı zamanda üzüntüsünün kaynağı mı olmalı?

Hiçbir yerde peşimi bırakmayan içimdeki sıkıntılı huzursuzluk nedeniyle mi acaba içinde bulunduğum durumun değişmesini arzuluyorum?

Ciddiye almayınca her şeye katlanılır!Ciddiye almamak mı?Nasıl oldu da kalemimden böyle bir söz döküldü...Ah, biraz kaygısız olmak beni şu güneşin ışıdığı dünyada insanların en mutlusu yapardı.

Gittiğim her yerde hayali peşimde!İster uyanık olayım, ister rüya göreyim fark etmiyor, ruhum tümüyle onunla kaplı!

Johann Wolfgang Von Goethe

26 Ekim 2022 Çarşamba

Düşünceler

Zihin nasl yozlaşırsa hisler de yozlaşır.

Bir insana hatalı olduğunu göstermek, faydalı olacak şekilde onu düzeltmek istediğimizde, kişinin meseleyi hangi yönüyle ele aldığına dikkat etmeliyiz, çünkü o yönden bakılırsa kişi genellikle haklı çıkar.Biz de hakkını teslim etmeli, ancak hatalı olduğu yönü de ona göstermeliyiz.Bu karşımızdakini memnun edecektir, çünkü yanılmadığını, sadece meseleye her yönden bakmayı başaramadığını görecektir.

Başkalarının aklına gelen sebeplere değil de, kendi keşfettiğimiz sebeplere genelde daha kuvvetle ikna oluruz.

Gündelik bir konuşma sırasında bir tutku veya bir izlenim dile geldiğinde, işittiğimiz şeyin gerçekliğini içimizde hissederiz, öncesinde içimizde olduğunu bilmesek de...ve bize bunu hissettiren kişiyi sevmeye başlarız, çünkü bize hissettirdiği şey kendi zenginliği değil yine bizim zenginlimizdir.Bu durum ondan hoşlanmamızı sağlar, paylaştığımız düşünsel ortaklığın, kalbimizi onu sevmeye yöneltmesi kaçınılmazdır.

İnsanların hakkınızda iyi düşünmesini mi istiyorsunuz? Kendinizden konuşmayın.

Ya çok gelir şarap ya da az.Çok verin, gerçeği bulamaz.Az verin, yine aynı.

...bütünü bilmeden parçaları, tek tek parçaları bilmeden de bütünü bilmeyi olanaksız sayıyıyorum.

Akıl hiçbir zaman hayalgücü karşısında üste çıkamazken hayalgücünün aklı kürsüsünden indirmediği çok nadirdir.

İnsanın hatalarının en gülünç sebebi aklı ile hisleri arasındaki savaştır.

...Hakikatın bu iki kaynağı, hisler ve akıl, güvenilir olmadıkları gibi, birbirlerini de yanıltırlar.Hisler, aklı aldatıcı görünümlerle yanıltır ve akla hissettirdikleri bu aldatmacaya sonra kendileri de kanarlar.Böylece akıl da hislerden intikam almış olur.

İnsan ne kadar kederli olursa olsun, bir eğlenceye, oyalanmaya dalması  sağlanırsa bir süreliğine de olsa mutlu olur.Aynı şekilde insan ne kadar mutlu olursa olsun, tutku duyduğu bir şeyle meşgul olup oyalanmıyorsa veya sıkıntının yavaşça onu ele geçirmesini engelleyecek bir eğlencesi yoksa bir müddet sonra mahsun ve mutsuz olur.

Tarafınızı belirlerken hakikatı arama zahmetine girmelisiniz, çünkü gerçek ilkeye tapmadan ölürseniz, mahvoldunuz demektir.

İnsan ruhunun yüceliği vasatı korumayı bilmektedir.Yücelik vasattan ayrılmakta değil, ayırlmamaktadır.

Bir şey üzerinde yeterince düşünmemek de fazlaca düşünmek de bizi inatçı ve dediğim dedik kılar.

Her şeyin aynı yönde ve hızda hareket ettiğinde, bir gemi de olduğu gibi, hiçbir şey hareket etmemiş görünür.Herkes haddini aşarken, kimse haddini aşmıyor görünür.Kim durup kendine çekidüzen verirse, tıpkı sabit bir nokta gibi,  başkalarının azgınlığına dikkat çeker.

İnsana tüm doğası hakkında bilgi veren iki şey vardır: içgüdü ve deneyim

İnsan ruhu hakkında o kadar yüce bir fikre sahibiz ki bir başka ruh tarafından değer verilmemeye veya küçük görülmeye tahammül edemiyoruz.Ve insanların tüm mutluluğu bu değere dayanır.

Tutkular olmaksızın sadece akıl olsaydı.
Akıl olmaksızın sadece tutkular olsaydı.
İkisinden de nasibini almış insan kavgasız olamaz, bunlardan biriyle barışması ancak diğeriyle savaş halindeyken mümkün olabilir.
Bu yüzden her zaman bölünmüş, kendisiyle çelişir durumdadır.

Tenin işlerinde hükmeden tam anlamıyla hevestir.
Zihnin işlerinde, merak.
Bilgelikte ise tam anlamıyla gurur.

Pascal

7 Ekim 2022 Cuma

Huzursuzluğun Kitabı

Karşımda yalnızca, bir sıkıntı duvarıyla kuşatılmış, taş kesilmiş bir şimdi var.Irmağın karşı kıyısı, karşıda bulunduğuna göre, asla bu taraftaki kıyı değil, çektiğim acıların tek sebebi de bu.Nice limanlara yanaşacak gemiler var elbette; ama hiçbiri hayatın ıstırap vermez olduğu limana varmayacak, her şeyi unutabileceğimiz bir rıhtım da yok.

Hissetmek - ne renktir acaba?

...birçok ıstırabı kendinde toplamıştı adeta, mahrumiyet, bunalım, kayıtsızlıktan doğan acı, ki kayıtsızlık da zaten aşırı acı çekmekten olur.

Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi.

Hiçbir şey olmaksızın yücelmek, geceleri kazandığım ne muhteşem bir zafer bu!

Hayattan çok az şey istedim - ama o, o kadarını bile esirgedi benden.Azıcık güneş, kırlar, bir lokma ekmek, bir lokma huzur, canımı fazla yakmayacak bir yaşama bilincim olsun ve...

Ah, evet anladım! Patron Vasques hayat'ın ta kendisi! Bize hükmeden ve hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz, tekdüze ve gerekli Hayat'ın.

Hissettiklerimle manzaralar çiziyorum ben. 

...aramızda geçen konuşmadan en az anımsadığım, o sırada sarf edilen sözler olur - hem onunkiler, hem benimkiler.

Gördüklerimin hepsi düşten ve göz aldanmasından ibaret...

Hayata ayak uydurmamızın tek yolu, kendi kendimizle uyumsuz olmak.

Müziğin ya da düşün hafif bir soluğu, ne olursa olsun, yeter ki öyle ya da böyle bir şey hissetmemizi sağlasın, ne olursa olsun, yeter ki düşünmekten bizi alıkoysun.

Benim gibi yaşayan bir insan ölmez: Biter, solar, bitkisel hayata girer.Bulunduğunuz yer varlığını sizsiz sürdürür, geçtiğiniz sokak görülmez olduğunuz halde yaşar, içinde yaşadığınız ev, siz olmayan sizi barındırır.Hepsi budur ve biz buna hiçlik deriz...

"Çünkü gördüğüm şeylerin boyundayım ben,
Kendi boyumda değil."

Mağazalarda çalışanlar, bürolarda ayak işleri yapanlar ya da küçük tüccarlar...Hepsinin geleceği, benimki gibi, geride kalmış.

Sadece acı bizi büyütür, acının göğsünde bekleyen sıkıntı, tıpkı eski kahramanların torunları gibi bir simgeye benzer.

İnsan ruhunun bütün ömrü, loş ışıktaki kıpırdanmakla geçer. Bilincin yarı karanlığında, olduğumuz ya da olduğumuzu varsaydığımız şeye asla uyum sağlayamadan yaşarız. 

Ah, nasıl da isterdim hiç olmazsa bir ruha biraz zehir, huzursuzluk, şaşkınlık katmayı...Ama sözlerimin karşısında titreyen tek bir ruh var mı? Beni duyabilecek tek bir varlık var mı, benden başka?

Sıradan insan için, hissetmek yaşamaktır, yaşamayı bilmektir.Ben ise, yaşamak düşünmektir, derim; hissetmek ise düşünmeyi beslemekten başka işe yaramaz.

"Ruhum hayatımdan yoruldu." Eyüp'ün kitabından

Hayatla aramda ince bir cam var. Açıkça görmeme ve anlamama rağmen dokunamıyorum hayata.

...heyecanını algıladığımız şu kıyılarda, hangi denizlerdir içimizde yankılanan! Yitirilmiş olan, istenmiş olması gereken, yanlışlıkla elde edilen ve kazanılan şey; sevip yitirdiğimiz, yitirdikten ve sırf bunun için sevdikten sonra ilk başta sevmediğimizi fark ettiğimiz şey; bir anı olduğu halde heyecan sandığımız şey; deniz kıyısındaki gece gezintim sürmekteyken gecenin en derin yerinden olanca heybetiyle, gürültüyle gelen, kumsala narin köpükler saçan taze okyanus...

Her şey için ayrı ayrı hissetmeye kalktığımda ne çok ölüyorum!

En çok anlamak yoruyor bizi.Yaşamak, düşünmemektir.

İnsan hayata özen gösterdikçe, düş dünyasıyla ilgilenemez olur.İktidar sahibi olmak isteyen, bayalığın ötesine geçmelidir.

Hiç görmemiş olduğum her şeyi göreli çok oldu.
Henüz görmemiş olduğum her şeyi göreli çok oldu.

Ah, düşsünler yollara var olmayanlar...Ama düşünenler ve hissedenler, hayata karşı uyanık olanlar; trenlerin, arabaların ve gemilerin korkunç isterisi yüzünden, ne uyuyabilir, ne de uyanık kalabilirler.

Vazgeçmek, kendimizi özgür kılmamız demek.Hiç bir şey istememek ise, güç sahibi olmak anlamına gelir.

"Her şey idim; hiçbir şeye değmezmiş." Septimus Severus

Hissetmek ne büyük bir ağırlık!Hissetmek zorunda olmak ne büyük bir ağırlık!

Derin duyarlılığın, hayat tecrübesiyle hiçbir ilgisi yoktur...Asıl tecrübe gerçekle olan bağı azaltmak, ama o bağı aha yoğun tahlil etmek demektir.Duyarlılık böyle gelişir, derinleşir, çünkü her şey bizdedir, yeter ki aramayı bilelim.

...gerçekleşebilir olanı düşlersen, o zaman sahici düş kırıklığı diye bir şeyin gerçekten var olabileceğini anlarsın...Bize olanaksızı vaat eden düş, zaten böylelikle bizi en baştan, ondan mahrum etmiş olur; ama gerçekleşebilir olanı vaat eden düş hayatın kendisine müdahale eder, çözümü de ondan bekler.

Kader'in oldum olası en büyük eğlencesi, kendine ait şeylere karşı bende sevgi ya da istek uyandırmak olmuştur, sırf ertesi gün o şeye sahip olmadığımı, asla da olamayacağımı göreyim diye.

Kırda sabah var olur, şehirlerde ise, vaat eder.Biri yaşatır, öteki düşündürür....ben de, düşünmenin yaşamaya yeğ olduğunu hissedeceğim daima.

Sevilmek, gercekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur! Başkasının heyecanlarının yükü haline gelmek nasıl bir yorgunluktur!

Başkalarına hükmetmeye ihtiyaç duymak, onlara ihtiyaç duymak anlamına gelir.Dolayısıyla şef, başkalarına bağımlıdır.

Eylemek, kendine karşı tepki göstermektir.Etkilemek, kendinden çıkmaktır.

Sahip olan, kaybeder.Bir şeye sahip olmaksızın hissedeceğini hisseden ise o şeyi korumuş olur, çünkü o şeyin içinden özünü çekip almasını bilmiştir.

Aşkın hallerini anlamak için, aşkı yaşamaktansa bastırmak daha iyidir.

Berrak bir şekilde görebilmenin yolu hiç eylemde bulunmamaktan geçer.

Yaşadığımız yerde ne yaşanıyorsa, aslında bizde yaşanır.Gördüklerimiz arasında sona eren şeyler, bizde sona erer.Var olmuş insanlar - var oldukları sırada görmüşsek - yok olduklarında bizden koparılmıştır.

Hissetme yetisine sahip bir insanı ne soyut sarhoşluklar, ne maddi alemin harikaları tatmin edebilir.

Dünya hiçbir şey hissetmeyenlere aittir.Eylem adamı olmanın birinci şartı duyarsız olmaktır...Her eylem doğası gereği kişiliğimizi dış dünyaya yansıtır...kişiliğimizi yansıttığımız zaman esas olarak bir başkasının yolunu kesmiş, eyleme biçimimizle ötekileri huzursuz etmiş, yaralamış, ezmiş oluruz.

Birine yakınlık duyduğumuz zaman her şey biter...,çünkü eylem adamı ona da aynı şekilde davranır:ayağıyla iter ya da üzerinden atlayıp geçer.

Sanat, eylemin mecburen unuttuğu duyarlılığa ulaşmanın yoludur.

Bütün eylem adamları esasında enerjik ve iyimserdir, çünkü hiçbir şey hissetmezseniz mutlu olursunuz.Bir eylem adamını hep keyifli olmasından tanırsınız...Başkalarını yönetebilmenin yolu neşeli bir micaza sahip olmaktır, çünkü hüzün, hisleri olanların harcıdır.

Ruhum gizli bir orkestra; bilemediğim çalgılar çalınıyor, kemanlar ve arplar, kudümler ve davullar içimde yankılanıyor.Kendime ancak bir senfoni diyebilirim

Çaba sarf etmek suçtur; çünkü her eylemle bir düş ölür.

Mutsuzluğunun farkında olmayan bunca insanın mutluluğu beni ürpertiyor.İnsani hayatları, gerçekten duyarlı olsalar sonsuz acı verecek olaylarla dolu.

Düş adamı, hayal ettiği zaman yaşamadığı için ölür; eylem adamı ise, yaşarken hayal kuramamaktan mustariptir.

Hiç düşündün mü ne kadar cahiliyiz birbirimizin? Birbirimizi görmeden görüyoruz birbirimizi. Birbirimizi duyuyor ve sadece kendi içimizdeki sese kulak veriyoruz.

...Hissedilmiş olan neyse, yaşanmış olan da odur.

En çok yaşadığımız zaman, çok düşündüğümüz zamandır.

Otların arasına uzanmış, uzaktan üç hasatçıyı seyreden bir İngiliz şairin bir sözü vardır: "Dördüncü bir hasatçı var, o da benim."

Ne uzun yaşadım hiç yaşamaksızın! Ne çok düşündüm hiç düşünmeksizin!

Yorgunluk bir keyif olabilir ve keyifte hep biraz keder vardır.

Heine, büyük trajedilerin ardından son noktayı sümkürerek koyarız, demişti...Hayat bilincine varsak çekilmez hale gelirdi.Neyse ki buna kalkışmıyoruz bile.

Bilmeden mutluluk olmaz.Ama mutluluğu bilmek de kendi içinde üzücüdür; çünkü insanın kendi mutluluğunu bilmesi, aynı  zamanda mutlu anları aşması, dolayısıyla onları hemen ardında bırakması demektir....Ne yapmalı?...mutluluğu hissettiğimiz anda, hissettiğimizden başka hiçbir şey düşünmeksizin mutlu olmalı, geri kalanı, geri kalan her şeyi dışlamalı.

Ne olursa olsun, acı önünde sonunda gözlem penceresinden, düşünce kapısından girecektir.

Sevgi vermek, sevgiyi kaybetmek demektir.
Hayata sırt çevirelim, kendimize sırt çevirmemek için.
Kadın - ideal düş kaynağı.Sakın el sürme.
Varlıkların kendisinden değil, uyandırdıkları düşüncülerden ve düşlerden zevk almayı öğren.

İnsanın kendine kurabileceği en büyük imparatorluk, bedeniyle, ruhuyla kendini, kaderin hayatını geçirmesini emrettiği yer ve alan olarak değerlendirip, kendine karşı duyarsızlaşmasıdır.

Kendi gözümüzde küçülmemek için, hırs, tutku, arzu ya da umut beslememeye, atılımlar yapmamaya, coşkusuz yaşamaya alışalım, yeter.

Günün birinde sevilmek, bir yabancıyla senlibenli konuşmak kadar  imkansız gelir bana.

Hayyam'ın sıkıntı...asil ve derindir...Süleyman'ın lafına gelmiş bir sıkıntıdır: "Gördüm ki her şey boşmuş, ruhun çektiği acılardan ibaretmiş."

Hayat, onu ne hale getiriyorsak odur.Yolculuklar, yolcuların kendisidir.Gördüğümüz, gördüğümüzden değil, biz her neysek, ondan ibarettir.

Konuşmak, başkalarına haddinden fazla ilgi göstermek demek.

İnsanlığın bütün trajedesi...düşüncelere daldığımız sırada yanımızda olanların, asla düşündüğümüz gibi olmadığını ortaya koyuyor bu.

Sevmek, kendini vermektir.İnsan ne kadar çok verirse, aşk da o kadar büyük olur.Ama kendini tamamen vermek ötekinin bilincini de ortaya sermek olur.Dolayısıyla aşkların en büyüğü ölüm, unutuş ya da vazgeçiştir.

Aşk pratiğe dökülmesi gereken bir gizemcilik, sırf gerçekleştirilmek üzere hayal edilmiş bir imkansızlıktır.

Hayal etmek, kendini bulmak demektir...Ruhundaki manzaraların peşine düşeceksin...Hayal kurma sanatı zordur, çünkü bütün çabaların çaba harcamamaya yoğunlaşmaktan ibaret olduğu bir edilgenlik sanatıdır.

Sanat, bir yalnızlıktır.

Bilinen herhangi bir liman değildi yola çıktığım yer.hangi limandı, bugün hala bilmem, çünkü hiç gitmedim.Zaten yolculuğun kutsal amacı, var olmayan limanları keşfetmekti.

Fernando Pessoa